PDA

! FORUMDAN YARARLANMAK İÇİN ÜYE OLUN !
ÜYELİK İÇİN BURAYA TIKLAYARAK GEREKLİ ALANLARI DOLDURUN

FORUMA GİT : Profesör kocasından 35 yıl dayak yedi...


Mühendis
12-06-2006, 02:49
Profesör kocasından 35 yıl dayak yedi...

[Sadece Kayıtlı Üyelerimiz Linkleri Görebilmektedirler]

Kadına dayak bu ülkenin bir gerçeği.. Öyle ki profesör seviyesinde bir insan bile eşine şiddet uygulayabiliyor..12 Haziran 2006 09:10

Bugünkü hikâye 58 yaşındaki bir kadının kendi kimliğini bulma çabası. Bu, her dakikası sözlü ve fiziksel şiddetle geçen 35 yıllık bir evliliğin öyküsü.

Bugünkü Pazartesi Sohbeti'nin konuğu fizik profesörü kocası tarafından tam 5 yıl evden çıkmasına, perdeleri bile açmasına izin verilmeyen Nesrin Savaş... 35 yılın ardından eşinden boşanıyor. Kendisiyle, çocuklarıyla, hayatla hesaplaşıyor. "Yaşadıklarım herkese ibret olsun" diyor ve ekliyor: "Gençlik, bilmezlik, maddi gücün olmayışı, aptallık, ne derseniz deyin; Hikayemi okuyan tek bir kişiyi şiddetten kurtarabilirsem büyük mutluluk olacak bana. O yüzden avukatlara söylüyorum. Amacım para pul, nafaka falan değil. Amacım iyi yetişmiş, iyi okumuş bir profesörün bile evinde nasıl şiddet uygulayabileceğini gözler önüne sermek. Bu insanlar şiddetle büyüyor, güçleniyorlar. Üstelik onlara biz izin veriyoruz."


SÖZLÜ ŞİDDET

Nesrin Savaş ticaretle uğraşan bir baba ile ev hanımı bir annenin 4 çocuğundan biri. Lise 2. sınıftayken annesinin baskısıyla komşularının oğlu Ziya Kantarcı ile evleniyor. Ziya Kantarcı gelecek vaat eden bir fizik öğrencisi. "Aşık olmadım kocama. 'Sevdin mi' derseniz, ona bile vakit bulamadım. Apar topar evlendik. Londra'ya gittik. Eşim aslında 1938 doğumlu ama doktora bursu için yaşını 4 yaş küçülttü. Burs iyi hoş ama sadece okuyan için. O okuyor ben çalışıyorum. Çocuk bakıyorum. Kısa bir süre sonra eşim bursunu da kaybetti. İkiüç kat fazla çalışmaya başladım. Kızım doğmuştu. Aileyi ayakta tutma görevi benimdi."

Ya şiddet? İlk ne zaman başladı?

(Derin bir iç çekiyor) "Evliliğimizin birinci haftasında sözlü şiddet başladı. Ben tabii aptal kafa beni kıskanıyor da o yüzden diye düşünüyorum. Metroda oturuyoruz, karşımdaki adam fazla bakıyor diye olay çıkarıyor, adama bulaşıyor, bana bağırıyor. Fiziksel şiddet evliliğin 5'nci yılında objelerle vurmasıyla başladı."

Peki ama bir kadın ilk dayak yediği zaman ne hisseder, terk etmeyi istemez mi?

(Gözyaşları dökülmeye başlıyor) "Bana o anda deseler ki soğan ekmek yiyecek paran var, çocuğuna ve sana başını sokacak bir yer sağlayacağız, bir dakika bile durmazdım. Çalışıyordum ama tek başına kalınca kolay mı?..." Nesrin-Ziya Kantarcı çifti, Ziya Kantarcı'nın okulu bittikten sonra Ankara'ya dönmüşler. Ziya Bey, önce Hacettepe, ardından Eskişehir Anadolu Üniversitesi'nde öğretim üyesi olarak çalışmış. Ardından Gazi Üniversitesi'ne geçmiş. Nesrin Savaş bakın eşini nasıl anlatıyor: "Eşim iyi bir fizik profesörü oldu. Dalında çok iyidir. Tanısanız, bu mu anlattığınız şiddet gösteren adam dersiniz. Öyle kibar öyle nazik, öyle centilmen. Ama o sadece dış görünüş. Dış görünüş insanları yanıltabiliyor."

NİYE İKİNCİ ÇOCUK

İnsan bu kadar şiddetin, memnun olmadığı evliliğin içindeyken niye ikinci kez hamile kalır?

Nesrin Savaş "Hayatımın en büyük aptallığı tabii" diyor. "Şu anda biroğlum olduğu için memnunum, o ayrı. Ama o zaman tek çocuk olmasın, kardeş lazım diye düşünüyordum. Arkadaşlarım da öyle telkin ediyordu. Üstelik çevremdeki hiçbir evlilik benimkinden iyi değildi. Hepsinin içinde şiddet vardı. Ben zannediyordum ki bu kadar şiddet olağan." Önce ufak tefek itip kalkmalar ve tokatlarla başlayan şiddet yıllar geçtikçe yerini oklava, çekiç gibi objelere bırakmış. Nesrin Savaş "Büyük kızım evlenip Amsterdam'a yerleşti, küçük oğlumla baş başa kaldım, sırf onun için sustum" diye anlatıyor. "Ama ne kadar yanlışmış." Nesrin Savaş'ın oğlu ablasını yanına okumaya gidince Nesrin Savaş için farklı bir dönem başlamış. Tam 5 yıl sürecek hapis dönemi.

EVE KAPATILDI

"Bir gün eve geldi. 'Sen bundan sonra dışarı çıkmayacaksın' dedi. Perdeleri kapattı. Neymiş efendim karşıdaki apartmandaki adamla flört ediyormuşum. Zaten daha önce üst komuşlarla da kavga etti, dayak yedi geri geldi. Önce şaka zannettim. Ama ciddiydi. 5 yıl beni evde hapsetti. Arada bir haftalık izinlerim oluyordu. Tabii onunla çıkmama izin vardı. Bütün gün yemek yapıp, kitap okuyordum."

YA ŞİDDET?

"Kocam Hitler'di, ben ise bir Yahudi" diye başlıyor anlatmaya. "Yeri silerken tekme yiyordum. Tek hatırladığım 'Aynı yere vurma' diye bağırışım. Ağlıyor 'Lütfen başka yere vur' diye bağırıyordum. Başımdan kanlar akıyordu, o ise ellerine bulaşan kanı lavaboda yıkıyordu."

AVRUPA'YA KAÇTI


Nesrin Savaş dayak, tehdit ve işkence ile geçen günlerinden kızı ve damadı sayesinde kurtulmuş. Kocasını kızının yanına bir süreliğine tatile gideceğine ikna etmesi 6 ayını almış. En sonunda Amsterdam'a kaçmayı başarmış. Bir yıl sonra döndüğünde ise bir boşanma dilekçesiyle karşılaşmış. Boşanma davası devam ediyor. Nesrin Hanım "O kadar dayak yedim, hiç sağlık raporu almadım. Ben kocamı terk etmedim çünkü hasta olduğuna inandım" diyor. "Kocanız kanser olursa ne yaparsınız, doktora götürürsünüz, benimki beyninden rahatsızdı. Ben de bin bir ricayla, kandırmacayla onu doktora götürdüm. İlaç verdiler, tanı koydular. Eve gelince bütün ilaçları çöpe attı, 'İstersen sen iç' dedi bana. Gereksiz bir vicdan muhasebesi yaptım. Çocuklarımın babası diye sesimi çıkarmadım. Ama kitap okudukça anlıyorum ki yaptığım kesinlikle yanlışmış. Bugün hikayemin yazılmasını işte bu yüzden istiyorum. " Çoğunuzun Nesrin Savaş için "İyi de niye o kadar yıl katlandı?" diyeceğinizi biliyorum. Bu hikayeyle ilgili kuşkusuz çok yorum yapılabilir. Ama bence önemli olan sebebi olsun ya da olmasın şiddetin bir özürü olmayacağı gerçeği. Bu hikayede sizce tek suçlu terk edip gidemeyen Nesrin Savaş mı? Bir düşünün.

NESRİN SAVAŞ ANLATIYOR

BİR GÜN SIRTIMDA OKLAVA KIRDI

"Balkonun kapısını açmış yeri silerken tekmeyi yedim. Neymiş efendim niye kapıyı açıyormuşum. Baldırım mosmordu. Dizimden belime kadar olan bölgeye defalarca oklavayla vurdu. Ara sıra gözümü karartıp 'Niye vuruyorsun, sen insan mısın?' diyordum. 'Seni öldürmediğime dua et' diye bağırarak, ardından kahkahalarla gülüyordu. Sonra bir gün sırtımda oklavayı kırdı. Birden ortalığa kar fışkırdı. Ben şaşkın bir halde elimi sırtıma götürmeye çalışırken, o mutfakta ellerini yıkıyordu. Kan bulaşmış da kirlenmiş.

Düşünsenize, cinayet işleyip, bıçak temizlercesine..."

ÇOCUKLAR DAVADAKİ ŞAHİTLERİM OLACAK

"Kızım daha lise çağındayken bir gün başından aşağı kaynar süt döktü. Kızımı apar topar yurtdışına okumaya yolladım. Oğluma şiddet pek göstermedi çünkü ondan biraz çekiniyordu. Bana şiddet gösterdiği zaman oğlum araya giriyor sonra aile kavgası çıkıyordu. Çocuklar küçükken üzüntü partileri düzenlerdik. Babalarının aslında problemli olduğunu; bunları bilerek ve isteyerek yapmadığını anlatırdım çocuklara. Onlar da dinlerdi. Şimdi ikisi de davada şahit durumda. Çocuklarım da yaşadı işkenceyi, iyi biliyor."

ÜÇ GÜNDÜR KAR YAĞIYORMUŞ!

"Evde hapis haldeyim. Perdeler kapalı. Ne yapacağım bilmez bir halde koltuğumda oturuyorum. Belli bir koltuğum vardı benim pencerelerden en uzak köşede. Orada kitap okumaya çalışıyorum. Birden telefon çaldı. En yakın arkadaşlarımdan biri laf arasında kardan bahsetti. Meğer üç gündür lapa lapa kar yağıyormuş. Benim haberim bile yok. Ziyaretçimin gelmesine izin yok, kardeşlerim ancak telefonla arıyor."

BİR KERESİNDE ÜTÜYÜ BİLE BANA FIRLATTI

"Akşam eve geldiğinde nedensiz şiddet göstermeye başlıyordu. Ortalığı yıkıp döküyordu. Bir keresinde ütüyü fırlattı. Telefonlar ise kâbusumdu. Arayan yanlış numaraysa dayak saatleri başlıyordu. Kimbilir benim hangi sevgilim aramış. Bir gece yarısı uykumdan uyandırıp beni dövdü."

ONA KÜFRETTİM KAHKAHAYLA GÜLDÜ

"Ayrıldıktan sonra sadece bir kez telefonda ona karşı hissettiklerimi söyledim. Küfrettim, hakaret ettim, bağırdım çağırdım. Kahkahalarla gülüyordu. Binali Yıldırım'ın karısı ayrı masada yemek yedi diye kıyamet koptu bu memlekette. Benim o kadar bile özgürlüğüm yoktu. Bir yere götürülmüyorum, ayrı masada bile çorba içemiyorum. Hepten süprüntü kimlik takımındandım."

SUÇLANAN KOCA: ÖZEL HAYATIM

Nesrin Savaş'ın bu iddiaları üzerine, suçlanan eş Prof. Dr. Ziya Kantarcı'yı aradım. Çünkü avukatı tüm iddiaları doğrulasa da, ortada, sadece bir kadının tek taraflı iddiaları vardı. Ve suçlanan kişi, zaten eşinden boşanmak için dava açmıştı. Prof. Kantarcı şu açıklamayı yaptı: "Bu benim özel hayatım. Eşimle boşanıyoruz ama bu olayın yargıcı siz değilsiniz, mahkemedir. Onlar karar verecek. Ben bir öğretim üyesiyim. Şu anda ğrencilerim ders vermemi bekliyor. Bunlarla uğraşacak vaktim yok..." Kantarcı'nın açtığı boşanma davası, ekimde görülmeye başlanacak. Davada Nesrin Savaş'ın iki tanığı olacak, kızı ve oğlu. Ancak iki kardeş halen Amsterdam'da yaşadıkları için, tanıklıkları elçilik aracılığıyla gerçekleşecek. Davanın Ekim ayına atılmasının nedeni de bu...

Sabah
Balçiçek Pamir

tess
23-10-2007, 01:19
Haberin aslı esastır!
Sorun üreticisi fırsatçılar haberi yamuklaştırıp bol yalan ekleyerek (!) salt finansal çıkar uğruna, şiddete katkı payında bulunup; " ben olsaydım" noktasında kalıyorlar!. Amaç kaos yarat, rant için koş! Kadının kadına ettiği durumlar da işin en önemli yanı(!) Hızla ve derin üzüntüyle verilen 40 yıllık yaşamın özetinin amacı: "Kadın ve hukuk" iken ve daha da başka olduğu defalarca anlatılmış iken; kasıtlıca 180 derece çevirip biçimlendirip haberi beter ediyorlar! Beyinsel içerikleri doğrultusunda da... Haberi aile içi şiddet biçimselliği ile sansasyonelleştirdiler. Üstü örtülü bu akıl dışı bu davalık dava bambaşka türdedir. Ne idüğü belirli durumlar biçim biçim yer aldı! Salt çıkar uğruna kimi avukatlar ve yazılar yazanlarsa ayrı bir durum(!) Ailesi tarafından yanlışlarla kodlandırılan çocuklar ileride konumları ne olursa olsun öğrendiklerini öğretmeye kalkışıyorlar. Her konuda, taşıdıkları zihniyetle, kalıp yargılarıyla belirleyici olabilmeyi dayatıyorlar. İşte bende şiddetin tüm biçimlerini görerek hak ve özgürlüklerimden yoksun bırakıldım. Hesaplı, düşünerek uygulanan şiddet! "Auschwitz" deydim. Şiddetin varlığı bir yana, akla yatkın hiçbir yanı olmayan zulümlerle yaşamaya zorlandım. Davacı asılsız beyanları ve sanal tanıkları ile dava kazanabilmeyi istedi. Sıfatının arkasına sığınarak avukatının ve yakınlarının da marifetiyle de aslında farkında olmadan kendisini anlattığı örtülü bir dilekçeyle, T.C. Mahkemeleri`ne suçluyken başvurabidi! Avukatı ve akrabaları ve kimi biçim biçim birileri kendisini bilinçlice mutlak yalnızlığa sürüklediler! Çöküştür bu! Anlattıklarını rektörlüğü de anlatma zorunluluğu doğdu. Doğası gereği yadsıyacağı korkunç uygulamalarını anlatmam için elinden geleni ardına koymadı! Tuhaf dilekçesinde; "evden uzaklaştırıldım diyebildiği gibi"; neden uzaklaştırıldığını da diyebilmelidiydi. Hiç olmazsa mahkemeye doğruları söyleyebilmeliydi!!! Malûm(!) tanıkları da korkunç gerçeği bile bile, yargıcın gözünün içine baka baka yalanlarını söyleyeyebildiler! %5 lik bilgi verip %95'lik asıl vahim gerçeği sakladılar. Davalı ve haklı olan şahsım konuşmayacak mıydı? Yılların yargıcı şifreli olan bu davayı çözümleyemez miydi? Onurlu düşman, dürüst rakip olmak ta vardı. Geçmiş 40 yılı çiğneyerek suçsuzu suçlu göstermek!
Ağır suçuyla; bu birisi T. C. Mahkemeleri`nden şahsıma tanımadığı hak ve özgürlüğü kendisi için isteyebildi. Bir işi için!.. Etiketine güvenerek... "Dostlar alışverişte görsün!" Toplum da görsündü o zaman! Acılara katlanabilmem haksızlığada katlanabileceğim de demek değildir! Şahsım davacı olacağıma "davacı" davacı olmuş. Hukuksuzluğun üstünlüğü olsun muydu? Okuduğuna inanma eğilimli kimilerinin yetersizliği ile yaptığı gereksiz yorumlar şahsımı bağlamaz. 70'lik iki torunlu bu dedenin; "suç"unu saklamasına biçtiği kılıf: özel yaşam!" Sıradan akutlaşmış savunma yöntemi! Bu savunulan malûm özel yaşamlardan kızınız karınız (!) kocanız da yaşasın mı? (!) Örneğin; evliyken de (!) nişanlansın mı? Daha ne olsun? Bırakınız da haber olsun! Sinsice pis işleri gör de kimseler de duymasın mı? "Yuva yıkımcı"ları da suç ortağı değiller de kimler? Oysa ki; hukuk bu işlenen özel suçlara onay vermiyor! Yasada ki; "özel hayat" onurlu yaşananların özeli kapsamında! Kimi değerli yargıçlar ise; Prof'ları da muaf tutmaksızın hak dağıtımını sağlıyor. Bu tür haberin fazlasıyla da haber değeri vardır! Kitlelere yalan, yanlış haberleri empoze ederek fütursuzca haber yapanların bu sakıncalı durumları da görünmez kılınamaz! Saygınlığı olan kurumlarda yapay duruşlarıyla da görev yapanların kimi işleri de görünmez kılınamaz! Aile sorumluluğu olmayanın görev sorumluluğunun olabileceği düşünülemez de. Bu özel yaşamlının; kaybedeceği başından belli davası görüldü! Temel insan haklarının yıkımı olamıyacağından, bunu kırıp dava kazanılamayacağından, suçsuzun suçlu kılınamayacağından haberi de olmuş oldu!!! Ben ne yaparsam yeridir! 'Ben yaparım sen yapma!' Var olmayanları üzerimde adlandırmak istediği, sanal tanık beyanlarını da T.C. Mahkemeleri'ne sunabilerek te, hileli ve keyfince açtığı davasını da kaybetti! Kazanan yine dürüstlük oldu! Bu tuhaf davanın ölçümünü yapan değerli yargıç yorumu ve gereğini yaparak adaletin sarsılmazlığının altına imzasını attı. Devredilemez hakkımın devir teslim töreni! Vazgeçilemez haklarımın iadesi!
Haklılığıma davanın başından beri kanaat getiren, olgunun ciddîyetini bilen yargıç ; tanıksal verileri yasaların gereği olarak dinledi. Tanığım kendimdi! Kimi avukat beceriksizliği ve yanlışlarıyla da elbette davada yargıç kanaatlerini kırıp yerine yenisini koyamazdı da... Hukuk ne boşluk ne de keyfiliğin yeri olarak görülemez! Salt para kazanma uğruna müvekkilini sürükleyen avukatlar; kuralsızlıklar içerisinde olma lüksüne sahip olmamalıdırlar da! Haksızlık; yanlış, yalan savunmalarla haklılığa dönüştürülemez!
Gün gelir kasıtlıca yapılan yalan yanlış haberin aslı yerini alır! Bundan böyle salt yazılı anlatımlarım gerçektir(!) İmzam olmayan bu tuhaflaştırılmış haber şahsımı bağlamaz. Aslında haberin doğrusu ve içeriği bambaşkadır! Türk Medenî Yasası şöyle dursun; Türk Ceza Yasası kapsamındadır bu davalık dava! Sizce bu dava neden açılmış olabilir? (!) Kendisiyle sorunludur bu davacı! Yanlış yaşamımın da sorumluluğunu ağır bedeller ödeyerek taşıdım. Yanlış savunulamaz. Ancak 40 yıllık eziyetten sonra birde üstüne size suç biçilip yüklenmeye yeltenilmişse; bu haksızlığı artık seslendirmek kaçınılmaz oluyor. Karşı olmak gereği doğuyor! 'Genel memnuniyetsizlik sergilemelidir' diye de düşünülüyor! Kimileri sizden ısrarla bunu istiyorda... Muhalet olmak zorunda bırakılıyorsunuz! Ağır suçu sabit ve yine kimi çok önemli durumları tescilli olan bu birisi daha hâlâ "ben bir öğretim üyesiyim" diyerek (!) akıl dışı işler görüyor(!) Ve nasıl hâlâ o kurumda yapay duruş sergileyerek dolanabiliyor?
"Şiddet uygulamadım" diyebildiği gibi; T.C. Mahkemeleri'ne de dürüst davranmıyor, doğruları söylemiyor. Hileyle dava kazanılabilir mi? Yaşamının her alanında ve T.C. Mahkemeleri'nde de "ben bir öğ. üyesiyim, benim yerim çok farklı" diyerek, suçsuzun üzerinde suç var etmeye kalkışmak. Ve dava açmak akıl işi midir?
T.C.Mahkemeleri'ne başka asılsız bir şeyler daha söyleyebildiği gibi; eylemi olan korkunç durumları da söyleyebilmeliydi!!! Dava mahkemeden geçerken akıl almaz yollara başvurduğunu da belirtebilir miydi? (!) Kanayan yaraya derin çomak sokarak daha hâlâ, ille de haksızca sataşmak; insanı olmayacak yerlere savuruyor! Şahsım davacı olacağıma "davacı" davacı olmuş! İnanılmaz ve akıl almaz olgulara değineceğim. Değinilmek zorunda bırakıldım çünkü!!! İnsanlığın hükümranlığı önemli diyorsanız lütfen bu bilmediğiniz 40 yıllık yaşamı bireyselleştirmeden ve de haberin mantık dışılığına dayalı kısımlarını görmeyerek değerlendirip yorumlamayınız! Haber düzeysizleştirilmiştir de...Erginleşmiş kimi sağduyulu kişileredir anlatımlarım. Anlatımlarımın asılsızlığından söz edebilen bu birisi olguların aksini ispatta serbesttir! Anlatacaklarım ise kitabımdadır!!! Harfiyen yansıtacaklarım; "dava dosyası" içerisindeki tüm resmî dilekçeler kapsamındadır!!!
"Ben bir öğretim üyesiyim, bu özel yaşamım!!!!" diyebilen bu birisinin, öncelikle nasıl biri olduğu ve özellikle çok özel işleri olduğu bilinmelidir(!) Araştırmacı olarak neleri araştırdığı saptanmalıdır! Dünün anlayışına saplanıp kalmış, kalıp yargılı bu birisinin nasıl bir eğitim verebileceği de görmezden gelinemez! Düşünmek ve irdelemek gereği vardır! Böylelerin eğitimi ile gelişime yönelik değişim kaydedilemez! Ne tür fikir ile ne tür bir eğitim!
Özüne bağlı kalarak yeniliğe zerre kadar ayak uyduramayıp; daha da nasıl bir değişime doğru kaydığını, nasıl bir zihniyetle 40 yıl ailesine ve öz çocuklarına kötü davrandığını ve sonuçlarını göz ardı etmek doğru bir yaklaşım olamaz! Müdahaleci olunması gereği vardır! Bunlar eğitim kurumunda önemli değilse nedir? 'Benim "kör inançlı" öğretilerim senin yaşam biçimin olacak' demek de ne demek? Kendine özgü tuhaf ölçütlerini baskıyla ailesine dayatan ve daha da uç noktalara kadar gidebilen; aksine öğretileri kendisi için hiç te geçerli olmayan, bilinçlice sorun üreten, kavgacı bu birisi gayet tabii ki olguları yadsıma yolunu seçecektir! Gerçekleri itiraf edemeyecektir! Öğretim üyesi olmayanlarında "güç"lü olabileceğini düşünemeyerek dava kazanabilmeyi beklemek ne kadar yanlışsa, para kazanabilmek için sizi büyük yanlışa götüren kimi avukatlara da akrabalara da inanmak güvenmek o kadar yanlıştır. Bunu anlamanız çok zor bir iş de değildir aslında.... Söylemlerim delillidir! Çünkü tescillenmiştir!!!! Onca yıl ağlatarak elimden almış olduğu özgürlüğü sen kalk kendinin bir işi için isteyebil! Olacak iş mi bu? Üstelik ben suçsuz kendisi ağır suçluyken... Ağır suçu ile hak aramaya kalkmış! Olmayan hak bulunur mu? 'Haksızlığın üstünlüğü olsun' denilebilir mi? Dolayısıyla da; Hukuksuzluğun üstünlüğü olsun diye düşünülebilir mi? Düşünmüş! Düşündürülmüş!!! Art niyeti yetmiyormuş gibi; art niyetlileri de arayınca bulmuş. İşte bu akrabaları, para ve kimi malûm işler peşine koyulanlar birleşince; soluğu tuhaf bir dilekçeyle T.C.Mahkemeleri'nde alanın aldığı sonuç da koşutlu olarak aleyhine dönmüştür. Almış kalemi eline, arkadaşına mektup yazar gibi; yargıcın yazılanlar karşısında sorabileceği soruları düşünemeksizin asılsız beyanlarıda yazarak, sanal tanık söylemleri hesabıyla da dilekçeyi kendi elleriyle götürüp T.C. Mahkemeleri'ne sunabilmiş! Yetkili ve etkili kimsenin uyarısıda olmamış(!) Davalı konuşursa ne olacak?(!) Bu da düşünülmemiş! İşte en yakınlarının da gayreti ve marifetiyle sürüklenmiş olduğu bu çok üzücü durum çöküşünün başlangıcı oldu! Kendi yanlışlarını körükleyenleri görememek ise önem içerir!!! Elbette önde kendisi arkada suç ortakları! Düşünememiştir! Oysa ki; salt dinleyeceği iki evlâdı varken! Tüm şaşırdık diyenlere duyurulur; kişiyle 40 yıldır yaşayan benim! Herşey hukukî süreç içinde ortaya çıktı(!) Tanık beyanıyla falan da değil!!!! Kendiliğinden menkul durumlar!!!!!!!!!!!!!!!!!! " Ben bir öğretim üyesiyim" demesine rağmen!
Ayrıca bu davanın iç içe geçmiş olguları vardır, çok boyutlu örtülü dava (!) Yalan yanlışlarla, çeyrek kısmıyla aktarılan bu haberin işindeki asıl ciddî olgular bilinmeyenlerdir henüz! Tüm olanlar bu birisinin kendi seçimi sonucunda oluşmuştur. 40 yıllık yaşamını yanlışlarıyla doldurabilmeyi başaran da yine kendisidir! Anlatılan pek bir şey de olmamıştır zaten. İsterse onlarda anlatılır!!! İstemeyerek te olsa!
Ayrıca bu davanın sonucunu adliyenin kapısında salt kimi çıkarları için sabırsızlıkla bekleyen " o " tehlikeli birisi vardı!!!! 'Daha da neler?' demeyin! Daha da çok şeyler!!! Düşünsel boyutta ki kapsamlı dava! Düzeni iyi tanıyorsanız, toplumsal duyarlılık önemli diyorsanız, sağduyuluysanız lütfen yanlı olmayı bırakıp okuyunuz yazdıklarımı! Çünkü sonraları tanıklık edeceğiniz pişkince durumlar söz konusu!
Karakterine uygun işleri gör, gizle. Sıfatımla muaf olayım! Mutlak olan gerçekler maskelenemez! Boşanma davası açmak kolay! Önemli olan bu dava neden açılmıştır sizce? Kazanabileceğin bir durum var mı? Hukukî bir biçimsellik vererek dava kazanabilmeyi düşlemek! Karşı tarafa olmayan suçlar yükleyerek dava kazanılabilir mi? Hak yerini bulmaz mı?
Hiç akla gelmeyecek başka bir şeyler daha yapılırsa da; karşı taraf ta çıkar bunları yazar beyan eder! "Zorunlu duruma düşmenin dayanılmazlığı!" İşin çığırından çıkması! Kendisi evden uzaklaştırılmıştır(!) Kendi ifadesiyle de dilekçesinde beyan etmiştir bunu!!!! "Delil"i kendinden var olan bu davanın şifreli dilekçesinin deşifresini yapmam da T.C. Mahkemeleri'nde en kanıtlayıcı delil olmuştur! Kendiliğinden; ve de çok önemli olan, tanımadığım tanık beyanları ise bir şanstır!
'Kamusal alanda görev yapanların suçu eleştirilemez' denemez! 'Özel yaşama karışma olarak' yorumlanamaz! Yanlışlar savunulamaz! Eleştirilir! Eleştirilmelidir de! Olgular seçimin ise; sonuçlar da senindir!!!! Bedeller de.... Anlatımlarımın üstü örtülüdür! TBMM ve STK'luşları ve kimi basın içeriğini bilmekteler! Rektörlüğünde çalışanının ters işlerini bilmek hakkıdır! Susturulmuşluğuma, neden 40 yıl sustum? Taşımakta çok zorlandığım sorumluluklarımın gereğini yerine getirmese miydim? Bundan daha doğal ne olabilir? Düzene güven var mıydı? Doğru kararı doğru yer ve doğru zamanda uygulamak gerekir! Aksi, sizi daha da yanlışlara sürükler! Asıl sorgulanacak olan; sistem ve çoğu malûm kimileridir! Bense şahsım adıma derin sorgulamayı yapabildiğim içindir ki; kimi durumlara düştüm! Ülkenin gerçekleri, kadının edilgen durumu, toplumsal dokumuz, gençliğin yanlışlıkları, bilinçsizlik, yaşamınızın inişli çıkışlı kendine özgü bir trendi, sorunları aşabileceğiniz umudu, iyi niyet, annelik, iki evlât yetiştirme endişesi, sorumluluk gibi etmenler ve asıl olan en önemli bağlayıcı yanı ise ekonomik bağımlılık size yapay da olsa boyun eğdiriyor.
Yaşasın Türk Adaleti!
Değerli yargıç Şerafettin Ş. "Hukukun üstünlüğünü" kanıtladı ve davayı kazandım. Kazanacağım inancını hiç yitirmedim. Kimilerinin anlatımlarına göre hukuk kaybolmamıştı! Öncelikle, suçluya verilebilecek en güzel yanıt manevî cezadır. Davacı T.C. Mahkemeleri'nden asılsız davasına onay almamıştır! Yaşasın Türkiye Cumhuriyeti'nin yüce adaleti, yaşasın değerli yargıçlarımız! Güçlü saygılar.
Nesrin Savaş Kantarcı nesrinsavas@hotmail.com 03124263226

tess
23-10-2007, 01:21
Haberin aslı esastır!
Sorun üreticisi fırsatçılar haberi yamuklaştırıp bol yalan ekleyerek (!) salt finansal çıkar uğruna, şiddete katkı payında bulunup; " ben olsaydım" noktasında kalıyorlar!. Amaç kaos yarat, rant için koş! Kadının kadına ettiği durumlar da işin en önemli yanı(!) Hızla ve derin üzüntüyle verilen 40 yıllık yaşamın özetinin amacı: "Kadın ve hukuk" iken ve daha da başka olduğu defalarca anlatılmış iken; kasıtlıca 180 derece çevirip biçimlendirip haberi beter ediyorlar! Beyinsel içerikleri doğrultusunda da... Haberi aile içi şiddet biçimselliği ile sansasyonelleştirdiler. Üstü örtülü bu akıl dışı bu davalık dava bambaşka türdedir. Ne idüğü belirli durumlar biçim biçim yer aldı! Salt çıkar uğruna kimi avukatlar ve yazılar yazanlarsa ayrı bir durum(!) Ailesi tarafından yanlışlarla kodlandırılan çocuklar ileride konumları ne olursa olsun öğrendiklerini öğretmeye kalkışıyorlar. Her konuda, taşıdıkları zihniyetle, kalıp yargılarıyla belirleyici olabilmeyi dayatıyorlar. İşte bende şiddetin tüm biçimlerini görerek hak ve özgürlüklerimden yoksun bırakıldım. Hesaplı, düşünerek uygulanan şiddet! "Auschwitz" deydim. Şiddetin varlığı bir yana, akla yatkın hiçbir yanı olmayan zulümlerle yaşamaya zorlandım. Davacı asılsız beyanları ve sanal tanıkları ile dava kazanabilmeyi istedi. Sıfatının arkasına sığınarak avukatının ve yakınlarının da marifetiyle de aslında farkında olmadan kendisini anlattığı örtülü bir dilekçeyle, T.C. Mahkemeleri`ne suçluyken başvurabidi! Avukatı ve akrabaları ve kimi biçim biçim birileri kendisini bilinçlice mutlak yalnızlığa sürüklediler! Çöküştür bu! Anlattıklarını rektörlüğü de anlatma zorunluluğu doğdu. Doğası gereği yadsıyacağı korkunç uygulamalarını anlatmam için elinden geleni ardına koymadı! Tuhaf dilekçesinde; "evden uzaklaştırıldım diyebildiği gibi"; neden uzaklaştırıldığını da diyebilmelidiydi. Hiç olmazsa mahkemeye doğruları söyleyebilmeliydi!!! Malûm(!) tanıkları da korkunç gerçeği bile bile, yargıcın gözünün içine baka baka yalanlarını söyleyeyebildiler! %5 lik bilgi verip %95'lik asıl vahim gerçeği sakladılar. Davalı ve haklı olan şahsım konuşmayacak mıydı? Yılların yargıcı şifreli olan bu davayı çözümleyemez miydi? Onurlu düşman, dürüst rakip olmak ta vardı. Geçmiş 40 yılı çiğneyerek suçsuzu suçlu göstermek!
Ağır suçuyla; bu birisi T. C. Mahkemeleri`nden şahsıma tanımadığı hak ve özgürlüğü kendisi için isteyebildi. Bir işi için!.. Etiketine güvenerek... "Dostlar alışverişte görsün!" Toplum da görsündü o zaman! Acılara katlanabilmem haksızlığada katlanabileceğim de demek değildir! Şahsım davacı olacağıma "davacı" davacı olmuş. Hukuksuzluğun üstünlüğü olsun muydu? Okuduğuna inanma eğilimli kimilerinin yetersizliği ile yaptığı gereksiz yorumlar şahsımı bağlamaz. 70'lik iki torunlu bu dedenin; "suç"unu saklamasına biçtiği kılıf: özel yaşam!" Sıradan akutlaşmış savunma yöntemi! Bu savunulan malûm özel yaşamlardan kızınız karınız (!) kocanız da yaşasın mı? (!) Örneğin; evliyken de (!) nişanlansın mı? Daha ne olsun? Bırakınız da haber olsun! Sinsice pis işleri gör de kimseler de duymasın mı? "Yuva yıkımcı"ları da suç ortağı değiller de kimler? Oysa ki; hukuk bu işlenen özel suçlara onay vermiyor! Yasada ki; "özel hayat" onurlu yaşananların özeli kapsamında! Kimi değerli yargıçlar ise; Prof'ları da muaf tutmaksızın hak dağıtımını sağlıyor. Bu tür haberin fazlasıyla da haber değeri vardır! Kitlelere yalan, yanlış haberleri empoze ederek fütursuzca haber yapanların bu sakıncalı durumları da görünmez kılınamaz! Saygınlığı olan kurumlarda yapay duruşlarıyla da görev yapanların kimi işleri de görünmez kılınamaz! Aile sorumluluğu olmayanın görev sorumluluğunun olabileceği düşünülemez de. Bu özel yaşamlının; kaybedeceği başından belli davası görüldü! Temel insan haklarının yıkımı olamıyacağından, bunu kırıp dava kazanılamayacağından, suçsuzun suçlu kılınamayacağından haberi de olmuş oldu!!! Ben ne yaparsam yeridir! 'Ben yaparım sen yapma!' Var olmayanları üzerimde adlandırmak istediği, sanal tanık beyanlarını da T.C. Mahkemeleri'ne sunabilerek te, hileli ve keyfince açtığı davasını da kaybetti! Kazanan yine dürüstlük oldu! Bu tuhaf davanın ölçümünü yapan değerli yargıç yorumu ve gereğini yaparak adaletin sarsılmazlığının altına imzasını attı. Devredilemez hakkımın devir teslim töreni! Vazgeçilemez haklarımın iadesi!
Haklılığıma davanın başından beri kanaat getiren, olgunun ciddîyetini bilen yargıç ; tanıksal verileri yasaların gereği olarak dinledi. Tanığım kendimdi! Kimi avukat beceriksizliği ve yanlışlarıyla da elbette davada yargıç kanaatlerini kırıp yerine yenisini koyamazdı da... Hukuk ne boşluk ne de keyfiliğin yeri olarak görülemez! Salt para kazanma uğruna müvekkilini sürükleyen avukatlar; kuralsızlıklar içerisinde olma lüksüne sahip olmamalıdırlar da! Haksızlık; yanlış, yalan savunmalarla haklılığa dönüştürülemez!
Gün gelir kasıtlıca yapılan yalan yanlış haberin aslı yerini alır! Bundan böyle salt yazılı anlatımlarım gerçektir(!) İmzam olmayan bu tuhaflaştırılmış haber şahsımı bağlamaz. Aslında haberin doğrusu ve içeriği bambaşkadır! Türk Medenî Yasası şöyle dursun; Türk Ceza Yasası kapsamındadır bu davalık dava! Sizce bu dava neden açılmış olabilir? (!) Kendisiyle sorunludur bu davacı! Yanlış yaşamımın da sorumluluğunu ağır bedeller ödeyerek taşıdım. Yanlış savunulamaz. Ancak 40 yıllık eziyetten sonra birde üstüne size suç biçilip yüklenmeye yeltenilmişse; bu haksızlığı artık seslendirmek kaçınılmaz oluyor. Karşı olmak gereği doğuyor! 'Genel memnuniyetsizlik sergilemelidir' diye de düşünülüyor! Kimileri sizden ısrarla bunu istiyorda... Muhalet olmak zorunda bırakılıyorsunuz! Ağır suçu sabit ve yine kimi çok önemli durumları tescilli olan bu birisi daha hâlâ "ben bir öğretim üyesiyim" diyerek (!) akıl dışı işler görüyor(!) Ve nasıl hâlâ o kurumda yapay duruş sergileyerek dolanabiliyor?
"Şiddet uygulamadım" diyebildiği gibi; T.C. Mahkemeleri'ne de dürüst davranmıyor, doğruları söylemiyor. Hileyle dava kazanılabilir mi? Yaşamının her alanında ve T.C. Mahkemeleri'nde de "ben bir öğ. üyesiyim, benim yerim çok farklı" diyerek, suçsuzun üzerinde suç var etmeye kalkışmak. Ve dava açmak akıl işi midir?
T.C.Mahkemeleri'ne başka asılsız bir şeyler daha söyleyebildiği gibi; eylemi olan korkunç durumları da söyleyebilmeliydi!!! Dava mahkemeden geçerken akıl almaz yollara başvurduğunu da belirtebilir miydi? (!) Kanayan yaraya derin çomak sokarak daha hâlâ, ille de haksızca sataşmak; insanı olmayacak yerlere savuruyor! Şahsım davacı olacağıma "davacı" davacı olmuş! İnanılmaz ve akıl almaz olgulara değineceğim. Değinilmek zorunda bırakıldım çünkü!!! İnsanlığın hükümranlığı önemli diyorsanız lütfen bu bilmediğiniz 40 yıllık yaşamı bireyselleştirmeden ve de haberin mantık dışılığına dayalı kısımlarını görmeyerek değerlendirip yorumlamayınız! Haber düzeysizleştirilmiştir de...Erginleşmiş kimi sağduyulu kişileredir anlatımlarım. Anlatımlarımın asılsızlığından söz edebilen bu birisi olguların aksini ispatta serbesttir! Anlatacaklarım ise kitabımdadır!!! Harfiyen yansıtacaklarım; "dava dosyası" içerisindeki tüm resmî dilekçeler kapsamındadır!!!
"Ben bir öğretim üyesiyim, bu özel yaşamım!!!!" diyebilen bu birisinin, öncelikle nasıl biri olduğu ve özellikle çok özel işleri olduğu bilinmelidir(!) Araştırmacı olarak neleri araştırdığı saptanmalıdır! Dünün anlayışına saplanıp kalmış, kalıp yargılı bu birisinin nasıl bir eğitim verebileceği de görmezden gelinemez! Düşünmek ve irdelemek gereği vardır! Böylelerin eğitimi ile gelişime yönelik değişim kaydedilemez! Ne tür fikir ile ne tür bir eğitim!
Özüne bağlı kalarak yeniliğe zerre kadar ayak uyduramayıp; daha da nasıl bir değişime doğru kaydığını, nasıl bir zihniyetle 40 yıl ailesine ve öz çocuklarına kötü davrandığını ve sonuçlarını göz ardı etmek doğru bir yaklaşım olamaz! Müdahaleci olunması gereği vardır! Bunlar eğitim kurumunda önemli değilse nedir? 'Benim "kör inançlı" öğretilerim senin yaşam biçimin olacak' demek de ne demek? Kendine özgü tuhaf ölçütlerini baskıyla ailesine dayatan ve daha da uç noktalara kadar gidebilen; aksine öğretileri kendisi için hiç te geçerli olmayan, bilinçlice sorun üreten, kavgacı bu birisi gayet tabii ki olguları yadsıma yolunu seçecektir! Gerçekleri itiraf edemeyecektir! Öğretim üyesi olmayanlarında "güç"lü olabileceğini düşünemeyerek dava kazanabilmeyi beklemek ne kadar yanlışsa, para kazanabilmek için sizi büyük yanlışa götüren kimi avukatlara da akrabalara da inanmak güvenmek o kadar yanlıştır. Bunu anlamanız çok zor bir iş de değildir aslında.... Söylemlerim delillidir! Çünkü tescillenmiştir!!!! Onca yıl ağlatarak elimden almış olduğu özgürlüğü sen kalk kendinin bir işi için isteyebil! Olacak iş mi bu? Üstelik ben suçsuz kendisi ağır suçluyken... Ağır suçu ile hak aramaya kalkmış! Olmayan hak bulunur mu? 'Haksızlığın üstünlüğü olsun' denilebilir mi? Dolayısıyla da; Hukuksuzluğun üstünlüğü olsun diye düşünülebilir mi? Düşünmüş! Düşündürülmüş!!! Art niyeti yetmiyormuş gibi; art niyetlileri de arayınca bulmuş. İşte bu akrabaları, para ve kimi malûm işler peşine koyulanlar birleşince; soluğu tuhaf bir dilekçeyle T.C.Mahkemeleri'nde alanın aldığı sonuç da koşutlu olarak aleyhine dönmüştür. Almış kalemi eline, arkadaşına mektup yazar gibi; yargıcın yazılanlar karşısında sorabileceği soruları düşünemeksizin asılsız beyanlarıda yazarak, sanal tanık söylemleri hesabıyla da dilekçeyi kendi elleriyle götürüp T.C. Mahkemeleri'ne sunabilmiş! Yetkili ve etkili kimsenin uyarısıda olmamış(!) Davalı konuşursa ne olacak?(!) Bu da düşünülmemiş! İşte en yakınlarının da gayreti ve marifetiyle sürüklenmiş olduğu bu çok üzücü durum çöküşünün başlangıcı oldu! Kendi yanlışlarını körükleyenleri görememek ise önem içerir!!! Elbette önde kendisi arkada suç ortakları! Düşünememiştir! Oysa ki; salt dinleyeceği iki evlâdı varken! Tüm şaşırdık diyenlere duyurulur; kişiyle 40 yıldır yaşayan benim! Herşey hukukî süreç içinde ortaya çıktı(!) Tanık beyanıyla falan da değil!!!! Kendiliğinden menkul durumlar!!!!!!!!!!!!!!!!!! " Ben bir öğretim üyesiyim" demesine rağmen!
Ayrıca bu davanın iç içe geçmiş olguları vardır, çok boyutlu örtülü dava (!) Yalan yanlışlarla, çeyrek kısmıyla aktarılan bu haberin işindeki asıl ciddî olgular bilinmeyenlerdir henüz! Tüm olanlar bu birisinin kendi seçimi sonucunda oluşmuştur. 40 yıllık yaşamını yanlışlarıyla doldurabilmeyi başaran da yine kendisidir! Anlatılan pek bir şey de olmamıştır zaten. İsterse onlarda anlatılır!!! İstemeyerek te olsa!
Ayrıca bu davanın sonucunu adliyenin kapısında salt kimi çıkarları için sabırsızlıkla bekleyen " o " tehlikeli birisi vardı!!!! 'Daha da neler?' demeyin! Daha da çok şeyler!!! Düşünsel boyutta ki kapsamlı dava! Düzeni iyi tanıyorsanız, toplumsal duyarlılık önemli diyorsanız, sağduyuluysanız lütfen yanlı olmayı bırakıp okuyunuz yazdıklarımı! Çünkü sonraları tanıklık edeceğiniz pişkince durumlar söz konusu!
Karakterine uygun işleri gör, gizle. Sıfatımla muaf olayım! Mutlak olan gerçekler maskelenemez! Boşanma davası açmak kolay! Önemli olan bu dava neden açılmıştır sizce? Kazanabileceğin bir durum var mı? Hukukî bir biçimsellik vererek dava kazanabilmeyi düşlemek! Karşı tarafa olmayan suçlar yükleyerek dava kazanılabilir mi? Hak yerini bulmaz mı?
Hiç akla gelmeyecek başka bir şeyler daha yapılırsa da; karşı taraf ta çıkar bunları yazar beyan eder! "Zorunlu duruma düşmenin dayanılmazlığı!" İşin çığırından çıkması! Kendisi evden uzaklaştırılmıştır(!) Kendi ifadesiyle de dilekçesinde beyan etmiştir bunu!!!! "Delil"i kendinden var olan bu davanın şifreli dilekçesinin deşifresini yapmam da T.C. Mahkemeleri'nde en kanıtlayıcı delil olmuştur! Kendiliğinden; ve de çok önemli olan, tanımadığım tanık beyanları ise bir şanstır!
'Kamusal alanda görev yapanların suçu eleştirilemez' denemez! 'Özel yaşama karışma olarak' yorumlanamaz! Yanlışlar savunulamaz! Eleştirilir! Eleştirilmelidir de! Olgular seçimin ise; sonuçlar da senindir!!!! Bedeller de.... Anlatımlarımın üstü örtülüdür! TBMM ve STK'luşları ve kimi basın içeriğini bilmekteler! Rektörlüğünde çalışanının ters işlerini bilmek hakkıdır! Susturulmuşluğuma, neden 40 yıl sustum? Taşımakta çok zorlandığım sorumluluklarımın gereğini yerine getirmese miydim? Bundan daha doğal ne olabilir? Düzene güven var mıydı? Doğru kararı doğru yer ve doğru zamanda uygulamak gerekir! Aksi, sizi daha da yanlışlara sürükler! Asıl sorgulanacak olan; sistem ve çoğu malûm kimileridir! Bense şahsım adıma derin sorgulamayı yapabildiğim içindir ki; kimi durumlara düştüm! Ülkenin gerçekleri, kadının edilgen durumu, toplumsal dokumuz, gençliğin yanlışlıkları, bilinçsizlik, yaşamınızın inişli çıkışlı kendine özgü bir trendi, sorunları aşabileceğiniz umudu, iyi niyet, annelik, iki evlât yetiştirme endişesi, sorumluluk gibi etmenler ve asıl olan en önemli bağlayıcı yanı ise ekonomik bağımlılık size yapay da olsa boyun eğdiriyor.
Yaşasın Türk Adaleti!
Değerli yargıç Şerafettin Ş. "Hukukun üstünlüğünü" kanıtladı ve davayı kazandım. Kazanacağım inancını hiç yitirmedim. Kimilerinin anlatımlarına göre hukuk kaybolmamıştı! Öncelikle, suçluya verilebilecek en güzel yanıt manevî cezadır. Davacı T.C. Mahkemeleri'nden asılsız davasına onay almamıştır! Yaşasın Türkiye Cumhuriyeti'nin yüce adaleti, yaşasın değerli yargıçlarımız! Güçlü saygılar.
Nesrin Savaş Kantarcı nesrinsavas@hotmail.com 03124263226