hulya
08-10-2007, 05:49
“Murat, murat hadi uyan, okula geç kalacaksın.” diyerek odaya giren
ali’nin sesi bir anda değişmişti. Gördüğü manzara kanını dondurmuş,
dizlerinin bağını çözmüştü.Ayakta durabilmek için Murat’ın masasına
biraz daha yaklaştı. Ellerini duvara dayamıştı. Ne yapacağını bilemez haldeydi. Ne yapabilirdi ki yıllardır aynı evde kaldıktan sonra birkaç
ay önce evlenip bir iki gün önce eşinden boşanıp(boşanmak zorunda kalıp)
eve geri dönen arkadaşı şimdi yatakta ve ağzından kan gelmişti. Kımıldamıyordu gözlerinin sadece beyaz kısmı görünüyordu ve yukarı doğru kaymıştı.Korku filmlerindeki ölü insanlara çok benziyordu. Doğru filmlerde ölüleri görmek çok zor değildi ama şimdi en yakın arkadaşı karşısındaydi
ve aynı o filmlerde olduğu gibi yatıyordu. Odaya gireli kaç dakika olmuştu acaba ya da kaç saat bilemiyordu ne zamandır bu açık kalan gözlere bakıyordu. Ne yapabilirdi ki şimdi, evde kimse yoktu, beyni durmuştu
sanki düşünemiyor, karar veremiyor, hareket edemiyor, ağlayamıyordu. Olduğu yerde öğlece kala kalmıştı. Bir an geldi kendisini toparladı ve bilinçsizce cebinden telefonu çıkararak bir yerlere ulaşmak istedi.112 'i
aradı karşısına çıkan kadına anlamsız birkaç kelime söyledikten sonra
aklına gelen ilk şeyi söyledi evin adresi.
Ellerini uzatıp yıllardır tanıdığı canından çok sevdiği arkadaşına bir defa dokunmak istedi ama yapamıyordu.Ya tepki vermezse kalbinin atmadığını
ilk Ali anlarsa ne yapardı?Tamam murat ağzından gelen kan ile yatıyordu
ama Ali onun ölebileceğini aklından dahi geçiremiyordu.Murat, can dostu,
bu kadar erken ölmüş olamazdı.Yaşı daha çok gençti. Doğru yakın zamanda çok acı çekmişti ama bu onun hayatının sonu değildi? Arkasını verdiği
masanın üzerine çevirdi kafasını, üzerinde haplar ve içi boş bir bardak
vardı.
Murat okul bitmeden hayatımın aşkı dediği Gülnur ile tanışmış ve okulun bitmesini beklemeden evlenme kararı almıştı ve bu fikri ilk duyan ali olmuştu.Ne kadar sevinçliydi.Murat Ali ye Gülnur ile evleneceğiz dediği zaman mutlulugu gözlerinden okunuyordu.Fakat şimdi o mutlu murat yoktu karşısında, yatakta kımıldamadan yatan biri vardı. Dokunamıyordu Ali, arkadaşının vücudundan korkuyordu . Kaç defa murat diye seslendiğini
dahi unutmuştu, dizlerinin üzerinde hiçbir şey yapamadan sadece
bakıyordu. Murat ölmüş olamaz hayır diyordu içinden bir ses ama
karşısındaki manzara bu fikrini çürütüyordu. Dışarıdan bir ambulans sesi duydu,evet gelmişlerdi,ayağa kalktı, çok zorlanarak kapıyı açmak için otomatiğin düğmesine dokundu.Üzerlerinde beyaz bir elbise giymiş iki genç görevli koşar adımlarla içeri girdi ve karşılarında bitkin bir halde onlara bakan Ali’yi gördüler. Her halinden belli oluyordu Ali’nin çok ciddi bir durumun söz konusu olduğu. Murat’ın yattığı odayı işaret etti Ali işaret parmağı ile, konuşamamıştı. Sağlık görevlileri hemen Murat’ın yanına
geldiler ve Murat’ın nabzını yokladılar. Birkaç dakika uğraştıktan sonra,
birbirlerinin yüzlerine baktılar. Bir şeyler ters gidiyordu onların halinden
bu anlaşılıyordu,ne yapacaklarını bilemez bir halde birkaç saniye beklediler. Birincisi arkasını dönüp kapının yanında şok geçirmiş bir halde bekleyen
Ali’ye “siz nesi oluyorsunuz” dedi. Ali konuşmaya çalıştı “ar ka da sı“, “üzgünüm, başınız sağ olsun” dedi sağlık görevlisi, bu arada diğer görevli
bir çarşaf ile murat ın yüzünü örttü ve cebindeki telsiz ile bir sedye istedi.
+++++++++ +++++++++++++++++++ ++++++++++++
Gülnur cantasından anahtarını çıkardı, kapının deliğine soktu. Diğer eli
ile kapının kolundan tutarak kendine çekti ve kapıyı açtı.Merdivenlere yönelmişti ki posta kutusundabir zarf dikkatini çekti.Üzerinde sadece “Gülnur’a”yazıyordu. Ne olduğunu anlamıştı,aldı mektubu ve çantasına
koydu, merdivenlerden çıkarak birinci kattaki iki numaralı daireye girdi.
Mektubu okumaya basladi
"Küçüğüm"
"Sen her şeyi abartıyorsun dedin ya son görüşmemizde, günlerdir bunu düşünüyorum.Ben her şeyi abartıyor muyum acaba?
İki yıl önce bir Pazar günü tanıdım seni ve hayatım o Pazar gününden sonra bir daha eskisi gibi olmadı. Yalnız değildim artık, hayatımın her açısını ikiye bölmüştüm. Kalbimi seninle, ruhumu seninle, hayallerimi seninle, okulumu seninle ve aşkımı seninle paylaştım.
Birbirimize o kadar çok benziyorduk ki, bir sergiye gitsek yüzlerce
farklı resmin arasından bir tanesini seçin deseler aynı resmi seçerdik.
Aynı rengi severdik.
İki yıl geçti aradan şimdi, evlendik, tüm dünyanın karşı olmasına rağmen,
çok mutluyduk ilk günlerde ama şimdi sen ayrı yerlerdesin ben ayrı.
Aynı iki yıl önce senle tanışmadan önceki hayatımla yaşıyorum, yalnızım.
Çok abartıyorum sevgilim. Ben sensiz bir hayat yaşayamayacağımı düşünüyorum. Sen olmayınca bir parçam eksik olacak. Hiçbir şarkının
sonunu getiremeyeceğim, hiçbir filmi bitiremeyeceğim ya da en sevdiğim kitabın sonunu senin dizlerinde okuyamayacağım.
Sevgilim, sen bu satırları okurken ben çok ama çok abartmış olacağım.
Bir daha asla haber almayacaksın benden, asla görmeyeceksin.
Bir parçasını şehir kütüphanesinin en eski kitabının tozlu sayfaları arasına bıraktım bu mektubun, kimseler bulamasın diye.
Bir parçasını bir şişeye koyup maviliklere bıraktım, aşkımız ebedi olsun diye.
Bir parçasını da sana gönderdim bebeğim, yalnızlığımı paylaşman adına…
Senin son sözünü kullanıyorum; çok abartıyorsun.
Evet bir tanem ben çok abartıyorum ve sanırım yine çok abartacağım…”
Gülnur mektubu bitirdiğinde ne yapacağını şaşırmıştı. Odaya giren annesine belli etmeden mektubu sakladı. Gözlerinden dökülen yaşları sildi. Birkaç dakika camdan dışarı baktı…
++++++++++ +++++++++++++++++++++ ++++++++++
“… çok abartacağım…”
Murat elindeki üçüncü kağıda bu sözleri yazdıktan sonra üçünü de ayrı zarflara koydu.Sabah ezanı okunuyordu, uykusuzluğa direnmeye çalışıyordu. Masadan kalktı ve üç zarfı da yanına alarak evden çıktı.
Saatler yirmi dördü gösteriyordu, yirmidört saati aşkın süredir uykusuz olan
murat bir elinde bir bardak su ve diğer elinde onlarca farklı renkte hap ile
oturuyordu. Elini ağzına götürmeye çalıştı ama yapamadı. Bir daha denedi
ama olmadı, bir türlü yapamıyordu. Sonra masa üzerinde duran aynaya baktı
ve “bir tanem çok abartmaya çalıştım ama yapamıyorum,ben abartamıyorum…”
dedi ve uykusuzluğa daha fazla dayanamayarak yatağına uzandı.
++++++++++++++ ++++++++++++++++++ ++++++++++++++#
Ali murat ın cansız bedenine bakıyordu. Nasıl yapmış olabilirdi ki bunu,
masanın üzerinde haplar duruyordu. Neden diyordu içinden neden?
Değer miydi hayatını bitirmeye? Bunu neden yaptın murat neden?
:'( :'( :'( :'( :'(
ali’nin sesi bir anda değişmişti. Gördüğü manzara kanını dondurmuş,
dizlerinin bağını çözmüştü.Ayakta durabilmek için Murat’ın masasına
biraz daha yaklaştı. Ellerini duvara dayamıştı. Ne yapacağını bilemez haldeydi. Ne yapabilirdi ki yıllardır aynı evde kaldıktan sonra birkaç
ay önce evlenip bir iki gün önce eşinden boşanıp(boşanmak zorunda kalıp)
eve geri dönen arkadaşı şimdi yatakta ve ağzından kan gelmişti. Kımıldamıyordu gözlerinin sadece beyaz kısmı görünüyordu ve yukarı doğru kaymıştı.Korku filmlerindeki ölü insanlara çok benziyordu. Doğru filmlerde ölüleri görmek çok zor değildi ama şimdi en yakın arkadaşı karşısındaydi
ve aynı o filmlerde olduğu gibi yatıyordu. Odaya gireli kaç dakika olmuştu acaba ya da kaç saat bilemiyordu ne zamandır bu açık kalan gözlere bakıyordu. Ne yapabilirdi ki şimdi, evde kimse yoktu, beyni durmuştu
sanki düşünemiyor, karar veremiyor, hareket edemiyor, ağlayamıyordu. Olduğu yerde öğlece kala kalmıştı. Bir an geldi kendisini toparladı ve bilinçsizce cebinden telefonu çıkararak bir yerlere ulaşmak istedi.112 'i
aradı karşısına çıkan kadına anlamsız birkaç kelime söyledikten sonra
aklına gelen ilk şeyi söyledi evin adresi.
Ellerini uzatıp yıllardır tanıdığı canından çok sevdiği arkadaşına bir defa dokunmak istedi ama yapamıyordu.Ya tepki vermezse kalbinin atmadığını
ilk Ali anlarsa ne yapardı?Tamam murat ağzından gelen kan ile yatıyordu
ama Ali onun ölebileceğini aklından dahi geçiremiyordu.Murat, can dostu,
bu kadar erken ölmüş olamazdı.Yaşı daha çok gençti. Doğru yakın zamanda çok acı çekmişti ama bu onun hayatının sonu değildi? Arkasını verdiği
masanın üzerine çevirdi kafasını, üzerinde haplar ve içi boş bir bardak
vardı.
Murat okul bitmeden hayatımın aşkı dediği Gülnur ile tanışmış ve okulun bitmesini beklemeden evlenme kararı almıştı ve bu fikri ilk duyan ali olmuştu.Ne kadar sevinçliydi.Murat Ali ye Gülnur ile evleneceğiz dediği zaman mutlulugu gözlerinden okunuyordu.Fakat şimdi o mutlu murat yoktu karşısında, yatakta kımıldamadan yatan biri vardı. Dokunamıyordu Ali, arkadaşının vücudundan korkuyordu . Kaç defa murat diye seslendiğini
dahi unutmuştu, dizlerinin üzerinde hiçbir şey yapamadan sadece
bakıyordu. Murat ölmüş olamaz hayır diyordu içinden bir ses ama
karşısındaki manzara bu fikrini çürütüyordu. Dışarıdan bir ambulans sesi duydu,evet gelmişlerdi,ayağa kalktı, çok zorlanarak kapıyı açmak için otomatiğin düğmesine dokundu.Üzerlerinde beyaz bir elbise giymiş iki genç görevli koşar adımlarla içeri girdi ve karşılarında bitkin bir halde onlara bakan Ali’yi gördüler. Her halinden belli oluyordu Ali’nin çok ciddi bir durumun söz konusu olduğu. Murat’ın yattığı odayı işaret etti Ali işaret parmağı ile, konuşamamıştı. Sağlık görevlileri hemen Murat’ın yanına
geldiler ve Murat’ın nabzını yokladılar. Birkaç dakika uğraştıktan sonra,
birbirlerinin yüzlerine baktılar. Bir şeyler ters gidiyordu onların halinden
bu anlaşılıyordu,ne yapacaklarını bilemez bir halde birkaç saniye beklediler. Birincisi arkasını dönüp kapının yanında şok geçirmiş bir halde bekleyen
Ali’ye “siz nesi oluyorsunuz” dedi. Ali konuşmaya çalıştı “ar ka da sı“, “üzgünüm, başınız sağ olsun” dedi sağlık görevlisi, bu arada diğer görevli
bir çarşaf ile murat ın yüzünü örttü ve cebindeki telsiz ile bir sedye istedi.
+++++++++ +++++++++++++++++++ ++++++++++++
Gülnur cantasından anahtarını çıkardı, kapının deliğine soktu. Diğer eli
ile kapının kolundan tutarak kendine çekti ve kapıyı açtı.Merdivenlere yönelmişti ki posta kutusundabir zarf dikkatini çekti.Üzerinde sadece “Gülnur’a”yazıyordu. Ne olduğunu anlamıştı,aldı mektubu ve çantasına
koydu, merdivenlerden çıkarak birinci kattaki iki numaralı daireye girdi.
Mektubu okumaya basladi
"Küçüğüm"
"Sen her şeyi abartıyorsun dedin ya son görüşmemizde, günlerdir bunu düşünüyorum.Ben her şeyi abartıyor muyum acaba?
İki yıl önce bir Pazar günü tanıdım seni ve hayatım o Pazar gününden sonra bir daha eskisi gibi olmadı. Yalnız değildim artık, hayatımın her açısını ikiye bölmüştüm. Kalbimi seninle, ruhumu seninle, hayallerimi seninle, okulumu seninle ve aşkımı seninle paylaştım.
Birbirimize o kadar çok benziyorduk ki, bir sergiye gitsek yüzlerce
farklı resmin arasından bir tanesini seçin deseler aynı resmi seçerdik.
Aynı rengi severdik.
İki yıl geçti aradan şimdi, evlendik, tüm dünyanın karşı olmasına rağmen,
çok mutluyduk ilk günlerde ama şimdi sen ayrı yerlerdesin ben ayrı.
Aynı iki yıl önce senle tanışmadan önceki hayatımla yaşıyorum, yalnızım.
Çok abartıyorum sevgilim. Ben sensiz bir hayat yaşayamayacağımı düşünüyorum. Sen olmayınca bir parçam eksik olacak. Hiçbir şarkının
sonunu getiremeyeceğim, hiçbir filmi bitiremeyeceğim ya da en sevdiğim kitabın sonunu senin dizlerinde okuyamayacağım.
Sevgilim, sen bu satırları okurken ben çok ama çok abartmış olacağım.
Bir daha asla haber almayacaksın benden, asla görmeyeceksin.
Bir parçasını şehir kütüphanesinin en eski kitabının tozlu sayfaları arasına bıraktım bu mektubun, kimseler bulamasın diye.
Bir parçasını bir şişeye koyup maviliklere bıraktım, aşkımız ebedi olsun diye.
Bir parçasını da sana gönderdim bebeğim, yalnızlığımı paylaşman adına…
Senin son sözünü kullanıyorum; çok abartıyorsun.
Evet bir tanem ben çok abartıyorum ve sanırım yine çok abartacağım…”
Gülnur mektubu bitirdiğinde ne yapacağını şaşırmıştı. Odaya giren annesine belli etmeden mektubu sakladı. Gözlerinden dökülen yaşları sildi. Birkaç dakika camdan dışarı baktı…
++++++++++ +++++++++++++++++++++ ++++++++++
“… çok abartacağım…”
Murat elindeki üçüncü kağıda bu sözleri yazdıktan sonra üçünü de ayrı zarflara koydu.Sabah ezanı okunuyordu, uykusuzluğa direnmeye çalışıyordu. Masadan kalktı ve üç zarfı da yanına alarak evden çıktı.
Saatler yirmi dördü gösteriyordu, yirmidört saati aşkın süredir uykusuz olan
murat bir elinde bir bardak su ve diğer elinde onlarca farklı renkte hap ile
oturuyordu. Elini ağzına götürmeye çalıştı ama yapamadı. Bir daha denedi
ama olmadı, bir türlü yapamıyordu. Sonra masa üzerinde duran aynaya baktı
ve “bir tanem çok abartmaya çalıştım ama yapamıyorum,ben abartamıyorum…”
dedi ve uykusuzluğa daha fazla dayanamayarak yatağına uzandı.
++++++++++++++ ++++++++++++++++++ ++++++++++++++#
Ali murat ın cansız bedenine bakıyordu. Nasıl yapmış olabilirdi ki bunu,
masanın üzerinde haplar duruyordu. Neden diyordu içinden neden?
Değer miydi hayatını bitirmeye? Bunu neden yaptın murat neden?
:'( :'( :'( :'( :'(
