alyoşa
26-10-2007, 10:29
Ecevit Kılıç'ın Özel Harp Dairesi kitabıyla, tarihimizin karanlık sayfaları bir kez daha mercek altında... Kontrgerillanın, azınlık düşmanlığının ve solculara karşı yapılan operasyonların üzerindeki sis perdesi, cesurca yazılmış tarih kitaplarıyla yavaş yavaş aralanıyor.
Tarih boyunca pek çok filozof, hakikati söylemekle yükümlü hissetmiştir kendisini. Antik Yunan'ın en önemli üç filozofundan biri olan Platon, içinde yaşadığımız dünyayı, bize hayaller gördüren bir mağaraya benzetir -hakikat ise mağaranın dışında, zincirlere vurulmuş vaziyette tanıklık ettiğimiz hayallerin uzağındadır. Yuhanna İncil'inde de İsa bir yerde, "Hakikat seni özgürleştirecek," der. Yani, hakikate ulaşmak için özgür olmak gerekir önce ve hakikate ulaştığımızda daha da özgürleşiriz. Günümüzde ve özellikle de Türkiye'de, önceden filozofların yerine getirdiği bu hakikati söyleme işini, büyük oranda gazeteciler üstleniyor. Bütün dünya için kan, acı ve şiddetle iç içe geçen 20. yüzyılda devletin kendi güvenliğini sağlamak için giriştiği gaddar eylemleri ortaya çıkaran da yine çoğunlukla gazeteciler oluyor. Onlar, Türkiye'nin gizli tarihini, mahkeme korkuları, suikast şüpheleri ve toplumdan dışlanmak pahasına yazıyorlar. Söz konusu olan devletin güvenliği olunca çünkü, akan sular duruyor ve pek çok hareket kendiliğinden meşru hale geliyor. Son 50 yıl içinde, kendini tehdit ettiğini düşündüğü azınlıklara ve komünistlere karşı Türk devletinin resmi ve gayrıresmi yollarla yürüttüğü operasyonların hâlâ çok az sorgulanması da bu meşruiyet havasının bir kanıtı.
ABD-Naziler el ele
İkinci Dünya Savaşı'na girmeyip komünizm ve faşizm gibi fenomenleri çok yoğun biçimde yaşamadığı düşünülen, bu açıdan da Avrupa'ya oranla 20. yüzyılı daha yumuşak bir biçimde geçirdiği söylenen Türkiye, bu hoşgörü ve güvenlik ortamını yaratmak için neler yaptı? Ecevit Kılıç'ın Güncel Yayıncılık'tan çıkan Özel Harp Dairesi kitabı, bu sorunun cevabını büyük bir başarıyla veriyor. İkinci Dünya Savaşı'nda Nazi Almanyası'nı Ruslar ve İngilizlerin desteğiyle kül eden ABD, savaştan hemen sonra Nazi istihbaratçısı Reinhard Gehlen'le işbirliği yapar. Komünizme karşı mücadele eden Gehlen, ABD'ye Kızıl Ordu ve Sovyetlerle nasıl savaşılacağını bizzat öğretir. Sunduğu psikolojik savaş yöntemlerinden biri de komünizm tehlikesi olan ülkelerde gizli ordular oluşturmak ve Sovyetler harekete geçtiğinde, sosyalizme karşı savaşacak milisler yetiştirmektir. İtalya, Yunanistan, Avusturya, Hollanda, Belçika gibi ülkelerde kurulan bu orduların en büyüklerinden biri de Sovyetler Birliği'nin komşusu olan Türkiye'de kurulur. ABD'ye götürülüp uzmanlarca eğitilen, sosyalizmi mahvetmek için yetiştirilen ilk subay ekibinde Turgut Sunalp başı çekiyor, Sunalp'ın içinde bulunduğu 16 kişilik kontrgerilla timinde "İkinci Dünya Savaşı'nda Nazilerle işbirliği içinde olan yegâne Türk," olan Alparslan Türkeş'in varlığı da göze çarpıyordu. Bir başka deyişle, gazetelerin ve kitapların bize Türk milliyetçisi olarak tanıttığı, sivil ve askeri isimlerin ve siyasi hareketlerin yaratılmasında öncülük eden kişilerin bazıları, aslında eğitimlerini ve ideolojilerini Türklüğe değil, Nazilere ve Amerika'ya borçluydular. Özel Harp Dairesi'nde yer alan çarpıcı iddialardan biri, Özel Harp Dairesi başkanlarından Orgeneral Kemal Yamak'ın sözlerinde gizli. 1970'li yıllardaki kanlı olayların başlamasından bir süre önce, Özel Harp Dairesi'nin Karadeniz'deki silah depolarından biri ortadan kayboluyor. Yöneticiler silahların "heyelan yüzünden" kaybolduğunu söylerken, kitapta bu silahların ülkücüler tarafından solculara karşı girişlen saldırı ve cinayetlerde kullanılanlarla aynı kaynaktan geldiği bilgisi var.
http://kultur.sabah.com.tr/i/1pix.gif
Tarih boyunca pek çok filozof, hakikati söylemekle yükümlü hissetmiştir kendisini. Antik Yunan'ın en önemli üç filozofundan biri olan Platon, içinde yaşadığımız dünyayı, bize hayaller gördüren bir mağaraya benzetir -hakikat ise mağaranın dışında, zincirlere vurulmuş vaziyette tanıklık ettiğimiz hayallerin uzağındadır. Yuhanna İncil'inde de İsa bir yerde, "Hakikat seni özgürleştirecek," der. Yani, hakikate ulaşmak için özgür olmak gerekir önce ve hakikate ulaştığımızda daha da özgürleşiriz. Günümüzde ve özellikle de Türkiye'de, önceden filozofların yerine getirdiği bu hakikati söyleme işini, büyük oranda gazeteciler üstleniyor. Bütün dünya için kan, acı ve şiddetle iç içe geçen 20. yüzyılda devletin kendi güvenliğini sağlamak için giriştiği gaddar eylemleri ortaya çıkaran da yine çoğunlukla gazeteciler oluyor. Onlar, Türkiye'nin gizli tarihini, mahkeme korkuları, suikast şüpheleri ve toplumdan dışlanmak pahasına yazıyorlar. Söz konusu olan devletin güvenliği olunca çünkü, akan sular duruyor ve pek çok hareket kendiliğinden meşru hale geliyor. Son 50 yıl içinde, kendini tehdit ettiğini düşündüğü azınlıklara ve komünistlere karşı Türk devletinin resmi ve gayrıresmi yollarla yürüttüğü operasyonların hâlâ çok az sorgulanması da bu meşruiyet havasının bir kanıtı.
ABD-Naziler el ele
İkinci Dünya Savaşı'na girmeyip komünizm ve faşizm gibi fenomenleri çok yoğun biçimde yaşamadığı düşünülen, bu açıdan da Avrupa'ya oranla 20. yüzyılı daha yumuşak bir biçimde geçirdiği söylenen Türkiye, bu hoşgörü ve güvenlik ortamını yaratmak için neler yaptı? Ecevit Kılıç'ın Güncel Yayıncılık'tan çıkan Özel Harp Dairesi kitabı, bu sorunun cevabını büyük bir başarıyla veriyor. İkinci Dünya Savaşı'nda Nazi Almanyası'nı Ruslar ve İngilizlerin desteğiyle kül eden ABD, savaştan hemen sonra Nazi istihbaratçısı Reinhard Gehlen'le işbirliği yapar. Komünizme karşı mücadele eden Gehlen, ABD'ye Kızıl Ordu ve Sovyetlerle nasıl savaşılacağını bizzat öğretir. Sunduğu psikolojik savaş yöntemlerinden biri de komünizm tehlikesi olan ülkelerde gizli ordular oluşturmak ve Sovyetler harekete geçtiğinde, sosyalizme karşı savaşacak milisler yetiştirmektir. İtalya, Yunanistan, Avusturya, Hollanda, Belçika gibi ülkelerde kurulan bu orduların en büyüklerinden biri de Sovyetler Birliği'nin komşusu olan Türkiye'de kurulur. ABD'ye götürülüp uzmanlarca eğitilen, sosyalizmi mahvetmek için yetiştirilen ilk subay ekibinde Turgut Sunalp başı çekiyor, Sunalp'ın içinde bulunduğu 16 kişilik kontrgerilla timinde "İkinci Dünya Savaşı'nda Nazilerle işbirliği içinde olan yegâne Türk," olan Alparslan Türkeş'in varlığı da göze çarpıyordu. Bir başka deyişle, gazetelerin ve kitapların bize Türk milliyetçisi olarak tanıttığı, sivil ve askeri isimlerin ve siyasi hareketlerin yaratılmasında öncülük eden kişilerin bazıları, aslında eğitimlerini ve ideolojilerini Türklüğe değil, Nazilere ve Amerika'ya borçluydular. Özel Harp Dairesi'nde yer alan çarpıcı iddialardan biri, Özel Harp Dairesi başkanlarından Orgeneral Kemal Yamak'ın sözlerinde gizli. 1970'li yıllardaki kanlı olayların başlamasından bir süre önce, Özel Harp Dairesi'nin Karadeniz'deki silah depolarından biri ortadan kayboluyor. Yöneticiler silahların "heyelan yüzünden" kaybolduğunu söylerken, kitapta bu silahların ülkücüler tarafından solculara karşı girişlen saldırı ve cinayetlerde kullanılanlarla aynı kaynaktan geldiği bilgisi var.
http://kultur.sabah.com.tr/i/1pix.gif