alyoşa
09-10-2007, 09:22
Başbakan’ın artık kanunları referanduma sunacakları açıklaması tartışma yarattı. Akademisyenler 12 Eylül anayasasını da halkın kabul ettiğini hatırlatarak “Demokrasilerde her şey halka sorulmaz” dediler; hatta diktatörlüğe gidebileceği uyarısı yaptılar.
Cumhurbaşkanını halkın seçmesini öngören anayasa değişikliği teklifiyle ilgili referandum üzerine tartışma sürerken, Başbakan Tayyip Erdoğan, yeni bir tartışma yaratacak açıklama yaptı. Erdoğan, “Türkiye bundan böyle referandum kültürüne alışmalıdır. Türkiye’de öyle kanunlar gündeme gelecek ki, artık bu kanunları sahibine götüreceğiz. Millete götüreceğiz ve millet çözecek” dedi. NTVMSNBC’nin sorularını yanıtlayan uzmanlar ise, halk oylamalarının demokratik değerine kuşkuyla yaklaşıyor. Prof. Cem Eroğul (Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi)
SONU DİKTATÖRLÜKLE SONUÇLANMIŞTIRBu “plebisitel demokrasi anlayışı”dır. Fransa’da Bonapartlar başlatmıştır ve bu girişimler hep diktatörlüklerle sonuçlanmıştır. Ondan sonra Hitler’de de örneğini gördük. Konuları, doğrudan doğruya halkın oyuna götürme yaklaşımı tam bir kandırmacadır. Yani rejim değiştirmek için, demokrasinin altını oymak için, demokratik bir görüntüyü kötü niyetle kullanmaktan başka bir şey değildir. Rejimle ilgili; örneğin laiklik ya da demokrasiyle, hukuk devletiyle, devlet felsefesiyle ilgili temel konuları halka böyle teker teker soramazsınız.
DEMOKRATİK DEĞERİ KUŞKULUDUR
Ulus çapında yapılan halk oylaması, sanıldığının aksine demokratik değeri son derece kuşkulu uygulamalardır. Halk oylamaları küçük çapta yapıldığında değerlidir. “Sokağınızın adı şu mu olsun, bu mu olsun?” diye halk oylaması yaparsınız. Amerika’da yaygın bir şekilde yapıldığı gibi tabii ki değerlidir; ama bütün bir ülke çapında demokratik değeri çok çok tartışmalıdır.
‘HALK MAHKEMESİ’ HALİNE DÖNER
Türkiye bu konuda zaten çok olumsuz bir örneği yaşamıştır. 1987 yılında eski siyaset adamlarına siyaset yapma haklarının verilmesi konusunda bir halk oylaması yapılmıştı. Bu oylamada, halk bir “halk mahkemesi” haline getirilmiştir. Çünkü siyasal hakların geri verilmesi ya da geri alınması tamamen bir yargı tasarrufudur. Yani mahkeme kararı konusu Türkiye’de halka sorulmuş ve tamamen hukuk dışı bir şey yapılmıştır. Çok küçük bir farkla lehte çıktı biliyorsunuz. Aleyhte çıksaydı ne olacaktı?
12 EYLÜL ANAYASASINA ‘EVET’ ÇIKTI
Dolayısıyla sanılanın aksine halk oylamaları, ulus çapında yapılan halk oylamaları demokratik değeri son derece kuşkulu bir şeydir. Buna en iyi örnek, 1982 Anayasası’nın kendisidir. Özellikle ilk haliyle bu anayasayı demokratik bulan hiç kimse yoktu. Epey düzeltildi de biraz şekle konabildi. Böyle antidemokratik anayasa yüzde 91 oyla kabul edildi Türkiye’de. Demek ki halkoyu tamamen antidemokratik bir sonuç vermiştir Türkiye’de.
Tarhan Erdem(Siyaset uzmanı)
ÖNÜ ARDI HESAPLANMADAN SÖYLENMİŞ BİR SÖZŞimdi gündemde olan anayasanın bütününün değiştirilmesinden bahsetmiyorum. O bence, TBMM’de referanduma gerek duyulmayacak oranda, 367 ve üstünde oyla kabul edilse de, bence halk oylamasına gitmelidir. Ancak onun dışında, her problemli konu çıktığı zaman anayasayı değiştirecek ve anayasa değişikliğini halk oylamasına götürecek bir yöntem kastediliyorsa, o anayasanın sık sık değiştirilmesi anlamına gelir. Bu da anayasayı anayasa olmaktan çıkarır. Bu sözü, Başbakan tarafından önü ardı fazla hesaplanmadan söylenmiş bir söz diye anlıyorum. Veya tersi de söylenebilir. Biz Başbakan’ın sözlerine gereğinden fazla değer veriyoruz; hesabı vardır, kitabı vardır diye. Böyle olmadığını görüyoruz. Nitekim olmadığı zamanlarla da çok karşılaşıyoruz.
KOLAY DÜZENLENECEK HUSUSLAR DEĞİL
Başbakan’ın “kanun” dediği herhalde anayasa değişikliği kanunu. Önce şunu tashih etmek gerekir. Bunların hepsi anayasa değişikliği olacak demektir. Veya anayasaya bir madde konacak, anayasa değişikliği olmadan da bazı kanunları halk oylamasına sunacak demek istiyorsa; o çok değişik bir yasama sistemi. Bizim sistemimizde bu olmaz. Meclis’te konuşulup bir karar vermeden halkoylamasına giderseniz onun bir anlamı yok. Kim kanun çıkaracak, kim hazırlayacak? Bu yasama sistemini, yasama erkini bütünüyle zedeleyen bir husustur. Meclis kabul etmiştir, halk kabul etmezse ne olacak? Ya da Meclis kabul etmemiştir, halk kabul ederse ne olacak? Bunlar böyle söylenip geçiliyor ama, kolay düzenlenecek hususlar değil. Benim anladığım; anayasada değişiklik yapacağız, TBMM’de 367’nin altında oy alacağı için Cumhurbaşkanı mecburen halk oylamasına götürecek. Bunun da sakıncası şu: Anayasada çok değişiklik yapacağız, demektir.
Prof. Yılmaz Esmer (Bahçeşehir Üniversitesi)
DEMOKRASİLERDE DE HERŞEY REFERANDUMLA OLMUYOR
Referandumun demokrasilerde önemli bir yeri var ama; demokrasilerde de herşey referandumla olmuyor. Bunun en uç örneği İsviçre; neredeyse herşey referanduma sunulur. ABD’de çok sık yapılır, belli bir konuda belli bir sayıda imza toplandığı zaman. Bunun tersi örnekleri de var. Almanya ve İngiltere’de pek sık referanduma rastlanmaz. Onun için iki türlüsü de var. Bir türlüsünün demokrasi olduğunu, diğer türlüsünün olmadığını söylemek zor.
YÖNETİMİ SIKINTIYA SOKAR
Bu konularda kesinlikle referanduma gidilmemeli veya bu konularda gidilmeli, demekten ziyade, referandumun Türkiye gibi bir ülkede anayasal konularla, rejimi doğrudan ilgilendiren konularla sınırlı tutulması gerekir. Yoksa her sene 17 konuyla referanduma gitmek kolay olmaz. Yönetimi de sıkıntıya sokar. Her konuyu referanduma götürmek yönetimi de sıkıntıya sokar. Türkiye gibi geniş ve nüfusu kalabalık bir ülkede sıkıntı yaratır.
PLEBİSİT İLE REFERANDUMUN FARKI
Siyasi iktidar tarafından alınan bir kararın, yönetilenler tarafından kabul edilip edilmediğini belirlemek için yapılan halk oylaması. Halkın yönetime doğrudan katılma biçimlerinden biri. Birçok ülkede çeşitli biçimlerde uygulanır. İsviçre’de referandumla eş anlamlı olarak kullanılır. Plebisitin genellikle siyasi sonuçlar doğurmasına karşın, referandumun sonuçları hukuksaldır. Çünkü referandum bir yasama organı tarafından hazırlanarak kabul edilen hukuksal bir metnin halkoyuna sunulması; plesibit ise böyle bir aşamadan geçmeden bir konu ya da bir kişi hakkında halkın tercihinin sorulması anlamına geliyor.
TÜRKİYE’DE ÜÇ REFERANDUMDAN DA “EVET” ÇIKTI
Türkiye’de bugüne kadar üç kez referandum yapıldı. İlk referandum, 27 Mayıs Hareketi’nden sonra yapıldı, Kurucu Meclis’in hazırladığı 1961 Anayasası halkın oyuna sunuldu. 7 Kasım 1982’de hem anayasa, hem MGK Başkanı Kenan Evren’in cumhurbaşkanı olması için referandum düzenlendi. Üçüncü referandum ise, 6 Eylül 1987’de yapıldı; 1982 anayasasıyla eski siyasilere getirilen siyaset yasağının kaldırılması halka soruldu. Üç referandumun sonucu da “evet” çıktı.
Cumhurbaşkanını halkın seçmesini öngören anayasa değişikliği teklifiyle ilgili referandum üzerine tartışma sürerken, Başbakan Tayyip Erdoğan, yeni bir tartışma yaratacak açıklama yaptı. Erdoğan, “Türkiye bundan böyle referandum kültürüne alışmalıdır. Türkiye’de öyle kanunlar gündeme gelecek ki, artık bu kanunları sahibine götüreceğiz. Millete götüreceğiz ve millet çözecek” dedi. NTVMSNBC’nin sorularını yanıtlayan uzmanlar ise, halk oylamalarının demokratik değerine kuşkuyla yaklaşıyor. Prof. Cem Eroğul (Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi)
SONU DİKTATÖRLÜKLE SONUÇLANMIŞTIRBu “plebisitel demokrasi anlayışı”dır. Fransa’da Bonapartlar başlatmıştır ve bu girişimler hep diktatörlüklerle sonuçlanmıştır. Ondan sonra Hitler’de de örneğini gördük. Konuları, doğrudan doğruya halkın oyuna götürme yaklaşımı tam bir kandırmacadır. Yani rejim değiştirmek için, demokrasinin altını oymak için, demokratik bir görüntüyü kötü niyetle kullanmaktan başka bir şey değildir. Rejimle ilgili; örneğin laiklik ya da demokrasiyle, hukuk devletiyle, devlet felsefesiyle ilgili temel konuları halka böyle teker teker soramazsınız.
DEMOKRATİK DEĞERİ KUŞKULUDUR
Ulus çapında yapılan halk oylaması, sanıldığının aksine demokratik değeri son derece kuşkulu uygulamalardır. Halk oylamaları küçük çapta yapıldığında değerlidir. “Sokağınızın adı şu mu olsun, bu mu olsun?” diye halk oylaması yaparsınız. Amerika’da yaygın bir şekilde yapıldığı gibi tabii ki değerlidir; ama bütün bir ülke çapında demokratik değeri çok çok tartışmalıdır.
‘HALK MAHKEMESİ’ HALİNE DÖNER
Türkiye bu konuda zaten çok olumsuz bir örneği yaşamıştır. 1987 yılında eski siyaset adamlarına siyaset yapma haklarının verilmesi konusunda bir halk oylaması yapılmıştı. Bu oylamada, halk bir “halk mahkemesi” haline getirilmiştir. Çünkü siyasal hakların geri verilmesi ya da geri alınması tamamen bir yargı tasarrufudur. Yani mahkeme kararı konusu Türkiye’de halka sorulmuş ve tamamen hukuk dışı bir şey yapılmıştır. Çok küçük bir farkla lehte çıktı biliyorsunuz. Aleyhte çıksaydı ne olacaktı?
12 EYLÜL ANAYASASINA ‘EVET’ ÇIKTI
Dolayısıyla sanılanın aksine halk oylamaları, ulus çapında yapılan halk oylamaları demokratik değeri son derece kuşkulu bir şeydir. Buna en iyi örnek, 1982 Anayasası’nın kendisidir. Özellikle ilk haliyle bu anayasayı demokratik bulan hiç kimse yoktu. Epey düzeltildi de biraz şekle konabildi. Böyle antidemokratik anayasa yüzde 91 oyla kabul edildi Türkiye’de. Demek ki halkoyu tamamen antidemokratik bir sonuç vermiştir Türkiye’de.
Tarhan Erdem(Siyaset uzmanı)
ÖNÜ ARDI HESAPLANMADAN SÖYLENMİŞ BİR SÖZŞimdi gündemde olan anayasanın bütününün değiştirilmesinden bahsetmiyorum. O bence, TBMM’de referanduma gerek duyulmayacak oranda, 367 ve üstünde oyla kabul edilse de, bence halk oylamasına gitmelidir. Ancak onun dışında, her problemli konu çıktığı zaman anayasayı değiştirecek ve anayasa değişikliğini halk oylamasına götürecek bir yöntem kastediliyorsa, o anayasanın sık sık değiştirilmesi anlamına gelir. Bu da anayasayı anayasa olmaktan çıkarır. Bu sözü, Başbakan tarafından önü ardı fazla hesaplanmadan söylenmiş bir söz diye anlıyorum. Veya tersi de söylenebilir. Biz Başbakan’ın sözlerine gereğinden fazla değer veriyoruz; hesabı vardır, kitabı vardır diye. Böyle olmadığını görüyoruz. Nitekim olmadığı zamanlarla da çok karşılaşıyoruz.
KOLAY DÜZENLENECEK HUSUSLAR DEĞİL
Başbakan’ın “kanun” dediği herhalde anayasa değişikliği kanunu. Önce şunu tashih etmek gerekir. Bunların hepsi anayasa değişikliği olacak demektir. Veya anayasaya bir madde konacak, anayasa değişikliği olmadan da bazı kanunları halk oylamasına sunacak demek istiyorsa; o çok değişik bir yasama sistemi. Bizim sistemimizde bu olmaz. Meclis’te konuşulup bir karar vermeden halkoylamasına giderseniz onun bir anlamı yok. Kim kanun çıkaracak, kim hazırlayacak? Bu yasama sistemini, yasama erkini bütünüyle zedeleyen bir husustur. Meclis kabul etmiştir, halk kabul etmezse ne olacak? Ya da Meclis kabul etmemiştir, halk kabul ederse ne olacak? Bunlar böyle söylenip geçiliyor ama, kolay düzenlenecek hususlar değil. Benim anladığım; anayasada değişiklik yapacağız, TBMM’de 367’nin altında oy alacağı için Cumhurbaşkanı mecburen halk oylamasına götürecek. Bunun da sakıncası şu: Anayasada çok değişiklik yapacağız, demektir.
Prof. Yılmaz Esmer (Bahçeşehir Üniversitesi)
DEMOKRASİLERDE DE HERŞEY REFERANDUMLA OLMUYOR
Referandumun demokrasilerde önemli bir yeri var ama; demokrasilerde de herşey referandumla olmuyor. Bunun en uç örneği İsviçre; neredeyse herşey referanduma sunulur. ABD’de çok sık yapılır, belli bir konuda belli bir sayıda imza toplandığı zaman. Bunun tersi örnekleri de var. Almanya ve İngiltere’de pek sık referanduma rastlanmaz. Onun için iki türlüsü de var. Bir türlüsünün demokrasi olduğunu, diğer türlüsünün olmadığını söylemek zor.
YÖNETİMİ SIKINTIYA SOKAR
Bu konularda kesinlikle referanduma gidilmemeli veya bu konularda gidilmeli, demekten ziyade, referandumun Türkiye gibi bir ülkede anayasal konularla, rejimi doğrudan ilgilendiren konularla sınırlı tutulması gerekir. Yoksa her sene 17 konuyla referanduma gitmek kolay olmaz. Yönetimi de sıkıntıya sokar. Her konuyu referanduma götürmek yönetimi de sıkıntıya sokar. Türkiye gibi geniş ve nüfusu kalabalık bir ülkede sıkıntı yaratır.
PLEBİSİT İLE REFERANDUMUN FARKI
Siyasi iktidar tarafından alınan bir kararın, yönetilenler tarafından kabul edilip edilmediğini belirlemek için yapılan halk oylaması. Halkın yönetime doğrudan katılma biçimlerinden biri. Birçok ülkede çeşitli biçimlerde uygulanır. İsviçre’de referandumla eş anlamlı olarak kullanılır. Plebisitin genellikle siyasi sonuçlar doğurmasına karşın, referandumun sonuçları hukuksaldır. Çünkü referandum bir yasama organı tarafından hazırlanarak kabul edilen hukuksal bir metnin halkoyuna sunulması; plesibit ise böyle bir aşamadan geçmeden bir konu ya da bir kişi hakkında halkın tercihinin sorulması anlamına geliyor.
TÜRKİYE’DE ÜÇ REFERANDUMDAN DA “EVET” ÇIKTI
Türkiye’de bugüne kadar üç kez referandum yapıldı. İlk referandum, 27 Mayıs Hareketi’nden sonra yapıldı, Kurucu Meclis’in hazırladığı 1961 Anayasası halkın oyuna sunuldu. 7 Kasım 1982’de hem anayasa, hem MGK Başkanı Kenan Evren’in cumhurbaşkanı olması için referandum düzenlendi. Üçüncü referandum ise, 6 Eylül 1987’de yapıldı; 1982 anayasasıyla eski siyasilere getirilen siyaset yasağının kaldırılması halka soruldu. Üç referandumun sonucu da “evet” çıktı.
