nailamudi
16-10-2007, 05:39
ÖNCE ŞİDDETİ REDDETMEK GEREKİYOR!..
“DTP’LİLER, PARAMİLİTER TERÖRÜ
KORKUSUZCA KINAMALILAR, TERÖRÜN SİYASİ UZANTISI OLMALILAR”
Şırnak’ta 15 askerin öldürülmesiyle ilgili olarak "doğrudan taziye ifadeleri" içeren bir başsağlığı mesajını ilk kez yayımlayan DTP, askerlerden "şehit" ve "evladımız" diye söz etti.
DTP Grup Başkanvekili Selahattin Demirtaş, “Artık yeter” başlığı ile yaptığı açıklamada, "Şırnak ve Diyarbakır'da 27 evladımızı daha yitirdik. Öncelikle yaşamını yitiren şehitlere Allah'tan rahmet acılı ailelerine başsağlığı diliyoruz. Neredeyse 24 yıldır süregelen bu olaylar canımızı yakmaya, vicdanlarımızı sızlatmaya devam ediyor" dedi.
DTP olarak silahlı yöntemlere karşı olduklarını, silahın bir hak arama yöntemi olamayacağını vurgulayan Demirtaş, "Hiçbir siyasi amaç, bir tek damla kandan daha değerli olamaz. Siyasetçiler olarak, el ele vererek akan kanın durması konusunda nihai bir sonuç elde etmeliyiz” diyerek, ilk defa PKK terörüne karşı DTP’nin karşı olduğunu net bir dille ortaya koydu.
Parti adına Grup Başkanvekili Selahatin Demirtaş tarafından yapılan yazılı açıklama, "terörle arasına mesafe koymamak"la suçlanan ve giderek artan tepkilerin hedefi olan DTP'nin çizgisi açısından önem taşıyor. DTP'liler, en büyük tepkiyi PKK'ya "terör örgütü" olarak kınamadıkları için alıyorlar. DTP’liler, PKK'lılar için "dağdaki kardeşlerimiz" ifadesini kullanmaları da yoğun tepkilere neden olmuştu.
DTP'nin şiddet ve teröre mesafe alamaması ve kendini salt Kürt sorunu üzerinden siyasallaştırması kaçınılmaz bir yol ayrımını zorunlu kılacaktır.
Öncelikle şunu belirtmek istiyorum; DTP'nin Meclis'e girmesi Türkiye'nin demokratikleşmesi açısından önemli bir gelişmedir.
İki açıdan: İlki, siyasal temsilin alan kayması. Yani Kürt sorununun bugüne kadar siyasal muhatabı bölgede seçilmiş yerel belediye yöneticileri iken, bugün bölgeden seçilmiş milletvekilleridir. Bugüne kadar Kürtleri siyaseten (meşru siyasi zemin içinde) tek seçilmiş olan yerel belediye başkanları temsil etmişlerdir. Bu durum bu kişileri fazla siyasallaştırmıştır ve Kürt sorununun uluslararası arenaya bu kişiler aracılığıyla taşınmasına yol açmış ve bu kişileri siyasallaştırmıştır. Şimdi bu sarmal kırılmış ve DTP merkezi siyasette kendilerini kendi kimlikleri ile temsil etme imkanına kavuşmuşlardır.
İkincisi önemli nokta ise; Kürt sorunu için demokratik çözüme bir adım daha yaklaşmış olmamızdır. Bu dönemde DTP temsilcileri bu sorunun çözümü konusunda anahtar rol üstlenebilecekleri gibi kilit rol de oynayabilirler. Şüphesiz bunun yolu demokratik sistem içinde diyalogdur.
Kürt sorununun demokratik sistem içinde, diyalog içinde çözülmesi ancak bir şartla mümkündür. O da, Kürtlerin siyasal temsilcisi olduğunu söyleyen DTP'nin kimden gelirse gelsin şiddete ve teröre mesafe almasıdır. Bu konu DTP için kısa vadede değilse orta vadede bir ayrışma, yani bir tür demokratlaşma tercihi olacaktır.
DTP içinde en deneyimli ve makul siyasetçi olarak bilinen Ahmet Türk bile “PKK terör örgütüdür dememiz zor” mealinde açıklamada bulunuyorsa, cezaevinden Meclis’e giden DTP İstanbul Milletvekili Sabahat Tuncel “Kimse bizden kardeşlerimizi terörist ilan etmemizi beklemesin” diyorsa, DTP'nin bagajının hayli dolu olduğu ve Kürt sorununun çözümünde DTP üzerinden adım atmanın zorluğu ortaya çıkmış demektir.
Oysa, Kürt siyasallaşmasının meşru zemine taşınması ve bu alanda var olması her türlü şiddet/teröre karşı olması ve bu eylemleri dışlaması ile mümkündür. Nitekim, 22 Temmuz milletvekili genel seçimleri, Kürt kökenli vatandaşların, etnik ayrımcılığa ve teröre prim vermediklerini gözler önüne sermiştir. Sandıktan çıkan mesaj, başta PKK olmak üzere, onun siyasi uzantısı olarak bağımsız adaylarla Meclis’e giren DTP tarafından çok iyi okunmalıdır. 22 Temmuz seçimlerinde DTP’li adayların oy oranının yüzde 6’lardan yüzde 3’lere gerilemesi; Kürtlerin kendi içlerinde siyaseten çoğullaştığını ve bu çoğullaşmanın merkezine terörü dışlayan bir iradenin ortaya çıkmaya başladığını göstermesi açısından önemlidir.
Terörün dışlanmasında ise, öncelikli olarak DTP'nin siyaseten sorumluluğu vardır. DTP'nin bundan kaçması, onları siyaseten dar bir alana hapsedecektir. Bu DTP'nin sadece PKK'ya mesafe alması ile sınırlı değildir, kendi siyasi önceliklerini Kürt sorunu ile sınırlamaları ile de doğrudan bağlantılıdır. Bu konuda somut örnek şudur: DTP milletvekillerinin açıklamasına göre Abdullah Öcalan'ın hapishane koşulları yeni dönemde Meclis gündemine taşınacakmış, uzaktan kumandayla bombalar patlatan, otobüsleri yakan, çobanları kaçıran PKK’lılara DTP milletvekilleri terörist demeyeceklermiş. DTP'nin bu şekilde kendini etnik ayrımcı, şiddet yanlısı denebilecek biçimde salt Kürt sorununa angaje etmesi kendileri açısından demokratlaşmaya değil otoriter zihniyete hapsolmaları demektir.
DTP, bugünkü Meclis’te hatırı sayılır bir çoğunluk ile temsil ediliyor. Bu çoğunluğun TBMM faaliyetleri sırasında bölge halkı yararına çalışmalar yapabilmesi, ne söylediğinin duyulması için önce silah gürültüsünün kesilmesi gerekiyor. Bu silah gürültüsünü kesmesi gereken de herhalde normal kamu düzenini korumak durumunda olan güvenlik güçleri değil, elinde silahla dağlarda dolaşan para militer gruplardır.
Meclis içinde Kürt sorunu da dahil olmak üzere, demokratikleşme, sivilleşme, özgürleşme adımları atılırken, Türkiye'nin illerine şehit cenazeleri dağılması kabul edilebilir değildir. Bu yüzden DTP için kaçınılmaz yol şiddet ve teröre mesafe alması ve bunu somut siyasi pratiklerle hayata geçirmesidir. DTP siyasal varlığını ve temsilini salt Kürt sorununda görüyor olabilir. Ama unutulmaması gereken şudur, tartıştığımız Kürt sorunu değil, şiddet ve terördür. DTP, bir yandan sivil siyaset yaptığını düşünürken, öte yandan şiddetin devam edebileceğine inanıyorsa, gerçekten çok ciddi bir yanılgı içinde demektir.
Nail Amudi
nailamudi@yahoo.com
“DTP’LİLER, PARAMİLİTER TERÖRÜ
KORKUSUZCA KINAMALILAR, TERÖRÜN SİYASİ UZANTISI OLMALILAR”
Şırnak’ta 15 askerin öldürülmesiyle ilgili olarak "doğrudan taziye ifadeleri" içeren bir başsağlığı mesajını ilk kez yayımlayan DTP, askerlerden "şehit" ve "evladımız" diye söz etti.
DTP Grup Başkanvekili Selahattin Demirtaş, “Artık yeter” başlığı ile yaptığı açıklamada, "Şırnak ve Diyarbakır'da 27 evladımızı daha yitirdik. Öncelikle yaşamını yitiren şehitlere Allah'tan rahmet acılı ailelerine başsağlığı diliyoruz. Neredeyse 24 yıldır süregelen bu olaylar canımızı yakmaya, vicdanlarımızı sızlatmaya devam ediyor" dedi.
DTP olarak silahlı yöntemlere karşı olduklarını, silahın bir hak arama yöntemi olamayacağını vurgulayan Demirtaş, "Hiçbir siyasi amaç, bir tek damla kandan daha değerli olamaz. Siyasetçiler olarak, el ele vererek akan kanın durması konusunda nihai bir sonuç elde etmeliyiz” diyerek, ilk defa PKK terörüne karşı DTP’nin karşı olduğunu net bir dille ortaya koydu.
Parti adına Grup Başkanvekili Selahatin Demirtaş tarafından yapılan yazılı açıklama, "terörle arasına mesafe koymamak"la suçlanan ve giderek artan tepkilerin hedefi olan DTP'nin çizgisi açısından önem taşıyor. DTP'liler, en büyük tepkiyi PKK'ya "terör örgütü" olarak kınamadıkları için alıyorlar. DTP’liler, PKK'lılar için "dağdaki kardeşlerimiz" ifadesini kullanmaları da yoğun tepkilere neden olmuştu.
DTP'nin şiddet ve teröre mesafe alamaması ve kendini salt Kürt sorunu üzerinden siyasallaştırması kaçınılmaz bir yol ayrımını zorunlu kılacaktır.
Öncelikle şunu belirtmek istiyorum; DTP'nin Meclis'e girmesi Türkiye'nin demokratikleşmesi açısından önemli bir gelişmedir.
İki açıdan: İlki, siyasal temsilin alan kayması. Yani Kürt sorununun bugüne kadar siyasal muhatabı bölgede seçilmiş yerel belediye yöneticileri iken, bugün bölgeden seçilmiş milletvekilleridir. Bugüne kadar Kürtleri siyaseten (meşru siyasi zemin içinde) tek seçilmiş olan yerel belediye başkanları temsil etmişlerdir. Bu durum bu kişileri fazla siyasallaştırmıştır ve Kürt sorununun uluslararası arenaya bu kişiler aracılığıyla taşınmasına yol açmış ve bu kişileri siyasallaştırmıştır. Şimdi bu sarmal kırılmış ve DTP merkezi siyasette kendilerini kendi kimlikleri ile temsil etme imkanına kavuşmuşlardır.
İkincisi önemli nokta ise; Kürt sorunu için demokratik çözüme bir adım daha yaklaşmış olmamızdır. Bu dönemde DTP temsilcileri bu sorunun çözümü konusunda anahtar rol üstlenebilecekleri gibi kilit rol de oynayabilirler. Şüphesiz bunun yolu demokratik sistem içinde diyalogdur.
Kürt sorununun demokratik sistem içinde, diyalog içinde çözülmesi ancak bir şartla mümkündür. O da, Kürtlerin siyasal temsilcisi olduğunu söyleyen DTP'nin kimden gelirse gelsin şiddete ve teröre mesafe almasıdır. Bu konu DTP için kısa vadede değilse orta vadede bir ayrışma, yani bir tür demokratlaşma tercihi olacaktır.
DTP içinde en deneyimli ve makul siyasetçi olarak bilinen Ahmet Türk bile “PKK terör örgütüdür dememiz zor” mealinde açıklamada bulunuyorsa, cezaevinden Meclis’e giden DTP İstanbul Milletvekili Sabahat Tuncel “Kimse bizden kardeşlerimizi terörist ilan etmemizi beklemesin” diyorsa, DTP'nin bagajının hayli dolu olduğu ve Kürt sorununun çözümünde DTP üzerinden adım atmanın zorluğu ortaya çıkmış demektir.
Oysa, Kürt siyasallaşmasının meşru zemine taşınması ve bu alanda var olması her türlü şiddet/teröre karşı olması ve bu eylemleri dışlaması ile mümkündür. Nitekim, 22 Temmuz milletvekili genel seçimleri, Kürt kökenli vatandaşların, etnik ayrımcılığa ve teröre prim vermediklerini gözler önüne sermiştir. Sandıktan çıkan mesaj, başta PKK olmak üzere, onun siyasi uzantısı olarak bağımsız adaylarla Meclis’e giren DTP tarafından çok iyi okunmalıdır. 22 Temmuz seçimlerinde DTP’li adayların oy oranının yüzde 6’lardan yüzde 3’lere gerilemesi; Kürtlerin kendi içlerinde siyaseten çoğullaştığını ve bu çoğullaşmanın merkezine terörü dışlayan bir iradenin ortaya çıkmaya başladığını göstermesi açısından önemlidir.
Terörün dışlanmasında ise, öncelikli olarak DTP'nin siyaseten sorumluluğu vardır. DTP'nin bundan kaçması, onları siyaseten dar bir alana hapsedecektir. Bu DTP'nin sadece PKK'ya mesafe alması ile sınırlı değildir, kendi siyasi önceliklerini Kürt sorunu ile sınırlamaları ile de doğrudan bağlantılıdır. Bu konuda somut örnek şudur: DTP milletvekillerinin açıklamasına göre Abdullah Öcalan'ın hapishane koşulları yeni dönemde Meclis gündemine taşınacakmış, uzaktan kumandayla bombalar patlatan, otobüsleri yakan, çobanları kaçıran PKK’lılara DTP milletvekilleri terörist demeyeceklermiş. DTP'nin bu şekilde kendini etnik ayrımcı, şiddet yanlısı denebilecek biçimde salt Kürt sorununa angaje etmesi kendileri açısından demokratlaşmaya değil otoriter zihniyete hapsolmaları demektir.
DTP, bugünkü Meclis’te hatırı sayılır bir çoğunluk ile temsil ediliyor. Bu çoğunluğun TBMM faaliyetleri sırasında bölge halkı yararına çalışmalar yapabilmesi, ne söylediğinin duyulması için önce silah gürültüsünün kesilmesi gerekiyor. Bu silah gürültüsünü kesmesi gereken de herhalde normal kamu düzenini korumak durumunda olan güvenlik güçleri değil, elinde silahla dağlarda dolaşan para militer gruplardır.
Meclis içinde Kürt sorunu da dahil olmak üzere, demokratikleşme, sivilleşme, özgürleşme adımları atılırken, Türkiye'nin illerine şehit cenazeleri dağılması kabul edilebilir değildir. Bu yüzden DTP için kaçınılmaz yol şiddet ve teröre mesafe alması ve bunu somut siyasi pratiklerle hayata geçirmesidir. DTP siyasal varlığını ve temsilini salt Kürt sorununda görüyor olabilir. Ama unutulmaması gereken şudur, tartıştığımız Kürt sorunu değil, şiddet ve terördür. DTP, bir yandan sivil siyaset yaptığını düşünürken, öte yandan şiddetin devam edebileceğine inanıyorsa, gerçekten çok ciddi bir yanılgı içinde demektir.
Nail Amudi
nailamudi@yahoo.com
