hulya
22-03-2008, 01:47
Güneş yılını esas alır. Temeli mısırlılar'a dayanır. İyon ve yunanlılar kanalıyla
batıya aktarılmıştır. romalılar sezar zamanında julyen takvimi olarak düzenlemiş ve
kullanmışlardır. Yeniçağda papa XIII.Gregor tarafından yeniden yapılan
düzenlemelerle Gregoryan takvimi olarak anılmıştır. Günümüzde ise milat takvimi
denilmektedir. Milat takvimi Hz. İsa'nın doğuşunu (sıfır) kronolojinin başlangıcı
olarak kabul eder. 1926' dan itibaren kullandığımız takvimdir. Türkiye'de 1926'
dan itibaren kullanılmaya başlanmıştır.
Gregoryen takvimi, Miladi takvim’in yanlış olduğunu düşündüğü yerlerini düzeltmek
için Papa Gregory XIII tarafından yaptırılan takvimdir. 4 Ekim 1582′de Papa
Gregory XIII tarafından kabul edilip, bu tarih 15 Ekim 1582 olarak değiştirilerek
devreye sokulmuş, 1752 yılında diğer ülkelerde bu takvimi kabul edip uygulamaya
sokmuşlardır.
Jülyen takvimine 10 gün ilave edilmiştir; 5 Ekim günü, 15 Ekim olarak kabul
edilmiştir. O gün Cumadır ve bu değişmemiştir. Güneş sistemi, takvimler içinde
yanlışı en az olan takvimdir. Bir senede 24 saniye hata oluşur yani takvim
hesaplamasında 1 günlük hatanın ortaya çıkması için 3600 yıl geçmesi gerekir.
Jülyen ve Gregoryen ([Sadece Kayıtlı Üyelerimiz Linkleri Görebilmektedirler]) takvimlerini birbirine çevirmek için 13 gün ilave etmek ya da
çıkarmak gerekir. Bunun nedeni iki takvim arasındaki farkın her 400 yılda 1 gün
artmasıdır. 2100 yılından sonra bu fark 14 güne çıkacaktır.
Yılın ilk ayı artık Mart değil Ocak olarak kabul edildi. Şubat ayına ait 28 gün
usulu devam ettirildi.
İnsanoğlu, uzaydaki konumunu 20. yüzyılın ortalarında teknik bir kesinlikle
saptadı. Yine de şöyle bir sorun var: Modern Takvim, Hazreti İsa'nın "doğduğu"
kabul edilen tarihten başlar. Oysa Hazreti İsa'nın gerçekten hangi yıllarda
yaşayıp öldüğü kesin değil. Bazı hesaplara göre Hz. İsa'nın doğumu bizim M.Ö.4
olarak saptadığımız yıl. Bu nedenle, 1999 yılının aslında 1996 olması gerekiyor!..
Takvimin 13 bin yıllık öyküsü, aynı zamanda uygarlık ve bilim tarihinin öyküsü.
Washington'da Deniz Kuvvetleri Rasathanesi'ndeki Atom Saati'yle yapılan bilimsel
hesaplara göre dünyanın (Ekvator üzerindeki dönüş hızına göre) 1 yılı: 365 gün 5
saat 48 dakika 45 saniye. Daha "dakik" bir ifadeyle 365.242199 gün. Ya da Atom
Saati'ndeki cesium atomu 290,091,200,500,000, 000 kez
"devindiğinde" (osilasyon) dünya, güneşin çevresinde bir tur atmış oluyor.
İnsanlık tarihi kadar eski bir soru olan "zamanı nasıl ölçeceğiz?" sorusunun yanıtı
artık bu kadar kesin. O kadar ki, yapılan hesaplar dünyanın güneş çevresinde
M.S.1 yılından bu yana attığı turlarda 10 saniye yavaşladığını gösterdi. Bunun
sonucunda dünyanın kendi ekseninde dönüş hızı da her yüzyılda yarım saniye
yavaşlamış.
Fransa'nın Dordogne Vadisi'nde Le Placard köyü yakınında yapılan kazılarda
bulunan 13 bin yıllık hayvan boynuzları üzerinde düzenli aralarla çentikler
görülmüştü. Bunun, tarihteki ilk takvim olduğu sanılıyor. Bu, Taş Devri insanlarının
bile, zamanı kaydetme ihtiyacını duyduğunun göstergesi.
Zamanın ölçülmesi, saat ve takvim kavramları ancak uygarlıktaki ilerlemeyle önem
kazandı. Eski Yunan, Babil, Asur, Sümer, Çin, Hint, Maya uygarlıklarında
matematik ve astronomi geliştikçe zamanı ölçme merakı ve becerisi de o oranda
arttı. Bunun çok ilginç kanıtları bugün müzeleri süslüyor.
Pratik ilk takvimler hep ayın hareketlerine göre yapıldı. Örneğin Eski Yunan
takviminde 12 ay vardı ve her ay ortalama 29.5 gündü, yıl ise 354 gün. Bu ise,
zaman içinde güneşin hareketine göre "gerçek zaman" ile uyuşmamaya başlıyor,
aylar ve mevsimler "ileri" kayıyordu. Bugün İslam Dünyası'nda yaygın olarak
kullanılan Hicri takvim de Ay sistemine dayandığı için bu sorun hala yaşanıyor.
Mısırlılar ise zamanlarını güneşe göre ayarladılar. Roma imparatoru Jül Sezar'ın
adıyla Avrupa'da 1,627 yıl kullanılacak (ve zamanı o da hatalı ölçecek) takvimden
daha 2 bin yıl önce Mısırlılar, 1 yılın hesabını 11 dakika 24 saniyelik bir hatayla
hesaplayabildiler! Çünkü Mısırlı gökbilimciler her yıl şuna tanık oluyordu: Gökteki
en parlak yıldız olan Sirius'un batışı ile güneşin doğuşu yılda bir kez aynı güne
rastlıyordu. O günlerde Nil Nehri de taşmaya başlıyordu. Bu sürekliliği izleyen
Mısırlılar, takvimlerini güneşin hareketlerine göre hesaplamayı başardı.
Romalı yönetici ve din adamlarının, kendi kullandıkları takvimden çok daha gelişkin
bir güneş takvimiyle tanışmtı. Dönemin en büyük imparatorluğunda gemicilik, tarım,
ticaret, ulaşım gibi konularda düzeni sağlamak amacıyla Sezar, çok karmaşık bir
sisteme ve ayın hareketlerine göre işleyen Roma takvimini "ıslah etti".
Roma takviminde hafta kavramı yoktu. Günler, ayın başı, 5. veya 7. günü ve ortasına
göre ayrı ayrı hesaplanıyordu. Bu zahmetli sistem Avrupa'da Rönesans'a kadar
kullanıldı!
Sezar, Roma takvimini önce 355 güne çıkarttı. Ama hesap yanlışları yüzünden M.Ö.
46'ya rastlayan yıl 445 güne uzadı! Bunun, Roma İmparatorluğu gibi bir süper
gücün bürokrasisi ve gündelik yaşamını nasıl altüst ettiğini tarihçilerin ilginç
tanıklıklarıyla anlatmaya burada yerimiz yok.
Sezar'ın 365 1 / 4 günlük yeni takvimi M.Ö. 45'ten itibaren yürürlüğe girdi.
Senato, Sezar'ı onurlandırmak için Quintilius (bugünkü Temmuz) ayına onun adını
(Julius) verdi. Takvimdeki küçük hesap hatalarını düzeltmek Augustus'a kaldı.
Senato, 30 gün çeken Sextilis (bugünkü Ağustos) ayının adını Augustus olarak
değiştirdi. Ve Sezar'ınkiyle eşit olsun diye Şubattan bir gün alıp ekledi. Şubat'ın
bugün de 28 çekmesinin nedeni bu.
Sezar'ın takvimi Avrupa'da tam 1,627 yıl kullanıldı. Ancak takvim, "gerçek yıl"ı
hesaplayamıyor, geri kalıyordu. Bunu gidermek için dört yılda bir artık yıl
ekleniyor, ancak bu kez de 128 yılda bir 1 gün ileri gidiyordu. Takvimin, "gerçek
zamanı" hesaplayamamasının nedeni basitti: Romen rakamlarında 0 rakamı ve
kavramı olmadığı gibi, bugünkü anlamda kesir de yoktu. Mevcut rakamlarla
365.242199 gün yazmak da hesaplamak da mümkün değildi.
Bizans İmparatoru Konstantin, iktidarının 25. yılında M.S. 325'te toplayarak
Hristiyanlığın temel sorunlarını din adamlarıyla tartıştığı İznik Konsili'nde Jülyen
takvimine bazı eklemeler yaptı: Ayı dört haftaya böldü. Pazar'ı kutsal gün saydı.
Noel için sabit bir gün saptadı. Ama Paskalya için sabit bir gün belirlemedi.
Paskalya, Yahudi takvimiyle çakışmayacak bir şekilde esnek bir takvime oturtuldu.
Ama bu belirsizlik, Hristiyan Dünyası'nı yüzyıllarca meşgul etti.
M.S. 500 - 560 arasında yaşayan Dionysus Exiguus, Jülyen takvimine önemli bir
katkı yaparak, takvimi Hazreti İsa'dan önce ve sonra olmak üzere ikiye ayırdı.
Ancak o dönemde 0 rakamı (Hindistan'da bilindiği halde) Avrupa'da henüz hala
bilinmediğinden İsa'nın doğumunu 1 olarak aldı. Bugün bile İkinci bin yıl 1999'da
mı 2000'de mi bitecek, Üçüncü Bin Yıl 2000'de mi, 2001'de mi başlayacak
şeklindeki tartışmaların temelinde bu "hesap sorunu" yatıyor.
Avrupa, Orta Çağ'da takvime en ufak bir ilgi duymadan yaşadı. Zaten daha saat de
bilinmiyordu. Abbasi halifesi Harun Reşid (766 - 809) Kutsal Roma Germen
İmparatoru Şarlman'a mekanik bir saat yollayınca, imparator hayatında ilk kez
saat gördü.
1200 yılına gelindiğinde Jülyen takvimi 10 gün geride kalmıştı. Takvimden
şikayetler artıyordu. Din ve bilim adamları bu konuda sürekli öneriler getiriyordu.
1400'e gelindiğinde yöneticiler de, Jülyen takvimine müdahale gereğine inanmıştı.
Konudan haberi olmayan halk, basımevinin icadıyla birlikte takvimler basılmaya
başlayınca ilk kez takvim gördü. Ve sonuçta 1582'de Papa Onüçüncü Gregorius'un
kurduğu bir komisyon uzun tartışmalar ve görüşmelerden sonra ortaya Jülyen
takvimini ıslah eden yeni bir düzenleme çıkarttı: Jülyen takvimi 10 gün sapmıştı. O
halde takvimden 10 gün atılacaktı. Artık Yıl sorunu hala vardı. O halde dörde
bölünen yıllar Artık Yıl olacak, ama ilk iki rakamı dörde bölünemeyen "yüzyıl
başları" Artık Yıl olmayacaktı. Bu hesaba göre 1600, Artık Yıl'dı. 1700, 1800,
1900 olamıyor, ama 2000 oluyordu. Şu sırada bilişimciler bilgisayar
programlarında bir yandan 2000 Sorunu'na çare ararken, bir yandan da
programları bu "sıradışı" Artık Yıl'a göre ayarlamakla meşguller.
Papa'nın emriyle 4 Ekim 1582'i 15 Ekim'in izlemisine ilişkin değişikliği katolik
devletler benimserken, protestanlar bir kaç yüzyıl karşı çıktı. Bu yüzden Noel ve
Paskalya, katolik ve protestan ülkelerde bir kaç yüzyıl boyunca farklı günlerde
kutlandı. Ancak zamanla, yapılan takvim değişikliğinin dinle ve katoliklikle değil
ilim ve fenle ilgili olduğu idrak edildikçe protestanlar da Gregoryen takvimini
kabul etmeye başladı. Bu işlemi de bir kaç yüzyıl sürdü. Bazı ülkelerde halk,
"Çaldığınız 10 günümüzü geri verin" diye yönetime isyan bile etti. Farklı takvimler
yüzünden Avrupa'da epey tuhaflıklar yaşandı. Örneğin katolik bir kentten 1 Ocak
günü ayrılan bir kişi, 50 kilometre ötede protestan bir kente vardığında tarih (bir
"önceki" yılın) 21 Aralık'ı oluyordu!.. Protestan Almanların yeni takvimi kabulü
1700 - 1775 arasına yayıldı. Ortodoks Kilisesi ise takvimi bazı değişikliklerle
gönülsüz benimsedi. Ama Paskalya ve Noel'i farklı hesaplamaktan vazgeçmedi. Bir
tek Finlandiya Ortodoks Kilisesi, Gregoryen takvimini olduğu gibi kabul etti.Kudüs,
Rusya, Sırbistan ve Yunanistan'daki Aynaroz Kiliseleri ise hiç kabul etmedi.
Hicri, Rumi, Miladi...
Osmanlılar, ayın dünyanın etrafında dönüşünü esas alan Hicri takvimi kullandılar.
Ama bunun, "gerçek zamanı" ölçemediğinin farkındaydılar. Ay yılı, güneş yılına
göre her yıl 11 gün kısa kalıyordu. Hicri takvimin sorunları, 1839'da kabul edilen
Rumi takvimle (yani Jülyen takvimiyle) bir ölçüde giderildi. Oysa Avrupa'nın
neredeyse hepsi, o tarihte Jülyen takviminden vazgeçmiş ve Gregoryen takvimini
kullanmaya başlamıştı.
Jülyen takvimine Rumi denilmesinin nedeni, Rum Ortodoks Kilisesi'nin bu takvimi
kullanmakta ısrar etmesiydi. Osmanlılar, Jülyen takvimini, yıl hanesinde yine hicri
yılı esas alarak kullandılar! Bu takvim, Avrupa'nın "zamanı ölçme yöntemine"ne
nisbeten yakın olduğu için daha çok mali işlerde kullanıldı.
Osmanlı Devleti Gregoryen takvimi, 1917'de kabul etti. Ama adına Miladi takvim
diyerek. Milad : Doğum, yani Hazreti İsa'nın doğumunu esas alan takvim anlamına
Ama yine yılın tarihi olarak hicri yılı kullanmaya devam ettiler! Yani örneğin 1917
yerine 1333 yazarak...
Jülyen ile Gregoryen arasında o zamana kadar 13 gün fark oluşmuştu. Hükümet,
takvimden 13 gün atarak 16 Şubat 1332 (1917) tarihini 1 Mart 1333 olarak
değiştirdi. Böylece Osmanlılar, Gregoryen takvimi, Batı Avrupa'da kabul görmeye
başlamasından 335 yıl sonra kabul etmiş oldular. Tıpkı matbaayı da geç kabul
ettikleri gibi...
1917 - 1926 arasında Türkiye'de Hicri, Rumi (Jülyen), Miladi (Gregoryen)
takvimler bir arada kullanıldı. 1 Ocak 1926'dan itibaren resmi zaman ölçüsü olarak
Miladi (Gregoryen) takvim kabul edildi. Ancak Hicri takvim gayrıresmi olarak hala
kullanılıyor. Kandil ve dini bayram günleri Hicri takvime göredir.
batıya aktarılmıştır. romalılar sezar zamanında julyen takvimi olarak düzenlemiş ve
kullanmışlardır. Yeniçağda papa XIII.Gregor tarafından yeniden yapılan
düzenlemelerle Gregoryan takvimi olarak anılmıştır. Günümüzde ise milat takvimi
denilmektedir. Milat takvimi Hz. İsa'nın doğuşunu (sıfır) kronolojinin başlangıcı
olarak kabul eder. 1926' dan itibaren kullandığımız takvimdir. Türkiye'de 1926'
dan itibaren kullanılmaya başlanmıştır.
Gregoryen takvimi, Miladi takvim’in yanlış olduğunu düşündüğü yerlerini düzeltmek
için Papa Gregory XIII tarafından yaptırılan takvimdir. 4 Ekim 1582′de Papa
Gregory XIII tarafından kabul edilip, bu tarih 15 Ekim 1582 olarak değiştirilerek
devreye sokulmuş, 1752 yılında diğer ülkelerde bu takvimi kabul edip uygulamaya
sokmuşlardır.
Jülyen takvimine 10 gün ilave edilmiştir; 5 Ekim günü, 15 Ekim olarak kabul
edilmiştir. O gün Cumadır ve bu değişmemiştir. Güneş sistemi, takvimler içinde
yanlışı en az olan takvimdir. Bir senede 24 saniye hata oluşur yani takvim
hesaplamasında 1 günlük hatanın ortaya çıkması için 3600 yıl geçmesi gerekir.
Jülyen ve Gregoryen ([Sadece Kayıtlı Üyelerimiz Linkleri Görebilmektedirler]) takvimlerini birbirine çevirmek için 13 gün ilave etmek ya da
çıkarmak gerekir. Bunun nedeni iki takvim arasındaki farkın her 400 yılda 1 gün
artmasıdır. 2100 yılından sonra bu fark 14 güne çıkacaktır.
Yılın ilk ayı artık Mart değil Ocak olarak kabul edildi. Şubat ayına ait 28 gün
usulu devam ettirildi.
İnsanoğlu, uzaydaki konumunu 20. yüzyılın ortalarında teknik bir kesinlikle
saptadı. Yine de şöyle bir sorun var: Modern Takvim, Hazreti İsa'nın "doğduğu"
kabul edilen tarihten başlar. Oysa Hazreti İsa'nın gerçekten hangi yıllarda
yaşayıp öldüğü kesin değil. Bazı hesaplara göre Hz. İsa'nın doğumu bizim M.Ö.4
olarak saptadığımız yıl. Bu nedenle, 1999 yılının aslında 1996 olması gerekiyor!..
Takvimin 13 bin yıllık öyküsü, aynı zamanda uygarlık ve bilim tarihinin öyküsü.
Washington'da Deniz Kuvvetleri Rasathanesi'ndeki Atom Saati'yle yapılan bilimsel
hesaplara göre dünyanın (Ekvator üzerindeki dönüş hızına göre) 1 yılı: 365 gün 5
saat 48 dakika 45 saniye. Daha "dakik" bir ifadeyle 365.242199 gün. Ya da Atom
Saati'ndeki cesium atomu 290,091,200,500,000, 000 kez
"devindiğinde" (osilasyon) dünya, güneşin çevresinde bir tur atmış oluyor.
İnsanlık tarihi kadar eski bir soru olan "zamanı nasıl ölçeceğiz?" sorusunun yanıtı
artık bu kadar kesin. O kadar ki, yapılan hesaplar dünyanın güneş çevresinde
M.S.1 yılından bu yana attığı turlarda 10 saniye yavaşladığını gösterdi. Bunun
sonucunda dünyanın kendi ekseninde dönüş hızı da her yüzyılda yarım saniye
yavaşlamış.
Fransa'nın Dordogne Vadisi'nde Le Placard köyü yakınında yapılan kazılarda
bulunan 13 bin yıllık hayvan boynuzları üzerinde düzenli aralarla çentikler
görülmüştü. Bunun, tarihteki ilk takvim olduğu sanılıyor. Bu, Taş Devri insanlarının
bile, zamanı kaydetme ihtiyacını duyduğunun göstergesi.
Zamanın ölçülmesi, saat ve takvim kavramları ancak uygarlıktaki ilerlemeyle önem
kazandı. Eski Yunan, Babil, Asur, Sümer, Çin, Hint, Maya uygarlıklarında
matematik ve astronomi geliştikçe zamanı ölçme merakı ve becerisi de o oranda
arttı. Bunun çok ilginç kanıtları bugün müzeleri süslüyor.
Pratik ilk takvimler hep ayın hareketlerine göre yapıldı. Örneğin Eski Yunan
takviminde 12 ay vardı ve her ay ortalama 29.5 gündü, yıl ise 354 gün. Bu ise,
zaman içinde güneşin hareketine göre "gerçek zaman" ile uyuşmamaya başlıyor,
aylar ve mevsimler "ileri" kayıyordu. Bugün İslam Dünyası'nda yaygın olarak
kullanılan Hicri takvim de Ay sistemine dayandığı için bu sorun hala yaşanıyor.
Mısırlılar ise zamanlarını güneşe göre ayarladılar. Roma imparatoru Jül Sezar'ın
adıyla Avrupa'da 1,627 yıl kullanılacak (ve zamanı o da hatalı ölçecek) takvimden
daha 2 bin yıl önce Mısırlılar, 1 yılın hesabını 11 dakika 24 saniyelik bir hatayla
hesaplayabildiler! Çünkü Mısırlı gökbilimciler her yıl şuna tanık oluyordu: Gökteki
en parlak yıldız olan Sirius'un batışı ile güneşin doğuşu yılda bir kez aynı güne
rastlıyordu. O günlerde Nil Nehri de taşmaya başlıyordu. Bu sürekliliği izleyen
Mısırlılar, takvimlerini güneşin hareketlerine göre hesaplamayı başardı.
Romalı yönetici ve din adamlarının, kendi kullandıkları takvimden çok daha gelişkin
bir güneş takvimiyle tanışmtı. Dönemin en büyük imparatorluğunda gemicilik, tarım,
ticaret, ulaşım gibi konularda düzeni sağlamak amacıyla Sezar, çok karmaşık bir
sisteme ve ayın hareketlerine göre işleyen Roma takvimini "ıslah etti".
Roma takviminde hafta kavramı yoktu. Günler, ayın başı, 5. veya 7. günü ve ortasına
göre ayrı ayrı hesaplanıyordu. Bu zahmetli sistem Avrupa'da Rönesans'a kadar
kullanıldı!
Sezar, Roma takvimini önce 355 güne çıkarttı. Ama hesap yanlışları yüzünden M.Ö.
46'ya rastlayan yıl 445 güne uzadı! Bunun, Roma İmparatorluğu gibi bir süper
gücün bürokrasisi ve gündelik yaşamını nasıl altüst ettiğini tarihçilerin ilginç
tanıklıklarıyla anlatmaya burada yerimiz yok.
Sezar'ın 365 1 / 4 günlük yeni takvimi M.Ö. 45'ten itibaren yürürlüğe girdi.
Senato, Sezar'ı onurlandırmak için Quintilius (bugünkü Temmuz) ayına onun adını
(Julius) verdi. Takvimdeki küçük hesap hatalarını düzeltmek Augustus'a kaldı.
Senato, 30 gün çeken Sextilis (bugünkü Ağustos) ayının adını Augustus olarak
değiştirdi. Ve Sezar'ınkiyle eşit olsun diye Şubattan bir gün alıp ekledi. Şubat'ın
bugün de 28 çekmesinin nedeni bu.
Sezar'ın takvimi Avrupa'da tam 1,627 yıl kullanıldı. Ancak takvim, "gerçek yıl"ı
hesaplayamıyor, geri kalıyordu. Bunu gidermek için dört yılda bir artık yıl
ekleniyor, ancak bu kez de 128 yılda bir 1 gün ileri gidiyordu. Takvimin, "gerçek
zamanı" hesaplayamamasının nedeni basitti: Romen rakamlarında 0 rakamı ve
kavramı olmadığı gibi, bugünkü anlamda kesir de yoktu. Mevcut rakamlarla
365.242199 gün yazmak da hesaplamak da mümkün değildi.
Bizans İmparatoru Konstantin, iktidarının 25. yılında M.S. 325'te toplayarak
Hristiyanlığın temel sorunlarını din adamlarıyla tartıştığı İznik Konsili'nde Jülyen
takvimine bazı eklemeler yaptı: Ayı dört haftaya böldü. Pazar'ı kutsal gün saydı.
Noel için sabit bir gün saptadı. Ama Paskalya için sabit bir gün belirlemedi.
Paskalya, Yahudi takvimiyle çakışmayacak bir şekilde esnek bir takvime oturtuldu.
Ama bu belirsizlik, Hristiyan Dünyası'nı yüzyıllarca meşgul etti.
M.S. 500 - 560 arasında yaşayan Dionysus Exiguus, Jülyen takvimine önemli bir
katkı yaparak, takvimi Hazreti İsa'dan önce ve sonra olmak üzere ikiye ayırdı.
Ancak o dönemde 0 rakamı (Hindistan'da bilindiği halde) Avrupa'da henüz hala
bilinmediğinden İsa'nın doğumunu 1 olarak aldı. Bugün bile İkinci bin yıl 1999'da
mı 2000'de mi bitecek, Üçüncü Bin Yıl 2000'de mi, 2001'de mi başlayacak
şeklindeki tartışmaların temelinde bu "hesap sorunu" yatıyor.
Avrupa, Orta Çağ'da takvime en ufak bir ilgi duymadan yaşadı. Zaten daha saat de
bilinmiyordu. Abbasi halifesi Harun Reşid (766 - 809) Kutsal Roma Germen
İmparatoru Şarlman'a mekanik bir saat yollayınca, imparator hayatında ilk kez
saat gördü.
1200 yılına gelindiğinde Jülyen takvimi 10 gün geride kalmıştı. Takvimden
şikayetler artıyordu. Din ve bilim adamları bu konuda sürekli öneriler getiriyordu.
1400'e gelindiğinde yöneticiler de, Jülyen takvimine müdahale gereğine inanmıştı.
Konudan haberi olmayan halk, basımevinin icadıyla birlikte takvimler basılmaya
başlayınca ilk kez takvim gördü. Ve sonuçta 1582'de Papa Onüçüncü Gregorius'un
kurduğu bir komisyon uzun tartışmalar ve görüşmelerden sonra ortaya Jülyen
takvimini ıslah eden yeni bir düzenleme çıkarttı: Jülyen takvimi 10 gün sapmıştı. O
halde takvimden 10 gün atılacaktı. Artık Yıl sorunu hala vardı. O halde dörde
bölünen yıllar Artık Yıl olacak, ama ilk iki rakamı dörde bölünemeyen "yüzyıl
başları" Artık Yıl olmayacaktı. Bu hesaba göre 1600, Artık Yıl'dı. 1700, 1800,
1900 olamıyor, ama 2000 oluyordu. Şu sırada bilişimciler bilgisayar
programlarında bir yandan 2000 Sorunu'na çare ararken, bir yandan da
programları bu "sıradışı" Artık Yıl'a göre ayarlamakla meşguller.
Papa'nın emriyle 4 Ekim 1582'i 15 Ekim'in izlemisine ilişkin değişikliği katolik
devletler benimserken, protestanlar bir kaç yüzyıl karşı çıktı. Bu yüzden Noel ve
Paskalya, katolik ve protestan ülkelerde bir kaç yüzyıl boyunca farklı günlerde
kutlandı. Ancak zamanla, yapılan takvim değişikliğinin dinle ve katoliklikle değil
ilim ve fenle ilgili olduğu idrak edildikçe protestanlar da Gregoryen takvimini
kabul etmeye başladı. Bu işlemi de bir kaç yüzyıl sürdü. Bazı ülkelerde halk,
"Çaldığınız 10 günümüzü geri verin" diye yönetime isyan bile etti. Farklı takvimler
yüzünden Avrupa'da epey tuhaflıklar yaşandı. Örneğin katolik bir kentten 1 Ocak
günü ayrılan bir kişi, 50 kilometre ötede protestan bir kente vardığında tarih (bir
"önceki" yılın) 21 Aralık'ı oluyordu!.. Protestan Almanların yeni takvimi kabulü
1700 - 1775 arasına yayıldı. Ortodoks Kilisesi ise takvimi bazı değişikliklerle
gönülsüz benimsedi. Ama Paskalya ve Noel'i farklı hesaplamaktan vazgeçmedi. Bir
tek Finlandiya Ortodoks Kilisesi, Gregoryen takvimini olduğu gibi kabul etti.Kudüs,
Rusya, Sırbistan ve Yunanistan'daki Aynaroz Kiliseleri ise hiç kabul etmedi.
Hicri, Rumi, Miladi...
Osmanlılar, ayın dünyanın etrafında dönüşünü esas alan Hicri takvimi kullandılar.
Ama bunun, "gerçek zamanı" ölçemediğinin farkındaydılar. Ay yılı, güneş yılına
göre her yıl 11 gün kısa kalıyordu. Hicri takvimin sorunları, 1839'da kabul edilen
Rumi takvimle (yani Jülyen takvimiyle) bir ölçüde giderildi. Oysa Avrupa'nın
neredeyse hepsi, o tarihte Jülyen takviminden vazgeçmiş ve Gregoryen takvimini
kullanmaya başlamıştı.
Jülyen takvimine Rumi denilmesinin nedeni, Rum Ortodoks Kilisesi'nin bu takvimi
kullanmakta ısrar etmesiydi. Osmanlılar, Jülyen takvimini, yıl hanesinde yine hicri
yılı esas alarak kullandılar! Bu takvim, Avrupa'nın "zamanı ölçme yöntemine"ne
nisbeten yakın olduğu için daha çok mali işlerde kullanıldı.
Osmanlı Devleti Gregoryen takvimi, 1917'de kabul etti. Ama adına Miladi takvim
diyerek. Milad : Doğum, yani Hazreti İsa'nın doğumunu esas alan takvim anlamına
Ama yine yılın tarihi olarak hicri yılı kullanmaya devam ettiler! Yani örneğin 1917
yerine 1333 yazarak...
Jülyen ile Gregoryen arasında o zamana kadar 13 gün fark oluşmuştu. Hükümet,
takvimden 13 gün atarak 16 Şubat 1332 (1917) tarihini 1 Mart 1333 olarak
değiştirdi. Böylece Osmanlılar, Gregoryen takvimi, Batı Avrupa'da kabul görmeye
başlamasından 335 yıl sonra kabul etmiş oldular. Tıpkı matbaayı da geç kabul
ettikleri gibi...
1917 - 1926 arasında Türkiye'de Hicri, Rumi (Jülyen), Miladi (Gregoryen)
takvimler bir arada kullanıldı. 1 Ocak 1926'dan itibaren resmi zaman ölçüsü olarak
Miladi (Gregoryen) takvim kabul edildi. Ancak Hicri takvim gayrıresmi olarak hala
kullanılıyor. Kandil ve dini bayram günleri Hicri takvime göredir.
