aslankral
07-06-2007, 05:57
KİTABIN HAYATA YANSIMASI VE YABANCILAŞMA
Masum okuma yoktur
Geçmiş, gelecek ve kendi benliği arasında sıkışan insanın kendine olan yabacılığını fark etmesi ve kendisini bağlayan zincirleri parçalayıp kendi benliğini bulup ve bunu üzerine sığınak şekilde yağan benlerine karşı nasıl alacağının bilemenin şaşkınlığı içindedir. Benliğin ne kadar aline ve asimile olduğu bilinmeden yapılan arayışlar genelde hayal kırıklığı yaratmaktadır. Buna arayışların belli bir sistemden ve plandan uzak oluşu aranan bulunamamaktadır. Dağınık düşünce ve duygularla yola çıkılması yarı yola gelmeden benzinin bitmesi gibidir. Bu yarı yolda kalış, bireyleri karamsar bir dünya kurup, kendi kendilerini tüketip, yok etmelerine neden olmaktadır.
Her insanın arayışı farklı olduğu gibi, arayışlarında kullandıkları yöntem ve kaynaklarda farklılık göstermektedir. Yöntemler farklı da olsa herkesin arayışında rehber olarak kabul ettiği, bilginin taşıyıcısı kitabın, insanın var olma mücadelesindeki rolünü sorgulayarak, insana verebileceği zararlar üzerine dikkatleri çekmeye çalışacağız.
Kitap, bilgiye ulaşmanın en kolay yoludur. Farklı dünyalardan haberdar olmaktır. Kitap, değişmek ve değiştirmek için gereklidir. Kitap, imge dünyasına açılan kapıdır. Düşünce dünyasını zenginleştirir. Düşüncenin dar kalıplarını yıkar. Hayata, doğaya dair fikirler kazandırır. Kitap insanın yalnızlığını paylaşan bir dost, sırdaş ve yol göstericidir. Kitap, okuyucunun tanımadığı, görmediği yazarla sohbet etmesidir. Yazarla fikir alış verişinde bulunmasıdır. İnsanın kendisini aradığı deryadır, kendini ifade etme yoludur. Ve kitap kültürün taşıyıcısıdır…Çocukluğumuzdan beri kitap için sürekli duyduğumuz övücü birkaçı. Ve bunları uzamak mümkündür. Kuşkusuz kitap, bilginin tek taşıyıcısı olmasa da en kadım ve kalıcı taşıyıcısı olma vasfını hala üzerinde taşıyor. Ama kitap salt tamir eden, iyiden bahseden tek yönüyle ön plana çıkarıldı. Kitabın insana zarar verebileceği düşüncesi pek gündeme getirilmese de, kitapların etkisinde kalmadan kitaplardan nasıl faydalanacağı üzerinde durulmadı. Durulmamasının en önemli nedenlerden biri kitap okumayan bir toplumda kitapların zararlarından bahsetmenin anlamsızlığıdır. Biz yine de okuma serüveni olanlar için kitapların gözden kaçan ya da önemsenmeyen birkaç olumsuz yönüne değineceğiz.
İLK TANIŞMA, İLK ETKİLEŞİM
Kitabın kapağını çevirdiğimizden andan itibaren yazarın düşünceleri, hayalleri, arzuları, kaygıları ve yaşamak isteyip de yaşayamadığı hayalleri bizi karşılar. Bu imgelerle beraber yazarın kullandığı cümle kalıpları, semboller, örnekler, soru tipleri, sorgulama biçimiyle okuyucuyu kuşattır. İlk başta masum görünen bu karşılaşma okuyucu farkında olmadan bilinç altına yerleşir. Ve günlük hayatta farkında olmadan okuduğu kitaptan edindiği bilgileri kullanır. Soru sorurken, örnek verirken kullandığı dil ve esin kaynağı en son okuduğu kitap olacaktır. Hayatına giren her şeyi kitabın bakış açısıyla değerlendirmeye başlar. Bu etkinin altında kalmaya başlayan okuyucunun kendine özgü bir üslup ve bakış açısı geliştirmesi zorlaşacaktır. Kitapları taklit etme rahatlığı okuyucunun hoşuna gitmesiyle tembelleşir.bu durum okuyucunun bütünüyle yazarın yönlendirmesi altına girmesi demektir. Kitapların okuyucunun beyninde yavaş yavaş yer etmesiyle okuyucuda yabancılaşama söz konusu olacaktır…
GÜNDÜZ RÜYASI GÖRMEYE BAŞLAMAK
Bilinçaltında kendine yer edinen kitap kültürü, bilinçaltını ahtapot gibi sarıp içine çekecektir. Okuyucunun hayata bakış açısı oturmamışsa, dağınık düşüncelerini düzene sokamamışsa ve en önemlisi hayattan ne istediğini bilmiyorsa kitapların yönlendirmesinin ağına düşmesi kolaylaşacaktır. Çünkü hayatın her alanına yönelik düşünceleri, yargıları ve beğenileri kitaplar belirleyecektir. Gündem değerlendirmelerinde söz aralarında şu kitap, bu konuyla ilgili bunları, şunları söylüyor diyerek düşüncelerinin temelini kitapları kaynak göstererek ispatlamayacaktır. Örneğin: okuyucu, psikoloji kitaplarını okuyorsa, kendisine yakın uzak arkadaşlarını ve çevresindeki olayları kitabın tanımladığı terimler ve kavramların çizdiği tanımlar ve örneklerden yola çıkarak benzerlikler kurarak kesin yargılarda bulunmaya başlayacaktır. Her davranışın altında okuduğu kitabın etkisiyle yazarın değindiği nedenlerin yattığını dair ifadeler duyma olasılılarımız artacaktır.Böyle bir durumda okuyucu bu değerlendirmeler, bilgiler başkasının, bana ait düşünceler, değerlendirmeler yok mu? Sorusunu kendine sormaz. Çünkü kitabın gölgesinde kalan okuyucu, kitabın kendi istediği insan olma yolundadır
Etki altında kalma eğilimi artıkça okuyucunun kendi hayatına yön vermesi zorlaşacaktır. Okuyucunun zevk anlayışı, yargı biçimi hatta sevgisi ve kini, ilgi alanı ve konuşma biçimi gibi unsurlar akarsuyun çöp tanesini sürüklediği gibi kitaplarda peşinde sürükleyecektir. Böylece okuyucunun hayatla bağı kopup ütopik insana dönüşecektir. Arayışının yönünü kitaplar belirlediği gibi hayata dair ölçüsü de kitaplar olacaktır. Böyle olunca kitapların sunduğu hayata karşı reel hayat çekilmez olunacaktır. Bu anlayış okuyucuyu zamanla hayatın dışına sürükleyecektir. Aradığı her şeyi kitaplarda bulma umuduyla yanıp tutuşurken, kitaplarda bulduklarını hayatın içine yerleştirmeye çalışacaktır. Ama kitaplardaki hayatı, kendi gerçeklerine yansıtmayı başaramadığı için karamsar, anlamsızlıklarla dolu bir yaşamın içine düşecektir.
Dolaysıyla kitap kurbanı olmaya başlayan gölge insanlar hayatı yaşayarak değil ya da okuduklarını yaşamla uyumlu hale getirmekten ziyade kitapların dünyasında yaşmayı tercih edecektir. Okunanların yaşayamamak yüreğini incitecek, hayal kırıklıkları yaşayacaktır. Sosyal hayatındaki ilişkilerin çoğunda başarısız olacağı gibi hep isabetsi tercihler yapacaktır. Hayatta karşılaştığı her zorluk karşısında umudu kırılır ama başarısızlığa tahammülü yok gibi görünür. Buna rağmen mücadeleci bir ruha sahip değildir. Hayatın her dalındaki yenilgide kitaba sarılır. Kitaptan güç, enerji kazanıp, kendini toparlama umuduyla yaşamını sürdürür.
Bu durum karşısında okuyucu kendisini aşamaz. Yetersizliğini kabullenir, ancak nedenleri dışarıda aradığı gibi, dışarıdaki insanlardan üstün olduğu zannıyla hareket eder. Savunma mekanizması bahaneler bulmakta zorlanmaz.
Kitap kurbanlarının en önemli özelliği, hayatta aradığını kitaplarda bulup tatmin olmasıdır. Hayatındaki terslikleri fark eder ama çoğu kere çaresizdir. Bu durum okuyucunun yaşadığı zaman diliminden kopmasıdır. Kendine ait bir zaman dilimi yoktur, kitapların oluşturduğu yapay zaman diliminde yaşar.
Kişi okuduğu kitap kadardır. Kaç kitap okumuşsa o kadar insandır. Ne düşündüğünü, hayata karşı ne hissettiğini bilmek istiyorsanız okuduğu son kitabı sormanız yeterlidir.
Kitap sadece doğrunun taşıyıcısı değil, cehaletinde taşıyıcısı olduğu için okuyucuda pragmatik, oportinist ve egosantrik bir kişilik oluşturabilmektedir.
Bütün bunlarla okuyucu ayaklarını yerden kesmiş, bulutların üzerinde gezinerek, dünyaya kuş bakışıyla bakan ve değerlendiren bir yapıya bürünmüştür.
--------------------
sevgi güzellik ister gülüm;
güzellik emek ister ,
güzellikden de değil
yürekte ateş ister..........
Masum okuma yoktur
Geçmiş, gelecek ve kendi benliği arasında sıkışan insanın kendine olan yabacılığını fark etmesi ve kendisini bağlayan zincirleri parçalayıp kendi benliğini bulup ve bunu üzerine sığınak şekilde yağan benlerine karşı nasıl alacağının bilemenin şaşkınlığı içindedir. Benliğin ne kadar aline ve asimile olduğu bilinmeden yapılan arayışlar genelde hayal kırıklığı yaratmaktadır. Buna arayışların belli bir sistemden ve plandan uzak oluşu aranan bulunamamaktadır. Dağınık düşünce ve duygularla yola çıkılması yarı yola gelmeden benzinin bitmesi gibidir. Bu yarı yolda kalış, bireyleri karamsar bir dünya kurup, kendi kendilerini tüketip, yok etmelerine neden olmaktadır.
Her insanın arayışı farklı olduğu gibi, arayışlarında kullandıkları yöntem ve kaynaklarda farklılık göstermektedir. Yöntemler farklı da olsa herkesin arayışında rehber olarak kabul ettiği, bilginin taşıyıcısı kitabın, insanın var olma mücadelesindeki rolünü sorgulayarak, insana verebileceği zararlar üzerine dikkatleri çekmeye çalışacağız.
Kitap, bilgiye ulaşmanın en kolay yoludur. Farklı dünyalardan haberdar olmaktır. Kitap, değişmek ve değiştirmek için gereklidir. Kitap, imge dünyasına açılan kapıdır. Düşünce dünyasını zenginleştirir. Düşüncenin dar kalıplarını yıkar. Hayata, doğaya dair fikirler kazandırır. Kitap insanın yalnızlığını paylaşan bir dost, sırdaş ve yol göstericidir. Kitap, okuyucunun tanımadığı, görmediği yazarla sohbet etmesidir. Yazarla fikir alış verişinde bulunmasıdır. İnsanın kendisini aradığı deryadır, kendini ifade etme yoludur. Ve kitap kültürün taşıyıcısıdır…Çocukluğumuzdan beri kitap için sürekli duyduğumuz övücü birkaçı. Ve bunları uzamak mümkündür. Kuşkusuz kitap, bilginin tek taşıyıcısı olmasa da en kadım ve kalıcı taşıyıcısı olma vasfını hala üzerinde taşıyor. Ama kitap salt tamir eden, iyiden bahseden tek yönüyle ön plana çıkarıldı. Kitabın insana zarar verebileceği düşüncesi pek gündeme getirilmese de, kitapların etkisinde kalmadan kitaplardan nasıl faydalanacağı üzerinde durulmadı. Durulmamasının en önemli nedenlerden biri kitap okumayan bir toplumda kitapların zararlarından bahsetmenin anlamsızlığıdır. Biz yine de okuma serüveni olanlar için kitapların gözden kaçan ya da önemsenmeyen birkaç olumsuz yönüne değineceğiz.
İLK TANIŞMA, İLK ETKİLEŞİM
Kitabın kapağını çevirdiğimizden andan itibaren yazarın düşünceleri, hayalleri, arzuları, kaygıları ve yaşamak isteyip de yaşayamadığı hayalleri bizi karşılar. Bu imgelerle beraber yazarın kullandığı cümle kalıpları, semboller, örnekler, soru tipleri, sorgulama biçimiyle okuyucuyu kuşattır. İlk başta masum görünen bu karşılaşma okuyucu farkında olmadan bilinç altına yerleşir. Ve günlük hayatta farkında olmadan okuduğu kitaptan edindiği bilgileri kullanır. Soru sorurken, örnek verirken kullandığı dil ve esin kaynağı en son okuduğu kitap olacaktır. Hayatına giren her şeyi kitabın bakış açısıyla değerlendirmeye başlar. Bu etkinin altında kalmaya başlayan okuyucunun kendine özgü bir üslup ve bakış açısı geliştirmesi zorlaşacaktır. Kitapları taklit etme rahatlığı okuyucunun hoşuna gitmesiyle tembelleşir.bu durum okuyucunun bütünüyle yazarın yönlendirmesi altına girmesi demektir. Kitapların okuyucunun beyninde yavaş yavaş yer etmesiyle okuyucuda yabancılaşama söz konusu olacaktır…
GÜNDÜZ RÜYASI GÖRMEYE BAŞLAMAK
Bilinçaltında kendine yer edinen kitap kültürü, bilinçaltını ahtapot gibi sarıp içine çekecektir. Okuyucunun hayata bakış açısı oturmamışsa, dağınık düşüncelerini düzene sokamamışsa ve en önemlisi hayattan ne istediğini bilmiyorsa kitapların yönlendirmesinin ağına düşmesi kolaylaşacaktır. Çünkü hayatın her alanına yönelik düşünceleri, yargıları ve beğenileri kitaplar belirleyecektir. Gündem değerlendirmelerinde söz aralarında şu kitap, bu konuyla ilgili bunları, şunları söylüyor diyerek düşüncelerinin temelini kitapları kaynak göstererek ispatlamayacaktır. Örneğin: okuyucu, psikoloji kitaplarını okuyorsa, kendisine yakın uzak arkadaşlarını ve çevresindeki olayları kitabın tanımladığı terimler ve kavramların çizdiği tanımlar ve örneklerden yola çıkarak benzerlikler kurarak kesin yargılarda bulunmaya başlayacaktır. Her davranışın altında okuduğu kitabın etkisiyle yazarın değindiği nedenlerin yattığını dair ifadeler duyma olasılılarımız artacaktır.Böyle bir durumda okuyucu bu değerlendirmeler, bilgiler başkasının, bana ait düşünceler, değerlendirmeler yok mu? Sorusunu kendine sormaz. Çünkü kitabın gölgesinde kalan okuyucu, kitabın kendi istediği insan olma yolundadır
Etki altında kalma eğilimi artıkça okuyucunun kendi hayatına yön vermesi zorlaşacaktır. Okuyucunun zevk anlayışı, yargı biçimi hatta sevgisi ve kini, ilgi alanı ve konuşma biçimi gibi unsurlar akarsuyun çöp tanesini sürüklediği gibi kitaplarda peşinde sürükleyecektir. Böylece okuyucunun hayatla bağı kopup ütopik insana dönüşecektir. Arayışının yönünü kitaplar belirlediği gibi hayata dair ölçüsü de kitaplar olacaktır. Böyle olunca kitapların sunduğu hayata karşı reel hayat çekilmez olunacaktır. Bu anlayış okuyucuyu zamanla hayatın dışına sürükleyecektir. Aradığı her şeyi kitaplarda bulma umuduyla yanıp tutuşurken, kitaplarda bulduklarını hayatın içine yerleştirmeye çalışacaktır. Ama kitaplardaki hayatı, kendi gerçeklerine yansıtmayı başaramadığı için karamsar, anlamsızlıklarla dolu bir yaşamın içine düşecektir.
Dolaysıyla kitap kurbanı olmaya başlayan gölge insanlar hayatı yaşayarak değil ya da okuduklarını yaşamla uyumlu hale getirmekten ziyade kitapların dünyasında yaşmayı tercih edecektir. Okunanların yaşayamamak yüreğini incitecek, hayal kırıklıkları yaşayacaktır. Sosyal hayatındaki ilişkilerin çoğunda başarısız olacağı gibi hep isabetsi tercihler yapacaktır. Hayatta karşılaştığı her zorluk karşısında umudu kırılır ama başarısızlığa tahammülü yok gibi görünür. Buna rağmen mücadeleci bir ruha sahip değildir. Hayatın her dalındaki yenilgide kitaba sarılır. Kitaptan güç, enerji kazanıp, kendini toparlama umuduyla yaşamını sürdürür.
Bu durum karşısında okuyucu kendisini aşamaz. Yetersizliğini kabullenir, ancak nedenleri dışarıda aradığı gibi, dışarıdaki insanlardan üstün olduğu zannıyla hareket eder. Savunma mekanizması bahaneler bulmakta zorlanmaz.
Kitap kurbanlarının en önemli özelliği, hayatta aradığını kitaplarda bulup tatmin olmasıdır. Hayatındaki terslikleri fark eder ama çoğu kere çaresizdir. Bu durum okuyucunun yaşadığı zaman diliminden kopmasıdır. Kendine ait bir zaman dilimi yoktur, kitapların oluşturduğu yapay zaman diliminde yaşar.
Kişi okuduğu kitap kadardır. Kaç kitap okumuşsa o kadar insandır. Ne düşündüğünü, hayata karşı ne hissettiğini bilmek istiyorsanız okuduğu son kitabı sormanız yeterlidir.
Kitap sadece doğrunun taşıyıcısı değil, cehaletinde taşıyıcısı olduğu için okuyucuda pragmatik, oportinist ve egosantrik bir kişilik oluşturabilmektedir.
Bütün bunlarla okuyucu ayaklarını yerden kesmiş, bulutların üzerinde gezinerek, dünyaya kuş bakışıyla bakan ve değerlendiren bir yapıya bürünmüştür.
--------------------
sevgi güzellik ister gülüm;
güzellik emek ister ,
güzellikden de değil
yürekte ateş ister..........
