PDA

! FORUMDAN YARARLANMAK İÇİN ÜYE OLUN !
ÜYELİK İÇİN BURAYA TIKLAYARAK GEREKLİ ALANLARI DOLDURUN

FORUMA GİT : Doktora Sahibi Mimar 'Karikatürist': Salih Memecan


xtrails
03-04-2007, 10:54
Doktora Sahibi Mimar 'Karikatürist': Salih Memecan

[Sadece Kayıtlı Üyelerimiz Linkleri Görebilmektedirler]

Saat 1'de olan randevumuza gecikmeli erken gitmiştik... Doğru okudunuz. Gecikmeli; çünkü iş arkadaşımı beklerken onunla buluşacağımız saati yanlış anlayıp buluşma yerine bir saat öncesinden gelmiştim. Dolayısıyla Melih bana göre geç gelmişti. Kısa bir ön hazırlık kritiğinden hemen sonra Salih Bey'in ofisine geçtik. Benim telaşımdan dolayı Salih Bey’in ofisine de erken gitmiştik. Erken gittiğimiz için bir müddet beklememiz gerekti. Bekledik...

Ciddi olduğu hararetli tartışmalarından belli olan toplantıdan çıkan Salih Memecan, o güleryüzü ve samimiyetiyle heyecanımızı bir anda alıverdi. Ayrıca bu sevecenliği ve sıcakkanlılığı ofisinde çalışanlarına da yansımış olacak ki bekleme sürecimizde oda da bulunan çalışanlarıyla banka faizlerinden futbola kadar zevkli koyu bir muhabbetin ortasında bulmuştuk kendimizi. Neyse ki, Salih Bey erken gelmiş olmamıza rağmen bizi fazla bekletmedi ve ofisinin üst katında yer alan duvarları boydan boya bembeyaz İstiklal ve deniz manzaralı zevkle döşenmiş odasına çıkardı. Yurt içi ve yurt dışındaki başarılı mimarlik eğitimine rağmen, karikatüristliği seçen Memecan ile “Ermeni” tasarısından kaikatüristlere açılan davalara kadar geniş yelpazede yaptığımız bu röportajı beğeneceğinizi umuyoruz...

EK: Karikatür çizmeye nasıl başladınız?

SM: Mimarlığa başlamam ile karikatüre başlamam aynı tarihte diyebiliriz. 1970'de mimarlık fakültesine girdim. 1971’de de ilk günlük karikatürüm yayınlandı. Tabii bunlar sana milattan önce gibi geliyordur:)

EK: Çok güzel bir mesleğiniz var, çok yetenekli olmanıza rağmen mesleğinizi icra etmiyorsunuz. Karikatür sizi nasıl kandırdı?

SM: Karikatür çok farklı bir şey ama mimarlığı çok seviyordum. İlk tercihimdi ve çok iyi bir öğrenciydim. Okulumu birincilikle bitirdim ve masterımı yaptım. Sonrasında da Fulbright bursu alarak doktoramı yaptım. Çok ciddi bir mimarım daha doğrusu çok ciddi bir mimarlık eğitimi aldım. Mimar olmak bu işin pratiğini yapmak demek. Ben pratiğini yapmadım, üniversitede bir kaç dönem öğretim üyeliği yaptım o kadar ama bütün
bu arada öğrencilik hayatımda da bana bir kişilik vermesi için yan uğraş olarak da karikatür çizdim. Kişilik versin derken; okuldayken karikatür çizen çocuk, arkadaşları arasında hep bir avantaj sağlar ya benimki de o işte. İlkokulda, ortaokulda, üniversitede de hep böyle gitti benim için de.

Çizebiliyor olmak önemli bir avantaj aslında... İlkokullarda çocukları çizmeye özendirmek için çalışmalar yapıyorum. Orada söylediğim bir şey var; “Çizebilmek şunun gibi; bir lisan biliyorsun herkes anlıyor ama kimse konuşamıyor. Düşündüğünüzde ne hoş bir avantaj esasında. Herkes ne dediğini anlıyor ama bir cevap veremiyorlar. Ve seni çok farklı yerde tutuyorlar çizebildiğin için.” Çizim ve karikatür hep mimarlığın yanından gitti. Taa ki okulu bitirdiğim zamana kadar. “Mimarlık mı?” “Karikatüristlik mi?” dediğim zaman karikatüristlik daha cazip geldi. Onun için mimarlığı kenara bıraktım. Mimarlıktan ve tasarımdan anlayan bir karikatürist olarak yaşamıma devam ediyorum. O da çok büyük bir avantaj tabii. Eşim mobilya seçerken arada bir fikrimi soruyo o yüzden bu konularda mimarlığımın yardımı oluyor:)

EK: Çocukken kekeme olduğunuz çizmeye başladıktan sonra bundan kurtulduğunuz gerçek mi? Doğrusu hiç çekinmeden insanların görmezden geldiği birçok ciddi olayı iki çizgiyle hem de insanları güldürerek onlara göstermeyi başarıyorsunuz, çekingen ve kekeme olduğunuza inanamadık ilk başta…

SM: Bütün karikatüristlere bak hepsi içe kapanık, çekingen, konuşmak istemeyen “hay Allah bunlar ne arıyorlar benim etrafımda...” diyen insanlardır. Öyle dediklerine bakılmamalı aslında çok ilgiye muhtaçtırlar ama ona ulaşmaları çok zordur. Genellikle çizim ve resim yapan çocuklar çekingen ve içe kapalı çocuklar arasından çıkıyor. Benim bir teorime göre çizmek; resim yapmak, şarkı söylemek, yazı yazabilmek, konuşabilmek gibi bir beceri. Herkes bu beceriyle doğuyor. Konuşmaya mecbur kalmazsan konuşman gelişmezdi, yazmaya mecbur kalmasan yazamazdın. Bir sürü çocuk resim çizmeye mecbur kaldığında resim yapmaya devam ediyor, birçoğunun ise köreliyor... Bence olay devam edenler ve körelenler arasında. Çizebilenler ve köreltmeyenler... Benim belki kekeme oluşum başkasının belki çekingen oluşu bir diğerinin
sessiz oluşundan dolayı çiziyor olabilirler çoğunlukla...

Birinin daha çok yeteneği vardır birinin daha az vardır kullanıma göre bu yetenek artar veya azalır... Çizebilmek demek ne dememkki?... Ben iyimi çiziyorum? Hayır hiç de iyi çizmiyorum ama çok rahat çiziyorum beş dakikada günlük karikatürümü çiziyorum, kendi düşüncemi çok rahat çizebiliyorum. Yıllardır -yaklaşık 40 yıldır- gözü kapalı çiziyorum artık... Ama “hadi şu adamı benzet” deseler sonra yapsam olur mu? Diye atlatmaya çalışıyorum:) Benzetemem veya bir ihtimal benzer... Ama dediğim gibi rahat çizerim...

EK: Bir yazınızda bu dediklerinizle uyumlu bir şekilde günlük karikatürlerinize ayırdığınız zamanın 15 dakikaya kadar inebileceğini söylemiştiniz.

SM: 15 dakikada günlük karikatürümü çizebiliyorum tabii ki ama bütün gün onun stresiyle yaşıyorum. Hazırlık yapıyorum gündemde ne var ona bakıyorum...

MG: Yani gündemi takip ediyorsunuz.

SM: Evet tabiî ki. Yani mimari proje gibi esasında... Örneğin; kütüphane yapacaksan kütüphane ile ilgili bir sürü şey biliyor olman lazım. Eğer siyasetle ilgili karikatür çizeceksen de oturup siyasetle ilgili aktörler kimlerdir, neler yapar, davranış tarzları nelerdir, geçmişte neler yapmışlardır hep bunları biliyor olman lazım.

MG: Genelde siz siyasi karikatürler çiziyorsunuz bu sizin tepki almanıza neden oldu mu hiç? Örneğin “Penguen” adlı mizah dergisine açılan dava gibi?

SM: Çoğunlukla siyasi karikatür çizmiyorum... Sizinkiler var mesela gazetede günlük yayınlanmasının yanında kitapları var, sitesi var: [Sadece Kayıtlı Üyelerimiz Linkleri Görebilmektedirler] ([Sadece Kayıtlı Üyelerimiz Linkleri Görebilmektedirler])

EK: Kekemelikten, çizdikten sonra kurtulduğunuz doğru mu?

SM: Çizdikten sonra değil de meşhur olduktan sonra kurtuldum diyelim:) Meşhur olunca kendine bir güven geliyor. Şimdi ne kadar rahat konuşuyorum. Mesela senden utanıp çekinmiyorum, ama gidip de uluslararası bir toplantıda konuşursam yine kekeliyorum.

EK: Akademik kariyerinizi merak ediyoruz. İnternetten aradığımızda "doktora sahibi mimar karikatürist" olarak çıkıyorsunuz karşımıza... Bir rivayete göre üstün yeteneğiniz sayesinde Amerika’ya gitmişsiniz. Eğitiminizden bahseder misiniz?

SM: Üstün yetenek de olabilir tabiî ki ama bu dizayna görselliğe bağlı bir şey, ama çalışkanlıkla da ilgisi var. Ben çok çalışkan bir öğrenciydim, halen de öyleyim. İşimi iyi yaparım bu iş karikatürse bunu da iyi yaparım. İşimi iyi yapmak için otururum masaya, belki de en iyisini yapmak için. Üniversite de sınıf birincisiydim. Mesela günlük karikatür çiziyorum. 30 yıldır bir tane bile sektirmedim. Bu bir disiplin gerektiriyor. Bir gün sektirsem ikincisini de sektirmek çok kolay. Bir sigara içsen ikincisi çok kolay gibi bir şey... Bu yüzden sigara da içmiyorum:)

MG: Eğitimde Amerika’yı tercih etmenizin nedeni nedir?

SM: En iyi eğitim, daha doğrusu en iyi üniversite eğitimi kesinlikle Amerika’da veriliyor. Ben lisede de bursla gitmiştim bir sene kadar, çok da iyi oldu o bir sene benim için. O zamanlar, dünyada başka insanlar da varmış dediğim dönemdi. Başka insanlar başka değerler var, başka kültürler değişik yerler... Buraya geliyorsun herkes Türk ve dünyayı burası zannediyorsun. Aslında açımı genişletmiştim bu şekilde iyi de olmuştu. Liseyi bitirdikten sonra bir sene kaldım ardından Türkiye’ye döndüm. Sonra Penslvannia Üniversitesi'nde masterımı yaptım 6-7 sene kaldım tekrar Türkiye'ye döndüm. Sonra 15 yıl kadar Türkiye’de kaldım sonra hep beraber, eşim ve çocuklarımla birlikte gittik Amerika'ya ve 10 yıldır Amerika’dayım daha ziyade yarı zamanlı kalıyorum ben. Biraz Amerika’da biraz Türkiye’de.

EK: Hangi eyalette kaldınız?

SM: Liseyi okumak için gittiğimde California’da kaldım, ikinci kere doktora için gidişimde, Phaledelphia’da kaldım şimdi ise New York’tayım...

EK: Karikatürlerinizde çizginize koyduğunuz sınırlamalar açısından kendinizi kıyaslayacak olursanız Amerika’da mı yoksa Türkiye’de mi daha özgür hissediyorsunuz?

SM: Türkiye’de. Hem de Amerika’dakinden çok daha fazla özgür hissediyorum...

EK: Amerika’da ne tür çiziyorsunuz?

SM: Şöyle söyleyeyim; Amerika’da bir siyasi karikatürist olsaydım Türkiye’deki kadar özgür çizemezdim. Amerika’da zaten hapse attırma boyutuna kadar iş gelmiyor. Çizgilerinize bir şekilde; editör engel olur, patron engel olur, toplum baskısı engel olur... Ama Türkiye’de o kadar engel yok editörler pek karışmıyor burada veya belli karikatüristlere karışmıyorlar. Çoğu zaman “bu adam yıllardır bu işi yapıyor neyin doğru neyin yanlış olduğunu biliyordur zaten” şeklinde düşünülebiliniyor. Arada bir belki çok uçuk bir şey çizmişsen yapımcı veya patron fikrini söylüyor sadece. Dediğim gibi karışmıyorlar çok fazla “git birkaç alternatif daha çiz getir bakayım ona göre yayınlarız” demiyorlar. Amerika’da bunu yapıyorlar ama… Amerika’da “politicially correct” -sanırım siyasi doğruluk diyebiliriz- diye bir şey var. Mesela orada zencilerle ilgili veya belirli kesimleri çizemiyorsun.

MG: Penguen adlı mizah ve karikatür dergisine açılan dava ile ilgili fikirleriniz nelerdir peki?

SM: Bu tür olaylar çok yanlış ve davalar çok gereksiz. İlginçtir ki karikatüre dava açılabiliyor... Böyle yasalar var. Bu yasaların kalkıyor olması lazım, karikatüre dava açılmaması lazım çünkü adı üstünde karikatür... Aslında bu sırf dava meselesi değil. Dava açılan karikatürist, o karikatürü yayınlamış Türk medyasında. Ama bunu Amerika’da yayınlayamaz veya bu çizdiğini yayınlayabilir belki ama bazı çizdiklerini yayınlayamaz. Orada biraz başbakanın bu konudaki yani karikatür konusunda yaklaşımının acemiliği böyle bir olaya vesile oldu sanırım...

EK: Bir sonraki hafta da yine aynı dergide bu sefer birçok siluet şeklinde yeniden yayınlanmıştı bu karikatürler.

SM: Tabii bu yanlış oldu.

EK: Amerika’da Washington Post, Denver Post, The Bulletin, Phadelphia Inquirer gibi gazetelerde karikatürleriniz çıktı. Tarzınız açısından bu biraz riskli değil miydi?

SM: Orada karikatürlerim daha farklıydı. O zaman öğrenciydim, daha illüstiratif genel konularda çiziyordum. Siyasi içerikli olanlar da vardı ama günlük politika değildi daha genel konulardı. Dolayısıyla editörlere veriyordum önceden çizdiklerimi, onlar dosyada duruyordu ve ilgili bir yazı olduğunda yanına ekliyorlardı daha illüstratif şeylerdi dediğim gibi...

MG: Karikatür kısmına geçecek olursak, “Zeytin” ve “Limon” nasıl doğdu?

SM: Onlar tamamen başka bir çizgi. Yıllardır siyasi karikatür çiziyordum ama çocuklar okumuyorlardı bunlar çok üzücü şeylerdi benim için.

EK: Ben çok seviyordum o siyasi karikatürleri çocukluğumda okuyordum.

SM: Sen okuyordun belki ama birçoğu okumuyordu:) Öyle bir şey yapmalıydım ki çocukların ilgisini çekmeliydi... Her gün evde ne olup ne bitiyor inceledim ve çizdim ondan sonra tuttu... Tuttu derken herkesin ilgisini çekmeye başladı, benim hoşuma gitti ciddiye aldık ofis kurduk, kitaplar yayınladık, site kurduk, eşim satış kısmını yürütmeye başladı ben çizdim falan…

EK: Bazı insanlar yazarak bazıları söyleyerek ifade ediyorlar kendilerini. Siz çiziyorsunuz. Karikatürün cezbedici havası nedir? Karikatüre sevdalı bir havanız var bunu hissettiriyorsunuz bize...

SM: Öyle ama karikatürü gerçekten seviyorum ben. Şöyle söyleyeyim orada kendimi biliyorum yıllardır günde 3-4 tane günlük karikatür çiziyorum benim bir parçam oldu artık. Mesela günün belli saatlerinde bana hiçbir iş yaptıramazsınız. 16:00-17:00 arasında bana gel dersen gelemem çünkü o gün gazetenin karikatürünü yapacağımdır. Son dakikada yapmak zorundayımdır... New York’ta değil de Japonya konumlu bir yerde olsaydım hayatım çok zor olacaktı demek ki saat farkından dolayı. Sabah 11'de gazetedeki işim bitiyor, Californi'da 8'de bitmek zorunda. Japonya’da olsam ohoo:) Bunu seviyorum ama yine de... Mimarlıkla karikatüristliği karşılaştırınca sanatçı açısından yani sanatçı egosu açısından şu güzelliği var; yüzlerce onlarca kişi burnunu sokuyor işin içine; işte su sistemi için borular şöyle döşenmeli, inşaat mühendisi gelir şuraya kolon koymak lazım der sonunda yaptığın bina tam senin kafandaki bina olmuyor. Sonra binayı bir yere dikiyorlar ama kimse senin yaptığını da bilmiyor. Önünden geçiyorlar ama senin yaptığının farkında değiller. Karikatür öyle değil. Gazetede çiziyorsun 500 bin basıyor. 2 milyon kişi okuyor gazetede at nalı gibi ismin yazıyor üstünde anasayfada yayınlanıyor, üstelik her gün bunu yapıyorlar bu hoşuma gidiyor. Takdir edildiğin zaman “abi bugünkü karikatür çok iyiyidi” dedikleri zaman hoşuma gidiyor.

EK: Türkiye’deki mizah dergileri Penguen, Lombak, Le-manyak, Kemik... vs. bu dergilerde çizen isimlerden “Bu adam kesin tutar” dediğiniz, beğendiğiniz gelecek vadedenler var mı?

SM: Var, çok var hem de... Yani o dergilerde çizen çocuklar son derece kabiliyetli çocuklar. İyi olmaları “Arkadan gelenler iyi yapıyor bak ben de bu işi bırakmayayım” gibi bir hırs yapıyor bende. Benim mesleğimin zaten çalışma gerektiren en zor kısmı genç kalmak çünkü çok çabuk yaşlanıyorsun. Karikatüristlik öyle pratik bir iş ki dediğim gibi 15 dakikada çiziyorsun ama hep aynı şeyi çiziyorsun. Dediğim gibi tarzın aynı kalıyor. Tarzını değiştirmek için bu 15 dakika, oluyor sana yarım gün.
Taa ki yıllar sonra tekrar o tarz 15 dakikaya inene kadar… Bu çok meşakkatli bir iş olduğundan, değişmek kendini yenilemek, insana çok zor geliyor gayri pratik geliyor. Ama bunu yapmayınca da demode oluyorsun.

MG: Biraz da Amerika’da gerçekleştirecek olacağınız panelden bahsedelim. Bu ay içinde Amerika’da bir panele katılıyorsunuz yanılmıyorsam...

SM: Bizimcity’yi anlatacağım bu panelde. 5 Nisan'da Los Angeles’ta (dalıp gidiyor... Bu arada sonra gülerek ne düşündüğünü anlatıyor.) Yandık Panel boyunca günlük karikatürleri nasıl çizip göndereceğimi düşünüyordum sanırım büyük konuşmamak lazım sabah altıda kalkmam gerekecek ya da yıllık iznimi kullanmalıyım. Amerikan, Tv. ve Radyo yapımcılarının olağan toplantılarından bir tanesinde “Bizimcity” sunumunu yapacağım. Televizyondaki “Bizimcity” esasında çok orijinal bir şey dünyada örneği olmayan...

EK: Ben de tam bunu soracaktım. Bu gerçekten de başka bir örneği olmayan ve büyük keyifle takip ettiğimiz bir çizgi dizi...

SM: Türk televizyonunun en eski ve en uzun süreli programı. Bir benzeri yok yani günde bir dakika veya yarım dakika hap gibi bir ilaç misali günlük olaylarla ilgili bir dizi... Yöneticilerimizden çoğu insan kıymetini bilmiyor olabilir, kimisi de biliyordur. Fakat bence o, dünyada gerçekten büyük bir olay. Televizyonda çizgi filmle politik siyasi olayları seyrediyorsun... İşte bunu anlatmam için çağırdılar bu panele.

EK: Peki Amerika’da televizyonlarda buna benzer veya “bizimcity” tarzı şeyler var mı?

SM: Hayır, Amerika’da böyle bir şey yok.

MG: Oradaki Türklerle ilişkileriniz nasıl? Amerika’da Türklerle bu tarz paneller veya görüşmeler yapıyor musunuz?

SM: Hayır ama üniversitelerde “Türk Siyaseti”nin karikatürle sunumunu yapıyorum. Yale, Priston üniversiteleri gibi birçok üniversitede Türkiye’yi karikatürle anlatıyorum.

MG: Türkiye’nin tanıtımına aslında katkıda bulunuyorsunuz bu şekilde.

SM: Bir nevi... Konuşmamı dinlediklerinde ne komik şeyler oluyormuş Türkiye’de diyebiliyor insanlar... Yani Türkiye’ye eğlenceli bir bakış diyebilirsiniz. Nisan 24’te de Boston’dayım.

MG: Amerika'daki Türkleri de çok yakından ilgilendiren bir konuda soru sormak istiyorum. Son dönemde Amerika’da "Ermeni" sorunu gündemdeydi. Temsilciler Meclisine ve Senatoya tasarılar sunuldu. Bu olaylara bakış açınız nedir? Olan olaylar sizi etkiliyor mu?

SM: Hayır etkilemiyor. Birebir ilişkilerde Ermeni-Türk sorunu çıkmıyor. Yani birisinin ermeni olduğunu öğrenince daha önce onun Türk arkadaşı olmamışsa temkinli yaklaşıyor ama ikinci cümleden sonra çok yakın dost olabiliyorsun. Hep böyle olmuştur zaten yeter ki birbirimizi anlayabiliyor olalım. Ermeni meselesi konusunda bizim duruşumuz; “üstünü kapattık bitti tamam” şeklinde bu yanlış bir tutum aslında...

Bir şeyler olmuş belli ama ne olduğunu tartışıp anlayıp, geçmiş bir olayı öğrenmenin daha iyi olacağını algılayıp öğrenmemiz gerekir tabii Ermeni Diasporası da buna çok farklı gözle yaklaşıyor. Onlar da kendilerini bir arada tutmak için çabalıyorlar. Tabii tarihinden koparılmış başka bir yerde yaşamak zorunda kalmış bir dava olmuş onlara göre de ama o da öyle değil…

Bizim yapmamız gereken; olayları düzgünce anlayıp gerekli dersleri almak. Aksi takdirde bunu öğrenmemeye devam edersek uluslararası platformda karşımıza bir “tehdit” olarak çıkacak… “Ermeni tasarısı Amerikan Meclisinden geçecek mi? geçmeyecek mi?”aklımızda olan tek şey bu, biz de dolayısıyla Amerikalılara bu tasarının meclisten geçmemesi için taviz vereceğiz. Bu yıl biraz vereceğiz, bir dahaki yıl biraz daha fazla bu böyle gidecek. “Bakın biz sizden helikopter alıyoruz, biz size böyle yardımcı oluyoruz” kısaca her fırsatta taviz vereceğiz. Ermeni Diasporası’nın ne istediğinden bağımsız olarak bu konuyu hemen görüşüp doğrusu neyse bunu hallediyor olmamız lazım.

MG: Olayın Amerikan senatosuna kadar gelmesi duruma zaten siyasi bir boyut kazandırıyor. Genel olarak söylenen aslında bunu tarihçilerin araştırması gerektiği...

SM: Elbette ki tarihçiler araştırmalı ama bizim de bu araştırılanlara kulak verip olayın gerçeklerini bilmemiz gerekiyor. Ne olduğunu bilip ona göre tavır almalıyız. Tarihçiler ne diyor bütün bunların farkında olmak lazım artık...

MG: Peki Amerika tarafında, bu konulara ilgili, yani Amerika-Türkiye arasındaki husumetlerle ilgili karikatürler çizdiniz mi? Belki kendiniz için evdeyken çiziyorsunuzdur:)

SM: Yok kendime özel çizmiyorum. Bugün de kendim için çizeyim demeye vaktim olmuyor:) Amerika’da ikili ilişkilerimiz konularında değil ama Sabah Gazetesinde dünya sayfalarında çizdiğim oluyor. Bu sayfalarda Amerika-Türkiye ilişkileri Amerika-Ortadoğu ilişkileri yani dünya çapında karikatürlerim oluyor...

EK: Son olarak arkanızdan gelenlere yani karikatür çizmeyi meslek haline getirmek isteyen bu işi gerçekten sevenler için söylemek istedikleriniz neler? Yani bu işin bir okulu yok bunu nasıl meslek haline getirebilirler veya nasıl eğitimini alabilirler?

SM: Karikatürist olmak isteyen adamın zaten eğitim almıyor olması lazım .. Herkesin kendi şahsına münhasır bir kalemi vardır. Karikatürist olmak isteyen adamın 3 kuralı gerçekleştiriyor olması lazım.

Bir; çizebilmek, ama bundan kastım güzel çizmek değil... Rahat çizebiliyor olmak, duygularını düşüncelerini rahat bir şekilde çizgiyle anlatabiliyor olmak lazım bunun içinde yapılacak tek bir şey var çok çiziyor olmak. Sürekli çizmek lazım hayatının bir parçası olmalı oturduğunda kağıt kalemle oturmalısın ve bir elin devamlı çizmeli oturup çizeceksin… -Elindeki kürdanı göstererek- Kürdan olmasaydı ben de çizecektim fakat kürdanla oyalanıyorum:)

İkincisi komik olmak lazım komiklikte yetenekle olabilir tabiî ki ama komiklikten kastım herkesin baktığından farklı bakmaktır olaylara buda çalışarak olabilir... Örneğin televizyon, oturup konsantre olursan televizyonla ilgili yüzlerce espri bulursun… Sandalyeyle ilgili patlıcanla ilgili yüzlerce bulursun... Patlıcanın rengi, şekli, geçmişi, patlıcanla ilgili atasözleri bir sürü şey bulursun “adamın biri patlıcana patlıcan mı desin o da yok patlamayacağım desin” falan gibi ama oturup konsantre olma meselesidir bu. Bu beceriyi kazanması lazım kişinin.

Üçüncüsü ise kültürlü olması lazım kesinlikle birilerine karikatür çizip mesaj veriyorsun o da cahil olarak yapılacak bir iş değil onun için iyi eğitim almış olması çok önemli.

MG: Siz nasıl keşfedildiniz peki? Sabah Gazetesinde çizmeye nasıl başladınız?

SM: Sabah Gazetesine gelene kadar Wasghington Post’ta çiziyordum. Ayrıca keşfedilmessin, bu konuda bazı şeyleri senin yapman gerekir.

MG: Siz gönderdiniz karikatürlerinizi o zaman?

SM: Evet, birikimim vardı ve belli bir aşamadan sonra ben de istedim artık karikatürlerimin yayınlanmasını. Herkes karikatürlerini en uygun gazeteyi bulup, bu karikatürüm bu sayfaya şu karikatürüm şu sayfaya diyerek gerekli düzenlemeleri kendisi yaptıktan sonra editöre teklif sunmalı. Yani kendi kendini gazeteye öneriyor olması lazım “Ben bu gazetenizin 2. sayfasına bu boyutlarda karikatür çizeceğim buraya bu karikatürümün uygun olacağını düşünüyorum” diyerek teklif etmeli. “Ben düşündüm alın bakın beğenirseniz yayınlayın” demesi lazım böyle olunca yayınlıyorlar. Çünkü bir sürü gazeteci, editör orada iş bekliyor. Bir sürü karikatüristte kimse bizim karikatürlerimizi yayınlamıyor diye bağırınıyor.

Halbu ki karikatür bütün altyapısını hazırladıktan sonra dediğim gibi uygun gazetelere kendi çizeceği yeri kendi belirleyerek teklif götürürse kabul edilecektir. Kısacası karikatüristinde bir editör gibi düşünüyor olması lazım. Editör karikatür çizemeyeceğine göre...:)

MG: Çizebiliriz belki de:)

SM: Ama genç başlamak gerekiyor tabiî ki...

MG: Son olarak eklemek istedikleriniz...

SM: Teşekkürler.

EK: Bizim için bir şeyler çizecek misiniz peki?

SM: Size Limon ve Zeytin çizeyim:) Beni çiz demeyin kaçarım:)

EK: Peki kaçmayın o zaman Limon ve Zeytin alalım biz... Bu keyifli röportaj için teşekkürler...

Kaynak: Mezun.com