PDA

! FORUMDAN YARARLANMAK İÇİN ÜYE OLUN !
ÜYELİK İÇİN BURAYA TIKLAYARAK GEREKLİ ALANLARI DOLDURUN

FORUMA GİT : ''ZAMANDA YOLCULUK '' TEMASI BİR GGÜN GERÇEĞE DÖNÜŞEBİLİR Mİ?


Erzurumlu
20-06-2006, 01:05
GELECEĞE DÖNÜŞ ([Sadece Kayıtlı Üyelerimiz Linkleri Görebilmektedirler]) FİLMİNDE İŞLENEN ''ZAMANDA YOLCULUK '' TEMASI BİR GÜN  GERÇEĞE DÖNÜŞEBİLİR Mİ?
[Sadece Kayıtlı Üyelerimiz Linkleri Görebilmektedirler] [Sadece Kayıtlı Üyelerimiz Linkleri Görebilmektedirler]
[Sadece Kayıtlı Üyelerimiz Linkleri Görebilmektedirler] [Sadece Kayıtlı Üyelerimiz Linkleri Görebilmektedirler];MİŞ ZAMANLARA YOLCULUK  MÜMKÜN  MÜ ?  
Geçmişe yolculuk ([Sadece Kayıtlı Üyelerimiz Linkleri Görebilmektedirler]) düşüncesi  fizikçiler dışında, hepimizin sağduyusuna ters geliyor. Fizikçiler uzay-zamanda kestirme yollar bularak ,bunlara ,tırtılların ,yüzeyden dolaşmamak için ,toprakta açtıkları yollara benzediğinden ''Tırtıl Yolları'' ([Sadece Kayıtlı Üyelerimiz Linkleri Görebilmektedirler]) adını vermişlerdir. Böylece, acaba, uzay-zamanın ''kıvrımları'' (bir uçağın yeyüzüne yansıyan gölgesi gibi), arasından dümdüz gitmek (uçağın uçuş yolu gibi); hatta, kendimizi geçmişteki yaşantımızda bulmak mümkün olabilecek midir ?
                              [Sadece Kayıtlı Üyelerimiz Linkleri Görebilmektedirler];    
  ABD'li teorik fizik profesörü  Kip Thorne, kurtdeliği adı verilen uzay eğrilmeleri yardımıyla zamanda yolculuğun mümkün olabilecegini kanıtladı.
        [Sadece Kayıtlı Üyelerimiz Linkleri Görebilmektedirler]; [Sadece Kayıtlı Üyelerimiz Linkleri Görebilmektedirler] [Sadece Kayıtlı Üyelerimiz Linkleri Görebilmektedirler] ([Sadece Kayıtlı Üyelerimiz Linkleri Görebilmektedirler]) ÜNLÜ astrofizikçi ve yazar Carl Sagan, 15 yıl önce kaleme aldığı, 1997 yılında Jodie Foster tarafindan filme çekilen Contact (Temas) ([Sadece Kayıtlı Üyelerimiz Linkleri Görebilmektedirler]) romanında ciddi bir sorunla karşı karşıya kaldı.
Sagan, romanın kurgusu gereği baş karakteri Ellie Arroway'yi bir karadelik aracılığıyla Dünya'dan 26 ışık yılı uzaklıktaki Wega yıldız sistemine gönderiyordu. Ancak böyle bir yolculuğun fizik kanunlarına aykırı olup olmadığı sorusu, Sagan'ı rahatsız ediyordu.
Alman Focus dergisinin son sayısında, Sagan'ın bu sorunun yanıtı için yardım istediği ABD'nin California Teknoloji Enstitüsü Teorik Fizik Profesörü Kip S. Thorne'un, roman sayesinde müthiş bir buluş gerçekleştirdiği yer aldı.
Karadelik kabusu
Sagan'ın sorusuna yanıt arayan Thorne, zaman yolculuğunun karadelikler yardımıyla yapılamayacağını belirledi.
Karadelikler tek taraflıydı. Ayrıca karadeliğe giren cisme santimetrekarede milyarlarca ton olmak üzere akılalmaz bir çekim kuvveti biniyor du ki, bu Arroway'in anında moleküllerine ayrılması demekti.
Alternatif arayan Thorne, sonuçta bilim adamlarının bugüne kadar üzerinde ciddiyetle durmadıgı kurtdeliklerini farketti. Kurtdelikleri üzerine araştırmalarını derinleştiren California'lı bilim adamı, fiziğin en büyük dehalarından sayılan İngiliz Profesör Stephen Hawkingin'in karadeliklerle ilgili teorileri, Albert Einstein'in görecelik (izafiyet) kuramı ve kuantum fiziği yardımıyla yaptığı hesaplarında, zamanda yolculuğun matematik olarak mümkün olduğunu kanıtladı.
[Sadece Kayıtlı Üyelerimiz Linkleri Görebilmektedirler]
Tek soru kaldı
Uzay/ zamanın akılalmaz kuvvetler nedeniyle (iki karadeligin, iki galaksinin çarpışması gibi) eğilmesiyle oluşan kurtdeliklerinin çift taraflı oldugunu belirleyen Thorne, böylece bu deliklerin bir tarafından girilip, zamanda yolculuk edilerek diğer taraftan çıkılabileceğini formüle etti. Ancak bu deliğe giren bir cismin, hiç zarar görmeden diğer taraftan çıkıp çıkmayacağı üzerindeki soru işareti halen çözülemedi. Harıl harıl bu sorunun çözümünü arayan Thorne, Eğer kurtdeliklerinin zararsız oldugunu kanıtlayabilirsek, yüzlerce yıl önceye gidip dedelerimizin elini öpebileceğiz diye konuştu.
[Sadece Kayıtlı Üyelerimiz Linkleri Görebilmektedirler]
Gizli LIGO projesi
ZAMANDA yolculuk şimdilik yalnız filmlerde yaşansa da, ABD hükümeti bu fikre ciddi anlamda önem veriyor.
ABD Hükümeti, çogu bilim adamının mümkün değil dediği zamanda yolculuk araştırmaları için son olarak tam 365 milyon dolarlık bir projeye olur verdi. Laser Interferometer Gravity - Wave Observatory (LIGO) adı verilen projeyle, çekim dalgalarının görünür yapılması amaçlanıyor. 2002 yılında tamamlanması öngörülen proje sayesinde, çarpışan karadeliklerin, patlayan yıldızların oluşturduğu çekim dalgalarının resmi çekilebilecek. Böylece uzay -zamandaki eğilmeler hakkında çok ciddi araştırmalar yapılabilecek.
Işık eğilir mi?
ALBERT Einstein'in 1915'de açıkladığı görecelik kuramı (izafiyet teorisi), kainatla ilğili o güne kadar bilinenleri bir anda yerle bir etti. Einstein, kuramı ile düz bir çizği halinde yol aldığı sanılan ışığın aslında eğilip büküldüğünü kanıtladı. Einstein'in hesaplarına göre, ışık, uzayda bir yıldızın yakınından geçerken çekim kuvveti nedeniyle yolunu değiştiriyor, dev kütleler yakınında zaman yavaşlıyordu. Astronomik anlamda ağır ve dönen cisimler, eksenleri çevresinde hareket ederken zamanı büküyor ve çevrelerine doluyordu. Einstein bu kuramıyla, zamanda yolculuğun mümkün olabileceğini kanıtladı.                             
[Sadece Kayıtlı Üyelerimiz Linkleri Görebilmektedirler] ([Sadece Kayıtlı Üyelerimiz Linkleri Görebilmektedirler])                                   
YAŞAYAN EN BÜYÜK FİZİKÇİ KABÜL EDİLEN STEPHAN HAWKİNG, DÜNYAYI AYAĞA KALDIRAN AÇIKLAMASINDA ''UZAY-ZAMANDAKİ EĞRİLMELERLE OLUŞAN GEÇİTLER ZAMANDA SEYAHAT ETMEYİ MÜMKÜN KILABİLİR. BU GEÇİTLER, UZAYDA BİR TÜP GEÇİT GİBİDİR. VE BU SEYAHAT BİR GÜN YAPILACAK'' DEDİ.
[Sadece Kayıtlı Üyelerimiz Linkleri Görebilmektedirler] Hawking,1995 yılında, Oxford Üniversitesi’nde yapılan bir konferansta, zaman yolculuğu konusunda şunları söylemiştir : “Sizi temin ederim ki, henüz yapan birini görmememize ve olduğunu kanıtlayamamıza rağmen, zamanda yolculuk mümkündür. Evrendeki karadelikler, zaman yolculuğunu mümkün kılabilir. Çünkü, karadeliklerin, gelecekteki uygarlıklar tarafından kullanılabileceği yolunda “ciddi iddialar” ve “bulgular” var.”
Hawking’in bu sözleri, bir çok araştırmacının, “Gelecekten gelen zaman gezmenleri Dünya tarihini değiştirmiş olabilirler” tezini destekler, hatta doğrular niteliktedir. Çünkü, Hawking, bu konuda “ciddi iddialar” ve “bulgulardan” söz etmektedir.
Aynı konferansta, “Zamanda yolculuk mümkünse, niçin kimse gelecekten gelip, bize bunun nasıl olduğunu göstermiyor?” sorusuna, Hawking şu cevabı vermiştir: “İnsanoğlunun doğası gözönüne alındığında, gelecekten bir insanın günümüze gelmeyeceğine ve biz zavallı, geri kalmış atalarına, zamanda yolculuğun sırlarını anlatmayacağına inanmak çok zor.”
Dünyanın en ünlü teorik fizikçilerinden biri olan Profesör Stephen Hawking, birkaç yıl önce söylediklerinden vaz geçti.The Physic of Star Trek(Uzay Yolculuğunun Fiziği) başlıklı yeni bir kitaba yazdığı önsözde, zamanda yolculuk mümkün olabilir, dedi. The Guardian gazetesi bilim editörü Tim Radford'un bununla ilgili yorumunu(1 Ekim) dikkatinize getiriyoruz
[Sadece Kayıtlı Üyelerimiz Linkleri Görebilmektedirler];n iki yönlü ya da tek yölü bir yolculuk olup olmadığı konusu, Aziz Agustin'in ''zaman geçici bir şey midir, yoksa her zaman mevcut olmuş mudur'' sorusunu ortaya atmasından bu yana 1500 yıldır insanların kafasını kurcalamayı sürdürüyor.Bundan tam 100 yıl önce H.G.Wells, The Time Machine/ Zaman Makinası adlı romanında bu konunun fizikçilere araştırılmasını önermişti.Mekanda (gerçekte mekan-zaman) istenen yönde yolculuk yapılabildiğine göre, acaba ''zaman içinde de istenen yönde seyahat edilebilir mi'' proplemi teorik fizikçilerin zihinlerini kurcalıyor.Ama başkaları ''büyükbaba paradoksu'' da denilen şeyi hatırlatıyor: Eğer zaman içinde geriye doğru yolculuk mümkün ise, o zaman  büyükbabanı öldürebilir ve böylelikle kendi doğumunu, dolayısıyla geçmişe seyahatini önleyebilirsin.
Cambridge Üniversitesi' ndeki Isac Newton kürsüsü profesörü Stephan Hawking, daha önce, eğer evrenin genişlemesi sona erer ve küçülmeye başlarsa, zamanın geriye doğru işleyebileceği fikrini ortaya atmıştı. Ama soru şuydu: Bu nasıl bilinebilirdi?Çünkü, bu taktirde, düşünce de geriye doğru işleyecekti.Fakat 1980'lerin sonlarında, Hawking'in A Brief History of Time/Zamanın Kısa Tarihi adlı, yalnızca ciltli baskısı 6 milyon adet satılan kitabının ilk yayınlandığı sırada, bu tartışma kızışmaya başladı.Hawking'in argümanı yalın ve katıydı.Fizik kanunları zamanda yolculuğa izin vermiyordu.Uzayda, evrenin çeşitli parçalarını birbirine bağlayan ''solucan delikleri'' vardı, ama bunlardan zamanda yolculuk için yararlanmak mümkün değildi. Başkaları, buna ikna olmadı.Hawking'in California Institu of  Technology'deki dostu Kip Thorne Hawking'in haksız olduğu kanısındaydı.Thorne, geçen yıl yayımlanan Black Holes and Time Warps/karadelikler ve Zaman Boşlukları adlı kitabında, genel relativiteye ilişkin öndeyimlerin, uzaydaki bir solucan deliğinden zamana seyahat etmeyi mümkün kıldığını öne sürdü.Ancak bunun için bu deliklerden birini açık tutmak ve buradan bir insanı geçirmek gerekeceğini yazdı.''Solucan delikleri'', Einstein'ın varlığını öngördüğü, hipotetik(varsayımsal) uzay boşlukları.Eğer uzayda boşluklar varsa, o taktirde zamanda da boşluklar olması gerekir.Ne var ki bu boşluklar bir atomdan milyar kere daha küçük ve hayal edilemeyecek kadar kısa bir süre ile varoluyor.Dolayısıyla, bu boşluklardan birini yakalamak, açık tutmak ve insanın geçeceği kadar genişletmek hayli güç olabilir.Başka bir bilim adamı, Princeton Üniversitesi'nden Richart Gott ([Sadece Kayıtlı Üyelerimiz Linkleri Görebilmektedirler])'a göre de, evrenin başlangıcı olan patlamadan, Big Bang'den arda arda kalan, sonsuz uzunlukta ve hayli gizemli şeyler olan ''kozmik ipliklerden'' iki tanesinin alınıp, aynı hızla birbirlerinin yanından geçmeleri sağlanabilirse, teorik bir zaman makinası yapmak mümkün olabilir.Ne var ki bugüne kadar kimse kozmik ipliklerden, sonsuz uzunlukta iki tanesi bir yana, tek birini dahi görmüş değil. [  Richart  Gott: Geçmişe Yolculuk ([Sadece Kayıtlı Üyelerimiz Linkleri Görebilmektedirler]) ]
Paul Davies: << Bundan yüzyıl önce bazı insanlar, insanın dış uzaya yolculuk yapabileceğine inanmıştı.O zamanlar uzay yolculuğu da aynen zaman yolculuğu gibi bilim kurgusal bir şeydi.Bugün ise uzay yolculuğu gayet olağan bir şey haline gelmiş durumda. Peki zaman yolculuğu da bir gün  gayet olağan bir şey haline gelebilir mi? >>
--------------------------------------------------------------------------------------------------------
[Sadece Kayıtlı Üyelerimiz Linkleri Görebilmektedirler] Einstein'dan sonra dünyaya gelen en büyük teorik fizik dehası olarak görülen ünlü İngiliz fizikçi Stephan Hawking bir başka bilimsel dergiye verdiği demecinde ''Zamanda yolculuk yapılabileceği konusunda önemli ip uçları olduğunu açıkladı.'' Yüzlerce oxford'lu öğrenci tarfından dikkatle izlenen bir konferans sırasında Hawking, kendisinin de aralarında bulunduğu konuyla ilgili önde gelen bilim adamlarının, ''Uzay ve zamanın, eğrilerek sapmalar yapabildiği'' konusunda deneylerle kanıtlanmış ciddi bulgulara sahip olduğunu belirtti.Konuşmasına, ''Şu anda kafaları kurcalayan tek soru, zamanda yolculuğa izin verecek kadar sapma olup olmadığı'' cümlesi ile devam eden ünlü fizikçi, ''Elde edilen bulgular, bunu kanıtlamaya tam olarak yetmiyor.Ama yine de benim düşüncem, insanlar tarafından deli muamelesi görmemeye dikkat ederek, bu yönde araştırmaların derinleştirilmesi'' dedi.Hawking konuşması sırasında, ''Solucan Tünelleri'' olarak anılan ve ''uzayda kıvrılmış tüp geçitler'' olarak tanımlanabilecek ''uzay-zaman eğrilmeleri''ne dikkat çekerek, ''işte bu geçitler, zamanda yolculuğu mümkün kılabilir.Ve solucan tünellerinin, gelecekteki uygarlıklar tarafından kullanılabileceği yolunda ciddi iddialar ve bulgular var'' dedi.Konuyla ilgili son derece karışık ve anlaşılmaz fiziki olayları herkesin anlayabileceği basit örneklerle açıklamaya dikkat eden Stephen Hawking, ''zamanda yolculuğun'' nasıl mümkün olabileceğini açıklayabilmek için de, enerjiyi paraya benzetme yolunu seçti.
Bu konuda, ''Bir an için, enerjiyi para olarak düşünün.Eğer bankadaki hesabınızda para varsa, bu parayı değişik şekillerde dağıtabilirsiniz.Ama klasik yasalara göre, bankadaki hesap mevcudunuzdan fazla para çekemezsiniz.Ancak, fiziğin en en engin ve genişlemeye müsait kolu olan Kuantum Teorisi'nde yer alan kuramlara göre, bu mümkündür. Yani bir veya daha fazla hesabınızdan, hesabınızdaki mevcudun üzerinde para çekebilirsiniz.Başka bir deyişle, kuantum teorisi yardımıyla mevcut olan enerjinin üstünde bir enerjiyi kullanabilirsiniz'' ifadesini kullandı.Bu sözlerin ardından, ''Zamanda yolculuk mümkünse, niçin kimse gelecekten gelip bize nasıl olduğunu anlatmıyor? sorusuna cevap veren Hawking, ''İnsanoğlunun doğası göz önüne alındığında, gelecekten bir insanın günümüze gelmeyeceğine ve biz zavallı geri kalmış Ataları'na zamanda yolculuğun sırlarını anlatmayacağına inanmak çok zor'' diyerek sözlerini bitirdi.Bilim dünyası, zamanda yolculukta, geri gelen kişinin tekrar eski boyutuna dönmesiyle oluşabilecek sorunları tartışıyor.
Zaman ve Genel Görecelik Kuramı:
Zamansızlık gerçeğini anlamamıza yardımcı olacak önemli bir konu,yüzyılın en büyük bilim adamı sıfatını taşıyan Albert Einstein’in geliştirdiği Genel Görecelik Kuramı’dır. Görecelik, zamanın evrenin farklı noktalarında farklı hızlarla aktığını, hatta durabildiğini göstererek, mutlak bir kavram olmadığını, değişken bir algı olduğunu ispatlar.
Öncelikle, zamanın ne anlama geldiğini düşünmeye çalışalım. Zaman; duyu organlarımız tarafından art arda gelen birtakım olaylar neticesinde hissedilen, tarifi son derece güç olan bir tür algıdır. Zamanın akışını, etrafımızda gözlemlediğimiz hareket değişikliklerini birbirlerine kıyaslayarak anlarız. Örneğin; bardak yere düşer ve kırılır, kömür yanar ve kül olur, yürürüz ve bir an önce odanın bir ucundayken bir an sonra odanın diğer ucunda oluruz. İşte sebep-sonuç ilişkileri çerçevesinde meydana gelen tüm bu olaylar, çevremizde gözlemlediğimiz tüm bu hareketlilik bize zamanın geçtiğine dair bir izlenim verir. Ama zamanı ölçmek için kullandığımız kavramlar, çok değişkendir. Yarım saat dediğimiz süre, eğer sıkıcı bir bekleme içindeysek, saatler kadar uzun gelebilir. Aynı yarım saati, çok eğlenceli ve bitmesini istemediğimiz bir durumda, üç-beş dakika kadar kısa bir süre gibi algılarız. Yani aslında zaman algısı, bizim için farklı hızlarda akabilmektedir.
Zamanın akış hızı hakkında bir fikre sahip olmamıza neden olan etken ise, zaman için kullandığımız referanslardır. Güneş doğar ve batar ve ertesi gün tekrar doğduğunda bir gün geçti deriz. Bu olay 30-31 kez tekrarlandığında bu kez 1 ay geçti deriz; ama sorulduğunda bu bir ayla ilgili fazla detay hatırlamadığımızı, geçen zamanın sanki sadece bir an gibi olduğunu düşündüğümüzü itiraf ederiz. Eğer gündüz geceyi, gece gündüzü takip etmese ve elimizde zamanın geçtiğini gösterir bir saatimiz olmasa, belki de geçen zamanın ne kadar olduğuna, bir günün ne zaman başlayıp ne zaman biteceğine dair doğru bir tahminde bulunmamız mümkün olmayacaktı. Bu açıdan zaman, bizim için belirli referanslar olmaksızın, ne hızla aktığı konusunda kesin bir yargıya varamayacağımız bir algıdan ibarettir. Ama önemli olan bu referansların değişmez ve sabit olmamasıdır. Bu gerçek bizi Genel Görecelik Kuramı’na götürür.
Einstein'ın Görecelik teorisi, hıza ve konuma göre uzayda farklı zaman dilimleri olduğunu göstermiştir.Karadelikler ise zamanın durduğu zamansızlık ve sonsuzluk boyutunun meydana geldiği fiziksel olaylar olarak karşımızda durmaktadır. Tüm bunlar, Kuran'da bahsedilen zamanın göreceliğinin bilimsel açıklamalarıdır.
Hız ve Zaman Einstein, zamanın göreceliği kavramını bilimsel olarak ortaya koymuştur. Bu teoriye göre, zaman mutlak ve değişmez değildir. Zaman, her cismin hızına ve konumuna (çekim merkezine olan uzaklığına) göre hızlı veya yavaş geçmektedir.
Einstein’a göre bir sistem hızlandıkça o sistem üzerinde zaman yavaşlamaktadır. Işık hızına yakın bir hızla hareket eden bir aracın içinde zaman daha ağır akar. Her türlü organik, biyolojik ve anatomik yapı daha ağırdan işlemeye başlar. Atom düzeyindeki tüm hareketler yavaşlar. Zamanın hıza göre olan bu değişimini, uzayda hareket eden bir araçtaki gözlemci, yani bir astronot anlayamaz. Çünkü onun da her türlü hücre fonksiyonu, dolaşım ve solunum sistemi daha ağır işleyecektir. Dünyada bildiğimiz 3 saatlik bir zaman geçtiğinde uzay kapsülü içindeki adam için sadece 3 dakika geçmiştir. Görecelik Kuramı olarak bilinen bu teoriyi açıklamak için kullanılan bir diğer örnek ikizler paradoksudur. Bu örnekte aynı yaşlardaki ikizlerden biri dünyada kalırken, diğeri ışık hızına yakın bir hızda uzay yolcuğuna çıkar. Geri döndüğünde ikiz kardeşini kendisinden çok daha yaşlı bulacaktır. Bunun nedeni uzayda seyahat eden kardeş için zamanın daha yavaş akmasıdır.
Rakamlarla ifade etmek gerekirse, eğer ikizlerden uzayda yolculuk yapanın roketi ışık hızının yüzde doksan dokuzuna erişirse, dünyada 30 yıl geçerken uzayda yalnızca 2.9 yıl geçer. Bu örnek bir baba-oğul için düşünülecek olursa uzay yolculuğuna çıkan baba 27 yaşında dünyadaki oğlu ise 3 yaşında olsa, 30 dünya yılı sonra baba dünyaya döndüğünde kendisi 30 yaşında olacağı halde oğlu 33 yaşında olacaktır. Diğer bir deyişle oğlu babasından yaşlı olacaktır.
Güneş yüzeyine çok yakın bulunan bir astronotun saati dünyadaki saatlere göre daha yavaş işler. Çünkü Güneş dünyaya kıyasla daha büyük kütlelidir.Bu kurama göre hız arttıkça zaman kısalmakta, sıkışmakta; daha ağır, daha yavaş işleyerek sanki durma noktasına yaklaşmaktadır. Einstein tüm bunları denklemlerle, formüllerle haber vermiştir. Ayrıca Einstein, bir cismin sadece hızının değil, konumunun da zamanı etkilediğini ispatlamıştır. Buna göre, büyük cisimlere yaklaştıkça zaman yavaşlamaktadır. Örneğin, Güneş yüzeyine çok yakın bulunan bir astronotun saati dünyadaki saatlere göre daha yavaş işler. Çünkü Güneş dünyaya kıyasla daha büyük kütlelidir. Zamanın göreceli oluşu, saatlerin yavaşlaması veya hızlanmasından mekanik bir zembereğin ağır işlemesinden değil; tüm sistemin atom altı seviyesindeki parçacıklara kadar farklı hızlarda çalışmasından ileri gelir. Başka bir deyişle zamanın kısalması içinde bulunan kişi için ağır çekim bir filmde rol almaya benzemez. Zamanın kısaldığı böyle bir ortamda insan vücudundaki kalp atışları, hücre bölünmesi, beyin faaliyetleri dünyaya göre daha ağır işlemektedir. Kişi zamanın yavaşlamasını hiç farketmeden günlük yaşamını sürdürür.
Ünlü yazar Lincoln Barnett, Genel Görecelik Kuramı’nın ortaya koyduğu bu sonuçları şöyle özetler:Einstein sonsuz geçmişten sonsuz geleceğe akan şaşmaz ve değişmez bir evrensel zaman kavramını bir yana bıraktı. Ona göre zaman duygusu da renk duygusu gibi bir algıydı. Rengi ayırtedecek bir göz yoksa renk diye bir şey olmayacağı gibi, zamanı gösterecek bir olay olmadıkça bir an, bir saat ya da bir gün hiçbir şey değildir. Zamanı en iyi Einstein’ın şu sözleri açıklar; ‘Bireyin yaşantıları bize bir olaylar dizisi içinde düzenlenmiş görünür. Bu diziden hatırladığımız olaylar ‘daha önce’ ve ‘daha sonra’ ölçüsüne göre sıralanmış gibidir. Bir cismin hızına ve konumuna göre hızlanıp yavaşlayabilen zaman, belli şartlarda tamamen durabilmektedir. Bu durumda zamansızlık ve sonsuzluk gibi kavramlarla karşılaşılmaktadır.
Astrofizikçi William Kaufmann, karadeliklerin olay ufkunda zamanın tümüyle duracağını ve bu durumun sonsuza kadar süreceğini şöyle belirtmektedir: Karadeliği çevreleyen olay ufkunda zaman tümüyle durur. Eğer bir arkadaşınızı karadeliğe doğru giderken izleyebilseydiniz, saatinin gittikçe yavaşladığını görecektiniz. Olay ufkunu geçtiği anda da zaman sonsuza değin duracağından arkadaşınızın saati de duracaktır. Görüldüğü gibi, insan zihni zamansızlığı kavrayamamasına rağmen zamansızlık kavramı fizik formüllerine girmiş bilimsel bir gerçektir. Ve bu gerçek, materyalist felsefenin 19. yüzyılın köhne bilgilerinden miras kalan varsayımlarını açıkça geçersiz kılmaktadır.

GENEL GÖRECELİK KURAMI  VE  ZAMAN'DA YOLCULUK KURAMININ İLİŞKİSİ:
Teoriye göre, güçlü bir kütlesel çekim alanından geçen ışık ışını, tıpkı yere parelel firlattığımız taşın, yerin kütlesel çekimi etkisiyle çizdiği eğri gibi bükülecektir. Çünkü taş gibi ışık ışınıda kütle taşır.
[Sadece Kayıtlı Üyelerimiz Linkleri Görebilmektedirler];             [Sadece Kayıtlı Üyelerimiz Linkleri Görebilmektedirler]
Yani uzay  ve zaman  sanıldığı gibi düz değildi.  Uzay ve zamanın geometrisi  sürekli olarak  içersindeki kütle ve enerji tarafindan belirlenmişti. Yani madde çevresindeki uzayın şeklini belirliyordu . ( Maddenin küçük yada büyük kütleler içermesine bağlı olarak, uzayın yapısıda değişir ve maddenin özelliklerinin değişmesi ile birlikte uzayın özellikleride değişir.) Kütlesel çekim alanlarının etkisi tarafindan uzay eğilmişti ve ışıkta dahil bütün nesneler bu eğrilik uyarınca devinmekteydiler. Aşağıda Huble teleskobu tarafından çekilmiş bir derin uzay görüntüsü yer almaktadır. Bu görüntüde kütle çekimsel mercek etkisi açıkca görülmektedir.
                            [Sadece Kayıtlı Üyelerimiz Linkleri Görebilmektedirler]
Genel görelilik ışığın çekim alanlarında büküleceğini öngörür. Örneğin yıldızlardan bize ulaşan ışık ışınları güneşin yakınından geçerken, güneşin kütlesel çekim alanının etkisiyle hafifçe bükülmektedir. Yani aslında yıldızlar tam gördüğümüz yerde değiller. Yıldızların, ışığın suda kırılmasına benzer biçimde çekim alanı tarafından kırılmış halini görüyoruz .Gerçek yerleri gördüğümüz yerin biraz ya sağında veya solunda, yada aşağısında veya yukarısındadır aslında. Işığın çekim alanlarından etkilenmesi görelilik teorisinin doğal sonucudur çünki ışıkda maddesel bir nesnedir ve kütleye sahiptir.
                                                                                                       
[Sadece Kayıtlı Üyelerimiz Linkleri Görebilmektedirler] ışığın uzayda doğru bir yol izlemedigini, kütlesel çekim alanlarının yakınlarından geçerken eğildiğini ve hızının yavaşladığını ileri sürmüştür. Örneğin, ışığın Güneşin yakınından geçerken 1.745 saniyelik bir yay çizerek eğilebileceğini önermiş ve onun bu önermesi sonraki yıllarda tamamıyla doğrulanmıştır.Einstein, relativite teoremlerinde , Riemann’in yöntemlerini ve onun “evren modelini” esas almıştır. Riemann’ın “kapalı evren” modelinde, bir noktadan çıkan ışık sonunda aynı noktaya döner. Einstein üç boyutlu uzayın bir dördüncü boyutta büküldüğünü varsayarak küresel kapalı bir evren modeline ulaşır.Buna göre kendi üstüne kapanan sınırsız ama sonlu olan bu evren modelinde üçboyutlu uzayın bir dördüncü boyut derinliği kazanımı yönünde bükülmesiyle kendi uzayımızı yerçekimsel bir sapma altında uzayımızın diğer uzak noktalarıyla birleştirebileceğimiz fikri doğar.Uzayda yaratılan bu türdeki tüp geçitlere solucan deliği ismi verilmektedir. Buna göre uzay gibi zaman'da kendi üstüne kapanan bir eğriyse ( ki' genel görecelik kuramına göre madde hem uzayı hem de zamanı beraber büker.) Yerçekimsel bir sapma bizi uzayın üç boyutu içinde bir diğer noktayla bağlantılandırabileceği gibi zamanın dördüncü boyutu içerisindeki diğer zaman noktalarıylada tüp geçitsel bir bağlantıya neden olabilir.Diğer bir ifadeyle kütle uzay/zaman çizğilerini eğer. Bu eğri çizğiler geometrisini biz kütleden yayılan kütleçekimsel kuvvet çizğileri olarak algılarız. Bu noktalar da zaman akışınında eğriltilmesi bizi geçmiş ve gelecek zaman akışlarıyla kesiştirebilir. [ Eğri uzay/zaman ([Sadece Kayıtlı Üyelerimiz Linkleri Görebilmektedirler]) ] [ Eğrilen  uzay/zaman ([Sadece Kayıtlı Üyelerimiz Linkleri Görebilmektedirler]) ]
                                                                                                       
[Sadece Kayıtlı Üyelerimiz Linkleri Görebilmektedirler] 'ın genel görelilik teorisinin en önemli kavramlarından biri de uzayın kütle çekimi tarafından eğrilmesidir. Aslında uzay ve kütle çekiminin karşılıklı etkileri vardır: Kütle çekimi uzayı eğer ve uzay kütle çekimine neden olur. Einstein' a göre maddenin kütle çekiminin etkisi altında hareket etmesine uzayın eğriliği neden olur. Kütle çekimi uzayı eğdiğinden, ışık artık doğrusal olarak yayılmaz. Bu etki ilk kez 1919 yılında, Einstein'ın teorisinin yayınlanmasından üç yıl sonra, bir tam güneş tutulması sırasında uzaklardaki yıldızların ışıklarının Güneş' in yakınından geçerken nasıl yollarından saptıkları incelenirken görüldü. Aslında ışık enerjiye sahip olduğunda, Newton 'un kütle çekimi teorisi bile ışığın sapmasını öngörmektedir. Bununla birlikte Einstein'ın teorisinde uzay eğri olduğundan ışığın sapması Newton'un teorisindekinin iki katıdır.Eğer bir yerde madde varsa, artık ''düz çizğiler'' yoktur. İki nokta arasındaki en kısa uzaklık, bir eğridir. Uzayın doğası hakkındaki düşüncelerimizde bu devrimin ima ettiği şey, ''kütle çekimi uzayı eğer, uzay maddeyi hareket ettirir'' biçiminde özetlenebilir.Ki bu da evrenin geometrisini yorumlamamızda yeni bir paradiğma sağlar. Özel görecelik teorisi uzay ve zamanın yapısını açıklarken, genel görecelik teorisi ise uzay, zaman ve kütle çekimini tanımlar.Özel görecelik teorisi bize uzay ve zamanın dört boyutlu uzay/zaman'ın değişik görünüşleri olduğunu söyler. Bu nedenle uzayda bir noktanın genellikle bir geçmişi bir de geleceği vardır.Bu anlamda maddesel kütle içerisine girdiği uzay/zaman çizğilerini bükerken uzayda birbirinden çok uzaktaki  iki farklı noktayı bir dördüncü boyutta birbirine geometrik olarak bitiştirebileceği gibi(solucan deliği etkisi) birbirinden geçmiş ve gelecek olarak  zaman fazıyla ayrılmış iki farklı zaman noktasınıda zaman eğrilmesi(Time Warp) etkisiyle geçmiş ve geleceğe ait lineer  zaman çizğilerini bükerek bitiştirebilir. Uzayın kütle çekimi nedeniyle eğildiğini görmüştük. Genel görelilik, zamanın da, ya da daha genel olarak uzay-zamanın da kütle çekimi tarafından büküldüğünü öngörür. Saatlerin tik-takları güçlü kütle çekimi kuvveti tarafından yavaşlatılır.Bu etki yeryüzündeki laboratuvarlarda atom kritallerinde ve parçacık hızlandırıcılarındaki deneysel düzeneklerde ölçümlenebilir. yüksek hızlarda ve yerçekimsel alanlarda zamanın esneyip büküldüğünü bu deneysel testlerde bilimsel olarak ortaya koyabiliriz.
[SIZE=4]Herkes tarafından vurgulandığı gibi zamanda yolculuk fikrini sadece hoş bir düş olmaktan çıkartan ve bilimsel zeminde tartışılmasını sağlayan Albert Einstein'ın özel ve genel relativite teorileridir:
[Sadece Kayıtlı Üyelerimiz Linkleri Görebilmektedirler]) Özel relativite teorisi zaman görecelidir der. Yani  zaman ve uzay koordinatlarının tanımı, bir gözlemcinin seçtiği referans sistemine bağlıdır. Mutlak olan uzay-zamandır. Ancak bundan  zamanın dördüncü bir uzay boyutu olduğu sonucu çıkmaz. Zaman farklıdır.Akış yönü tektir: İçinde bulunduğumuz An'a göre geçmiş ve geleceği belirler.Özel relativite teorisinin temel ilkesi, ışık hızının hanği eylemsiz referans sistemine göre ölçülürse ölçülsün sabit C hızında bulunmasıdır.Gözlemlere dayanan bir sonuç: evrende hiçbir cisim ışıktan hızlı gitmez.1968'de Bilaniouk  ve Sudarshan adlarında iki teorik fizikçi şunu gösterdiler: Özel relativite teorisi ışıktan hızlı cisimlerin varlığına engel değildir.Bu tür elementer parçacıklar bulunursa bunları takyon adıyla sınıflandırmayı önerdiler. Şu güne kadar takyon diyeceğimiz hiç bir cisim gözlenmemiştir.
[Sadece Kayıtlı Üyelerimiz Linkleri Görebilmektedirler]) Genel relativite aslında bir kütle çekimi teorisidir.Bu teori ile Newton'un evrensel ters kare çekim kuvveti terkedilmekte, yerini uzay-zamanın Riemann eğriliği almaktadır.Ağır bir cisim, çevresinde uzay/zaman geometrisini eğri hale getirir.Bir test taneciği uzay-zamanın eğriliğine uyarak hareket eder.Dolayısıyla ağır bir cismin yanından geçerken ışık bile doğrusal yörüngesinden sapar.Bu etkiye Newton mekaniğinde kütle çekim(gravitasyon) kuvveti demekteydik. Uzay- zamana eğriliğini veren cisim o kadar ağır olsun ki yüzeyinden geçen çıkan ışık bile kaçamasın. Dışarıdan gelen hiçbir cisim kurtulup geri dönemesin. Böyle bir cisim varsa adına karadelik diyeceğiz. Bir karadelik bulsaydık, yakınına kadar gidseydik, ışık tutup baksaydık, kazara içine düşseydik acaba ne olurdu? Acaba zamanda yolculuk yapabilirmiydik? Paralel bir evrenemi geçerdik yoksa karadelikte parçalanıp atomlarımızamı ayrılırdık peki ama atomlarımız ya da onları oluşturan enerjiye ne olurdu? Karadelikler diğer zamanlara ve mekanlara geçit veren tüneller mi?
[Sadece Kayıtlı Üyelerimiz Linkleri Görebilmektedirler]) Evrenin yapısına ait relativistik modellere ve gözlemlere dayanarak, kapalı bir evrende yer aldığımızı tahmin etmekteyiz. Kapalı evren modelleri tıpkı bir küre yüzeyine benzer, sınırı yoktur.Küre yüzeyine bırakılan karınca sonsuza dek hiçbir engele rastlamadan yürüyüp gezebilir. Bu yolculuğu esnasında hep ileri giderek başladığı noktadan tekrar geçebilir. Böylece yörüngesi, küre yüzeyinde  kapalı bir eğri çizmiş olur. Bu benzetmeyi esas alırsak << zamanda yolculuk mümkün mü dür?>>sorusu  şuna indirgenmiş oluyor: Uzay-zamanda kapalı zamansı eğriler bulunur mu? Bu sorunun yanıtını bilmek için uzay-zamanın topolojisini bilmek gerek. Gözlemler bize bu bilgiyi veremiyor. Bu noktada sadece bilimsel tahminler tartışılmaktadır.
Zaman yolculuğu kavramının bilimsel temellerine inmek için uzay/zaman alanı içerisinde meydana gelen elektriksel ve kütleçekimsel fenomenleri birbirine bağlayan bir Birleşik Alan Kuramı'nın matematiksel anlayışına ihtiyaç vardır.Albert Einstein'dan önce Riemann daha yirmili yaşlarının başındayken elektrik, manyetizma, ışık ve kütleçekimi olaylarını bağlantılandıran bir birleşik matematiksel kuram geliştirme çabasına girişmişti.Zaman yolculuğunun tam olarak anlaşılması için Einstein'ın genel görecelik ve özel görecelik kuramlarının yanısıra elektromanyetik ve kütleçekimsel  alanları ilişkilendiren Birleşik Alan Kuramı denen bir kuramında dikkate alınması zorunludur.
Fiziksel evrenin kumaşı (dokusu) olarak dört boyutlu uzay/zaman sürekliliği fikri zaman yolculuğu fikrininde temel çıkış noktasıdır.Uzayla zamanın birleştirilerek dört boyutlu bir şey sayılması fikri hayli eski bir fikirdir. 1764'te yayımlanan ünlü Fransız Ansiklopedisi'nin ''boyut'' maddesinde açıkca yer alır. Fakat bu orada öylesine bir fikir olarak kalmıştır.Akademinin fizik ve matematik önermelerince bu gerçeğin desteklenmesi çok daha sonraları olmuştur.
Einstein genel görelilik kuramını formüle bağlarken, uzay-zamanın eğriliğini de işin içine sokarak ve genel çekim olayının etkilerinin bu eğrilikten nasıl çıkarılacağını açıkca göstererek, uzayla zamanı birbirine bağlayan düğümü daha da sıkmıştır. Bu noktada Einstein Riemann'dan esinlenmiştir. Riemann'ın vizyonu üç boyutla sınırlı değildi; dört ve daha çok boyuta dek uzanıyordu ve Riemann buraya eğrilik kavramını getirip bunu hesaplamak için açık denklemler veriyordu.Einstein 'ın dehası, önce Rieman'ın denklemlerinin uzay-zaman için de kullanılabileceğini, sonra da bu yüzden uzay-zamanın geometrisinin fiziği etkileyebileceğini görmesindedir. Bunun sonucu kavram gerçekten devrimciydi, zira daha önceki bütün bilimsel kuramlarda uzay sadece durağan ve edilgen arka fon, yani oyunun oynandığı sahne olarak görülüyordu.Einstein'ın formüllendirişine göre, hem ışınım hem de maddesel nesneler uzay-zamanın geometrisi tarafından belirlenen yollar(yörüngeler) boyunca hareket ederler.Bir anlamda ''genel çekim geometridir'' dense yeridir.
Einstein'ın genel görelilik kuramının temel savı; her nerede genel çekim işe karışırsa orada sistemimizi, 'genel çekimi eğriliğin içine kodlanmış olarak içeren dört boyutlu ve eğri bir uzay-zaman' biçiminde kurmamız gerekir.
Einstein'ın genel görelilik denklemlerini de uygulayacak olursak, pozitif eğrilikli uzay-zaman durumunda, hem uzayda hem de zamanda sonlu olan küresel modele varırız.
                    [Sadece Kayıtlı Üyelerimiz Linkleri Görebilmektedirler]
Uzay-zamanın eğriliğinin sıfır olaması durumundan ise zaman sonsuz olarak akıp gider, uzayda verilen herhangi bir anda düz ya da Eukleideslik olarak kalır. 1918'de Einstein'ın pozitif eğrilikli dört boyutlu uzay-zaman modelini bilim dünyasına sundu.Bu modele göre uzay-zaman kendi üstüne kapanarak eğrilen geometrik çerçeveye sahiptir. Bu uzay-zaman modelide bizi zaman yolculuklarını olası kılan kapalı zamansal eğrilere götüren bir modeldir.Böylece uzay-zamandaki eğrilmelerle oluşan solucan delikleri sayesinde uzay-zamanın iki uzak noktasını birbirine bağlamak olsasıdır.
                                                                         
[Sadece Kayıtlı Üyelerimiz Linkleri Görebilmektedirler] yolculuğunu fiziksel bir gerçek haline getiren bilimsel görüşlerin başında  uzay/zaman eğriliği kavramını fiziksel olgulara bağlamanın olası olduğu fikri yatar. Riemann'dan etkilenen ingiliz matematikçisi William Kingdom Clifford, ''The Common sens of the Exact Sciences'' adlı kitabının IV.Bölümü '' on the Bending of space(Uzayın Bükülmesine Dair) bir bölüm içerir; burada eğri uzay kavramının güzel bir açıklaması vardır ve şu cümleyle sona erer: ''Hatta pekala maddenin devinimi diye adlandırdığımız olayda gerçekten ne olup bittiğini' de bu uzayın eğriliği(bükülmesi) olgusuna bağlayacak kadar ileri gidebiliriz.'' Riemann ve Ciliffort olasılıkla uzayın eğriliğini fiziksel olgulara bağlamanın olabilirliğini sezmişlerdi; Einstein'a ise bağlanmayıbilim diliyle ifade edecek bir dizi kesin matematik denklem kurmak kalıyordu.
Einstein'ın relativite teorisine göre zamanın bağımsız bir faktör olarak değil mekan veya uzay içinde ele alınması gereğini ve gerçeğini ortaya çıkarmıştı: << uzay içinde zamanı, uzayın üç boyutundan ayrı düşünemeyiz.Zaman uzayın dördüncü boyutudur.>> Einstein 'ın relativite teorisine göre bir cismin hızı artıkça kütlesi büyür. Ve ışık hızına ulaşan cismin kütlesi sonsuz olur.Einstein'a göre cismin ışık hızında ve ötesi bir hızda hareket etmesi imkansızdır.Yine bu teoriye göre hızı ışık hızına doğru artan bir cisim için zaman yavaşlar. Buna göre ışık hızının ötesi bir hızda hareket eden cisimlerin kütlesi imajiner(negatif kütle) kütledir ve artık madde değildir.
Çetin BAL: Belirtmek istediğim temel bir düşünceye göre cismin artan hızı Einstein'ın belirttiği gibi cismin kütlesini değil  içerisine girdiği boyutunu arttırır.Ve cismin  zaman çercevesini  genişletir.Genel bir tarifle ışık hızını aşmakta olan bir cisim üç boyutlu bir uzaydan dört boyutlu bir uzay çercevesine doğru kendi zamanını genişleterek üç boyutlu uzayı terk eder.Buna göre ışık hızının ötesindeki hız ve uzay/zaman sürekliliğini yansıtan enerji ortamı imajiner bir kütle yapısını ifade etmez.Enerji daima pozitif bir kütle içerir.Şunu bilinki sonsuzlukta negatif kütle diye bir şey yoktur.Işık hızının üstündeki hızlarda titreşen enerji bandı da kendi içerisinde yoğunlaşarak normal kütleli maddeleri meydana getirir.Hız ve enerji arasında bağlantı yanlış formüle edilirse bu, hızı  artan  cismin 'kinetik enerjisinin' cismin kütlesine katılacağı ve cismin kütlesini büyüteceği gibi yanlış bir matematiksel ve kuramsal sonuç doğurur.Bu bağlamda 'kütle, hız yerçekimi ve zaman' arasında da derin bağlantı vardır. Buna göre bir cismin yeteri ölçüde değişen zaman çercevesi sonucunda cisim yerçekimi tesirini kendi çevresinde etkisiz hale getirir.Cismin zaman çerçevesini değiştirmek için cismi oluşturan enerji spektrumunun iç frekanslarını ışık hızı ve üstü hızlara doğru yükseltmeliyiz.Belli bir frekans yükselmesi cismin farklı bir uzay/zaman sürekliliği içersine girmesine ve fiziksel(kütlesel) bir yok oluşa neden olur.Dikkat edilirse Einstein'ın ön gördüğü gibi hızlanan cisimlerin kütlesinin artması gibi hızlanan ışık frekanslarınında mor ötesine doğru kaymasıyla ışığa ait foton kütlelerin sonsuza yaklaşması gerekirdi ama böyle olmuyor.Öyleyse kinetik enerji, hız ve kütle arasındaki ilginç bağlantı yeniden formalize edilmelidir.Aynı şey hızlanan bir cisim içinde geçerlidir.Öyleyse hızlanan bir cisim ya da enerjinin hızlanan frekansları sonucunda madde ve enerji sahip olduğu hız nispetinde varoluşun boyutsal spektrumunda yükselerek bir uzay/zaman sürekliliğinden diğerine doğru geçer.Sonuçta hızlanan bir cisim yada enerji frekansları sonucunda ne fotonların kütlesi artar ne de cismin kütlesi büyür.İzafiyet kuramının hızlanan cisimler için öngördüğü kütle artışı formülü yanlıştır.Bu varsayım 20. ve 21. yüzyılın en büyük bilimsel gaflarından biridir.Kinetik enerji ve bilinen fiziksel enerji kriteri arasındaki bağlantı tam olarak anlaşılmış değildir.Zaman ve uzay içerisinde rölativistik hızlarda hareket eden cisimlerin durumlarını yansıtan Einstein'ın özel rölativite kuramında kinetik enerji, maddenin yada fiziksel enerjinin(ışık frekansları) zaman ve uzay içerindeki boyutsal yansıyışına etki edebilen bir etken faktör olarak ele alınmalıdır.
Günümüzde sayılı bazı bilim adamları da (mesela Poul Davies gibi) parçacıklar adı altında olanın gerçekte evrenin o boyuta çökmüş birer karadelik olduğunu (Elektromanyetik alan parçacığı olan fotonlara da aynı şekilde alttaki evrenimizin tünel uçları olan kurt delikleri olarak bakılabilmektedir.) belirtmeleriyle birlikte John Wheeler de daha temel düzeydeki evrenin dokusunun kuantum köpüğü adını verdiği kurtdelikleri olduğunu söylemektedir. Başka bir deyişle schwarzchild karadeliklerindeki gibi mini karadelikler ve akdelikler olan fotonlar.
Evrenimizi mikroskopik olarak gözden geçirebilseydik, üç boyutlu uzayın tüm anlamını yitirerek uzay zaman örgüsünün kuantum köpüğü denilen,oluşan ve gözden kaybolan,devamlı hareket halinde fakat asla ilerlemeyen veya gerilemeyen baştan başa durağan ve zamansız olup,bitmek tükenmek bilmeyen bir etkinlikle dolu solucan deliklerinden oluşmuş bir dantel gibi olduğunu görürdük.
Biraz daha açarsak, uzay, üzerinde uçan bir pilota göre düz bir okyanusa benzer, fakat üzerine düşen talihsiz bir kelebek için çalkantılı bir karmaşadır. Daha yakından bakıldığında da tüm yapının her tarafi solucan delikleriyle doluncaya kadar daha çok karışık olduğu görülür ve bu delikler uzaydaki her noktanın,diğer bütün noktalarla oyuk bir fincan kulbunun fincan içindeki iki ayrı bölgeyi birleştirmesi gibi bağlar.Bazı atom-altı parçacıklar bu kuantum köpüğüne ait uzay-zaman deliklerinden içeri düşerek kapalı uzay ve zaman çizgileri arasında yerdeğiştirebilmektedir. Bir parçacık zamanda ileri yada geri yol alabilmektedir.Eğer bir bilardo masasını uzay-zamanın düz zemini olarak düşünürsek bilardo masasının deliklerinide kurt deliklerine benzetebiliriz.
[FONT=Times New Roman][SIZE=3][COLOR=#000000]Bu noktadan bakıldığında da elektro

27tolga
07-07-2006, 03:13
Ben gelecegede gecmişede gidemiyecegimi biliyorum
Ama zaman yolculugunun kesinlikle gerçekleşecegini biliyorum

27tolga
07-07-2006, 03:13
Ben gelecegede gecmişede gidemiyecegimi biliyorum
Ama zaman yolculugunun kesinlikle gerçekleşecegini biliyorum