Erzurumlu
20-06-2006, 12:49
Zaman içerisinde yolculuk olasılığı artık tamamen bilim-kurgu sayılmıyor. Bu fantazi yıllar boyunca sayısız bilim-kurgu roman ve filmlerinin vazgeçilmez ilgi odağıydı. En ünlü bilim adamları da bu konu üzerinde uzun zaman kafa yordular. Günümüzde ise Einstein'in genel ve özel görecelik kuramlarını kullanarak bu olasılığı kanıtlamak mümkün.
Yapılan deneylerden elde edilen sonuçlar son derece hızlı hareket eden uçakların zaman kavramı içerisin de geleceğin içine uçtuğunu kanıtlamış durumda. Bu olay, 'zaman genişlemesi' denilen bir kavrama bağlı olarak, zamanın çok hızlı hareket eden bir cisim için durağan bir cisimden daha yavaş olarak geçmesi sonucu oluşuyor. Zaman içerisinde yolculuk 'solucan deliği (wormhole)' ve 'kapalı zamansı eğriler' denilen fenomenler vasıtası ile gerçeklesebilir. Prof. Kip Thorne bu yolculuğun olası olduğunu öne sürmektedir.
[Sadece Kayıtlı Üyelerimiz Linkleri Görebilmektedirler]
Ancak, yapılan hesaplara ve öne sürülen teorilere göre geçmişe yolculuk gelecege yolculuktan çok daha zor başarılabilecek bir olay. Geçmişe yolculuk için 4 boyutlu uzay-zaman (space-time) senaryoları çerçevesinde ışık hızına yakın hızlarda hareket etmek gerekiyor. Bunu başarabilecek teknolojiden ise henüz çok uzaktayız. Ancak, zamanla bunun da başarılması pekala olası. Eğer 1900 yılından önce doğmuş olsaydınız o günlerde insanların birgün uçaklara binerek yolculuk edeceklerini kendi yaşam süreciniz içerisinde göreceginizi hayal bile etmeniz zor olurdu. New York Üniversitesi'nden Profesör Michio Kaku'ya göre çok uzak olmayan bir gelecekte gerçekleştirilebilecek bir uzay gemisi zaman ile ilgili sırları da açıklığa kavuşturabilecek. Buna göre, saniyede 200 milyon metre, yani saatte 12 milyon km hızla gidebilecek kapasitede bir uzay gemisi inşa edilmesi gerekiyor. Böylece ışık hızına yakın bir hıza ulaşmak mümkün olabilecek. İşte o zaman Einstein'in teorilerinin gösterdiği gibi zaman genişlemesi oluşacak ve geminin içindekiler için zaman daha yavaş geçmeye başlıyacak. Teorik olarak, eğer böyle bir uzay gemisinin bizden uzaklaşarak ışık hızına ulaşmasını dünyadan teleskop ile takip edebilseydik gemide bulunanlar için zamanın donmuş olduğunu görürdük. Ancak, onlara göre ise zamanda herhangi bir değişiklik olmazdı.
Ne kadar hızlı hareket edilirse zamanın o kadar fazla yavaşlayacağı bundan 25 yıl önce Maryland Üniversitesi'nden Profesör Carol Allie tarafindan iki atomik saat kullanılarak kanıtlandı. Bu çok hassas saatlerden biri bir jet uçağına konurken diğeri yerdeki hava üssünde kaldı. Uçağın birkaç saatlik uçuşu sonrası saatlerin zamanları karşılaştırıldığında uçaktaki saatin çok az miktarda yavaşlamış olduğu görüldü. Artık, bu olayın uydular ve uzay istasyonu için daha belirli oranlarda olduğu biliniyor, çünkü bunlar uçaklardan çok daha hızlı ve uzun süreler uçuyorlar.
Hızın artması ile geleceğe yolculuk etmenin olası olduğunu bildiğimize göre bundan sonraki sorun yıllarca bir uzay gemisi içinde oturmadan nasıl geçmişteki bir zaman dilimine yolculuk edilebileceğini çözebilmek olacak. Teorik olarak bu problem kapalı zamansı eğriler ve solucan delikleri ile çözülebilir. Einstein'in relativite teorileri bildiğimiz 3 boyutlu evrene zaman kavramını da ekleyerek 4 boyutlu bir uzay-zaman oluşturuyor. Buna göre uzay-zaman, her noktanın ve olayın belirli bir yerde ve zamanda temsil edilmesinden oluşuyor. Yani, şu anda bütün yaşamınız uzay-zaman içerisinde bir nevi kıvrık solucan gibi yer oluşturmakta. Bu solucanın kuyruğunda doğduğunuz an kafa kısmında ise öleceğiniz an bulunmakta. Solucanın vücudu ile oluşan çizğiye nesnenin yerel çizgisi deniyor. Einstein'a göre bu çizgiler kara delikler gibi çok büyük oluşumların yerçekimi kuvveti tarafindan saptırılabiliyor. Gene teoriye göre, eğer bir nesnenin yerel çizgisi çok fazla saptırılabilirse kendi etrafinda bir döngü oluşturabilir ve kafa ile kuyruk kısımları birleşerek geçmişe bir koridor yaratabilir.
[Sadece Kayıtlı Üyelerimiz Linkleri Görebilmektedirler]
Bilim adamları bu şekilde yaratılacak koridorlara solucan deliği adını veriyor. Ancak, bu delikler bağlantılar oluşturmalarına karşın, uzayın değişik yerlerinde ve değişik zamanlarda oluşuyor. Bu şu tipik örnekle daha kolay anlaşılabilir. Elinizde bir kağıt olduğunu ve parmağınızı bunun bir ucundan öbür ucuna sürüklemek istediğinizi varsayalım. Yapılacak tek işlem boydan boya kağıdı katetmek olacaktır. Ancak, şimdi kağıdı ikiye katladığınızı ve başladığınız yerden bir delik açtığınızı varsayalım. İşte o anda parmağınız kağıdın varmak istediginiz diğer ucundan çıkacaktır. Böylece hem mesafe hem de zaman olarak daha farklı bir sonuç elde etmiş oldunuz. İşte solucan delikler de buna benzer şekilde uzay zaman içerisinde bir noktadan diğerine kısa yoldan çabucak varılmasını sağlayabilecek unsurlar. Bu olay bir bakıma Alice Harikalar Diyarında masalını anımsatıyor. Alice'in evindeki ayna bir bakıma bir solucan deliği gibi gerçek dünya ile fantazi dünyasını birleştiriyordu ve Alice aynanın içerisinden geçerek diğer dünyaya varıyordu. Ancak, gerçek yaşamda bir solucan deliği yaratarak iki ayrı noktayı birleştirebilmek o kadar kolay bir iş değil. Bunu başarabilmek için önce iki benzer enerji makinesi yapılması gerekiyor. Eğer bu makineler inanılmaz miktarlarda, yaklaşık bir patlayan yıldızın verdiği kadar, elektrik enerjisi ile yüklenebilirlerse birbirlerine belirli bir uzaklığa getirildiklerinde uzay-zamanda bir delik açabilirler ve böylece bir solucan deliği oluşturulabilir.
[Sadece Kayıtlı Üyelerimiz Linkleri Görebilmektedirler]
[Sadece Kayıtlı Üyelerimiz Linkleri Görebilmektedirler]
[Sadece Kayıtlı Üyelerimiz Linkleri Görebilmektedirler]
Böyle bir sistemin yaratılabilmesinin olanaksız olmadığı laboratuar deneyleri yolu ile gösterilmiş durumda. Makineler yolu ile solucan delik yaratılmasını takiben yapılacak iş bu makinelerden birini yukarıda bahsettiğimiz ışık hızına yakın hıza ulaşabilen uzay gemisine koyarak uzaya yollamak. Böylece, deligin bir ucu hala dünyada iken diğer ucu uzaya açılmış olacak ve solucan delik aracılığı ile başka yer ve zamanlara geçiş mümkün olabilecek. Şimdi bu teorik yaklaşımları biraz daha karmaşık hale getirelim. Geçmişe doğru yolculuk etmenin bazı sınırları var. Teorik olarak bahsettiğimiz makinelerin yaratıldıgı andan öncesine geri dönmek olanaklı değil. İşte bu alanda kuantum mekanigi ile ilgili teoriler işin içine girerek çözüm önerileri getiriyor. 1957 yılında Hugh Everett birden fazla evren önerisini bilim dünyasına sundu. Bu öneriye göre eğer bir olay fiziksel olarak oluşabiliyorsa herhangi bir evrende oluşuyor. Yani, mevcut olan tek bir evren (universe) değil, bir seri evrenler (multiverse) ve her multiverse'de her varlığın, objenin ve atomun bir kopyası var. Bu biraz da akıl karıştırıcı yaklaşıma göre her olası olay için olası her sonuç bir baska evrende oluşuyor. İşte kuantum mekaniğinin multiverse yaklaşımı ile geçmişe yapılacak yolculuktan kendi evrenimize ve zamanımıza geri dönmek teorik olarak mümkün. Geçmişe yolculuk konusunda ABD Princeton üniversitesinden fizik profesörü Richart Gott' ın bir teorisine göre ışık hızı ile hareket edebilen bir uzay gemisi uzayda kozmik ışınların çevresinde bir tur atabilirse geçmişe yolculuk yapabilir.Burda kozmik ışınların çevresinde derken kastedilen şey bir karadelik tekilliğinin yakınından bir bir daire çizerek konik bir açıyla turlayıp geçmektir.
Ancak, geçmişe yolculuk yapabilmek ve buradan geri dönebilmek fikrinin beraberinde getirdiği bazı sorunlar da yok değil. Bunun en tipik örneği 'dedemi nasıl öldürüp doğdum' yaklaşımı. Geçmişe yolculuk yaparak dedenizin çocuk olduğu zamana gittiğinizi düşünün. Burada dedeniz ile tanışıp onu ya yok ettiğinizi veya anneanneniz ile evlenmesini engellediğinizi varsayın. Sonuçta, anneniz hiçbir zaman doğamayacak ve o andan itibaren geçecek olan zaman günümüze geldiğinde artık bu dünyada sizin var olmanız olası olmayacak. Böylece, teorik olarak geçmişten tekrar günümüze yolculuk ettiğinizde artık var olmuyor olacaksınız. Peki o zaman, var olmadığınız bir dünyadan nasıl olup da ilk başta geçmişe yolculuk edebildiniz? İşte bu gibi teorik ve felsefi paradoksal soruları ancak kuantum mekaniginin multiverse yaklaşımı yanıtlayabiliyor. Yani, bir evrende siz varolurken diğer birinde dedeniz anneanneniz ile evlenmediğinden hiçbir zaman varolmadınız.
Zaman içerisinde yolculuğun olası olup olmadığı yapılan deneysel laboratuar araştırmaları ile gelecek yıllarda daha iyi anlaşılabilecek. İnsanlığın teknolojik gelişmesinin artan bir hızla devam ettiğini düşündüğümüzde bugün için bilim-kurgu sayılan fantazilerin yakın bir gelecekte gerçek olması hiç de garip bir düş değil. Bazılarımız 70'li yıllarda Uzay Yolu (Star Trek) dizisini izlerken Kaptan Kirk ve ekibinin ellerindeki küçük bir kutunun kapağını açıp veya gögüslerindeki rozete basıp nasıl telefon gibi iletişim kurduklarını hatırlarız. Acaba o zaman kaçımız cep telefonlarının 25 sene sonra bu kadar normal ve yaygın kullanılan bir araç olabileceğini tahmin edebilirdik?
Yapılan deneylerden elde edilen sonuçlar son derece hızlı hareket eden uçakların zaman kavramı içerisin de geleceğin içine uçtuğunu kanıtlamış durumda. Bu olay, 'zaman genişlemesi' denilen bir kavrama bağlı olarak, zamanın çok hızlı hareket eden bir cisim için durağan bir cisimden daha yavaş olarak geçmesi sonucu oluşuyor. Zaman içerisinde yolculuk 'solucan deliği (wormhole)' ve 'kapalı zamansı eğriler' denilen fenomenler vasıtası ile gerçeklesebilir. Prof. Kip Thorne bu yolculuğun olası olduğunu öne sürmektedir.
[Sadece Kayıtlı Üyelerimiz Linkleri Görebilmektedirler]
Ancak, yapılan hesaplara ve öne sürülen teorilere göre geçmişe yolculuk gelecege yolculuktan çok daha zor başarılabilecek bir olay. Geçmişe yolculuk için 4 boyutlu uzay-zaman (space-time) senaryoları çerçevesinde ışık hızına yakın hızlarda hareket etmek gerekiyor. Bunu başarabilecek teknolojiden ise henüz çok uzaktayız. Ancak, zamanla bunun da başarılması pekala olası. Eğer 1900 yılından önce doğmuş olsaydınız o günlerde insanların birgün uçaklara binerek yolculuk edeceklerini kendi yaşam süreciniz içerisinde göreceginizi hayal bile etmeniz zor olurdu. New York Üniversitesi'nden Profesör Michio Kaku'ya göre çok uzak olmayan bir gelecekte gerçekleştirilebilecek bir uzay gemisi zaman ile ilgili sırları da açıklığa kavuşturabilecek. Buna göre, saniyede 200 milyon metre, yani saatte 12 milyon km hızla gidebilecek kapasitede bir uzay gemisi inşa edilmesi gerekiyor. Böylece ışık hızına yakın bir hıza ulaşmak mümkün olabilecek. İşte o zaman Einstein'in teorilerinin gösterdiği gibi zaman genişlemesi oluşacak ve geminin içindekiler için zaman daha yavaş geçmeye başlıyacak. Teorik olarak, eğer böyle bir uzay gemisinin bizden uzaklaşarak ışık hızına ulaşmasını dünyadan teleskop ile takip edebilseydik gemide bulunanlar için zamanın donmuş olduğunu görürdük. Ancak, onlara göre ise zamanda herhangi bir değişiklik olmazdı.
Ne kadar hızlı hareket edilirse zamanın o kadar fazla yavaşlayacağı bundan 25 yıl önce Maryland Üniversitesi'nden Profesör Carol Allie tarafindan iki atomik saat kullanılarak kanıtlandı. Bu çok hassas saatlerden biri bir jet uçağına konurken diğeri yerdeki hava üssünde kaldı. Uçağın birkaç saatlik uçuşu sonrası saatlerin zamanları karşılaştırıldığında uçaktaki saatin çok az miktarda yavaşlamış olduğu görüldü. Artık, bu olayın uydular ve uzay istasyonu için daha belirli oranlarda olduğu biliniyor, çünkü bunlar uçaklardan çok daha hızlı ve uzun süreler uçuyorlar.
Hızın artması ile geleceğe yolculuk etmenin olası olduğunu bildiğimize göre bundan sonraki sorun yıllarca bir uzay gemisi içinde oturmadan nasıl geçmişteki bir zaman dilimine yolculuk edilebileceğini çözebilmek olacak. Teorik olarak bu problem kapalı zamansı eğriler ve solucan delikleri ile çözülebilir. Einstein'in relativite teorileri bildiğimiz 3 boyutlu evrene zaman kavramını da ekleyerek 4 boyutlu bir uzay-zaman oluşturuyor. Buna göre uzay-zaman, her noktanın ve olayın belirli bir yerde ve zamanda temsil edilmesinden oluşuyor. Yani, şu anda bütün yaşamınız uzay-zaman içerisinde bir nevi kıvrık solucan gibi yer oluşturmakta. Bu solucanın kuyruğunda doğduğunuz an kafa kısmında ise öleceğiniz an bulunmakta. Solucanın vücudu ile oluşan çizğiye nesnenin yerel çizgisi deniyor. Einstein'a göre bu çizgiler kara delikler gibi çok büyük oluşumların yerçekimi kuvveti tarafindan saptırılabiliyor. Gene teoriye göre, eğer bir nesnenin yerel çizgisi çok fazla saptırılabilirse kendi etrafinda bir döngü oluşturabilir ve kafa ile kuyruk kısımları birleşerek geçmişe bir koridor yaratabilir.
[Sadece Kayıtlı Üyelerimiz Linkleri Görebilmektedirler]
Bilim adamları bu şekilde yaratılacak koridorlara solucan deliği adını veriyor. Ancak, bu delikler bağlantılar oluşturmalarına karşın, uzayın değişik yerlerinde ve değişik zamanlarda oluşuyor. Bu şu tipik örnekle daha kolay anlaşılabilir. Elinizde bir kağıt olduğunu ve parmağınızı bunun bir ucundan öbür ucuna sürüklemek istediğinizi varsayalım. Yapılacak tek işlem boydan boya kağıdı katetmek olacaktır. Ancak, şimdi kağıdı ikiye katladığınızı ve başladığınız yerden bir delik açtığınızı varsayalım. İşte o anda parmağınız kağıdın varmak istediginiz diğer ucundan çıkacaktır. Böylece hem mesafe hem de zaman olarak daha farklı bir sonuç elde etmiş oldunuz. İşte solucan delikler de buna benzer şekilde uzay zaman içerisinde bir noktadan diğerine kısa yoldan çabucak varılmasını sağlayabilecek unsurlar. Bu olay bir bakıma Alice Harikalar Diyarında masalını anımsatıyor. Alice'in evindeki ayna bir bakıma bir solucan deliği gibi gerçek dünya ile fantazi dünyasını birleştiriyordu ve Alice aynanın içerisinden geçerek diğer dünyaya varıyordu. Ancak, gerçek yaşamda bir solucan deliği yaratarak iki ayrı noktayı birleştirebilmek o kadar kolay bir iş değil. Bunu başarabilmek için önce iki benzer enerji makinesi yapılması gerekiyor. Eğer bu makineler inanılmaz miktarlarda, yaklaşık bir patlayan yıldızın verdiği kadar, elektrik enerjisi ile yüklenebilirlerse birbirlerine belirli bir uzaklığa getirildiklerinde uzay-zamanda bir delik açabilirler ve böylece bir solucan deliği oluşturulabilir.
[Sadece Kayıtlı Üyelerimiz Linkleri Görebilmektedirler]
[Sadece Kayıtlı Üyelerimiz Linkleri Görebilmektedirler]
[Sadece Kayıtlı Üyelerimiz Linkleri Görebilmektedirler]
Böyle bir sistemin yaratılabilmesinin olanaksız olmadığı laboratuar deneyleri yolu ile gösterilmiş durumda. Makineler yolu ile solucan delik yaratılmasını takiben yapılacak iş bu makinelerden birini yukarıda bahsettiğimiz ışık hızına yakın hıza ulaşabilen uzay gemisine koyarak uzaya yollamak. Böylece, deligin bir ucu hala dünyada iken diğer ucu uzaya açılmış olacak ve solucan delik aracılığı ile başka yer ve zamanlara geçiş mümkün olabilecek. Şimdi bu teorik yaklaşımları biraz daha karmaşık hale getirelim. Geçmişe doğru yolculuk etmenin bazı sınırları var. Teorik olarak bahsettiğimiz makinelerin yaratıldıgı andan öncesine geri dönmek olanaklı değil. İşte bu alanda kuantum mekanigi ile ilgili teoriler işin içine girerek çözüm önerileri getiriyor. 1957 yılında Hugh Everett birden fazla evren önerisini bilim dünyasına sundu. Bu öneriye göre eğer bir olay fiziksel olarak oluşabiliyorsa herhangi bir evrende oluşuyor. Yani, mevcut olan tek bir evren (universe) değil, bir seri evrenler (multiverse) ve her multiverse'de her varlığın, objenin ve atomun bir kopyası var. Bu biraz da akıl karıştırıcı yaklaşıma göre her olası olay için olası her sonuç bir baska evrende oluşuyor. İşte kuantum mekaniğinin multiverse yaklaşımı ile geçmişe yapılacak yolculuktan kendi evrenimize ve zamanımıza geri dönmek teorik olarak mümkün. Geçmişe yolculuk konusunda ABD Princeton üniversitesinden fizik profesörü Richart Gott' ın bir teorisine göre ışık hızı ile hareket edebilen bir uzay gemisi uzayda kozmik ışınların çevresinde bir tur atabilirse geçmişe yolculuk yapabilir.Burda kozmik ışınların çevresinde derken kastedilen şey bir karadelik tekilliğinin yakınından bir bir daire çizerek konik bir açıyla turlayıp geçmektir.
Ancak, geçmişe yolculuk yapabilmek ve buradan geri dönebilmek fikrinin beraberinde getirdiği bazı sorunlar da yok değil. Bunun en tipik örneği 'dedemi nasıl öldürüp doğdum' yaklaşımı. Geçmişe yolculuk yaparak dedenizin çocuk olduğu zamana gittiğinizi düşünün. Burada dedeniz ile tanışıp onu ya yok ettiğinizi veya anneanneniz ile evlenmesini engellediğinizi varsayın. Sonuçta, anneniz hiçbir zaman doğamayacak ve o andan itibaren geçecek olan zaman günümüze geldiğinde artık bu dünyada sizin var olmanız olası olmayacak. Böylece, teorik olarak geçmişten tekrar günümüze yolculuk ettiğinizde artık var olmuyor olacaksınız. Peki o zaman, var olmadığınız bir dünyadan nasıl olup da ilk başta geçmişe yolculuk edebildiniz? İşte bu gibi teorik ve felsefi paradoksal soruları ancak kuantum mekaniginin multiverse yaklaşımı yanıtlayabiliyor. Yani, bir evrende siz varolurken diğer birinde dedeniz anneanneniz ile evlenmediğinden hiçbir zaman varolmadınız.
Zaman içerisinde yolculuğun olası olup olmadığı yapılan deneysel laboratuar araştırmaları ile gelecek yıllarda daha iyi anlaşılabilecek. İnsanlığın teknolojik gelişmesinin artan bir hızla devam ettiğini düşündüğümüzde bugün için bilim-kurgu sayılan fantazilerin yakın bir gelecekte gerçek olması hiç de garip bir düş değil. Bazılarımız 70'li yıllarda Uzay Yolu (Star Trek) dizisini izlerken Kaptan Kirk ve ekibinin ellerindeki küçük bir kutunun kapağını açıp veya gögüslerindeki rozete basıp nasıl telefon gibi iletişim kurduklarını hatırlarız. Acaba o zaman kaçımız cep telefonlarının 25 sene sonra bu kadar normal ve yaygın kullanılan bir araç olabileceğini tahmin edebilirdik?
