janset
03-12-2007, 01:49
Einstein Londra'ya bir gidişinde, yanına kemanını da almıştı. Onu karşılayan arkadaşı, kemana bir göz attıktan sonra sordu:
"Keman çalmayı sonunda becerebildin galiba?" dedi. "Öğrenebilmek için ne kadar uğraştığını bilirim…"
Einstein başını iki yana salladı:
"Hayır dostum, hâlâ öğrenemedim doğru dürüst çalabilmeyi" dedi. "Keman öğretmenim bendeki sorunun, sayı sayabilmeyi bilmemek olduğunu söylüyor."
Matematik dâhisi Einstein, keman çalabilmeyi öğrenebilmesi için herşeyden önce, belirli bir tempoda sayı sayabilmeyi öğrenmesi gerektiğini biliyordu.
Bir yandan bu konudaki yeteneksizliğine gülerken, bir yandan da bir ilköğretim okulu öğrencisi gibi temrinler yaparak, sayı saymayı öğrenmeye başladı.
Bu yöntemi Einstein, daha sonra bir yaşam biçimi olarak benimsedi ve tüm yaşamı boyunca yeni birşeyler öğrenebilmek için hep, önce "aşağı lara eğilme" yöntemini uyguladı.
Gezilerimden birinde, kaldığım bir otelin girişinde bir "musluksuz çeşme" görmüştüm.
Çeşmenin üstünde, "Eğil ve İç" sözcükleri yazılıydı.
Su içmek isteyen bir kişi, bu musluksuz çeşmeye yaklaşıyor, hafifçe eğiliyor ve o anda birden otomatik olarak akmaya başlayan suya ağzını dayayarak, içebildiği kadar su içiyordu.
"Eğil ve İç".
Bu çeşmeyi ve üstündeki iki sözcüğü görür görmez, Einstein'ın bu konudaki yaşam ilkesini anımsadım.
Yalnızca susuzluğu gidermek için değil, bilgisizliği gidermek için de geçerli bir yöntemdi, "Eğil ve İç"…
Özellikle bilgi çeşmesi karşısında uygulanması gereken bir yöntemdi bu.
Albert Einstein gibi zeki ve bilge kişiler, ancak şu iki önemli noktanın ayırdına varabildikten sonra yeni bilgiler öğrenebileceklerini bilirler:
1) Bilmeleri gereken herşeyi henüz bilmiyorlardır.
2) Yeryüzünde kimi kişiler, bildiklerini başkalarıyla paylaşmaktan mutluluk duymaktadırlar ve isteyen kişilere bu bildiklerini, gönüllü olarak öğretmeye hazırdırlar.
Bir bilgenin bilgilerine ortak olabilmemiz için yalnızca şu alçakgönüllü davranışını yapmamız, bizim için yeterli olacaktır:
"Eğileceğiz ve İçeceğiz"…
Başarılı bir yöneticiye birgün, başarısının nedenini sormuştum.
Şöyle açıkladı bu nedeni:
"Birlikte çalıştığım her kişinin, elbette benden daha iyi bildiği konular vardır. Benim yaptığım, onları dikkatlice dinlemek ve bildiklerini kendilerinden öğrenmekten başka birşey değildir."
Bu başarılı yönetici, aslında çok başarılı bir "öğretici" idi de. Fakat onun asıl yaptığı iş, "öğrenici"likti. O, çalışma iş yerinizdeki "telefoncu bayan" ya da yerleri süpüren, masaların tozlarını alan temizlikçi, belki de yan komşunuzdur.
Onların sizden daha iyi bildikleri o kadar çok konu vardır ki… Onlarla o bilgilerini paylaşabilmeniz için yalnızca "eğilmeniz" ve "içmeniz" yeterli olacaktır.
"Keman çalmayı sonunda becerebildin galiba?" dedi. "Öğrenebilmek için ne kadar uğraştığını bilirim…"
Einstein başını iki yana salladı:
"Hayır dostum, hâlâ öğrenemedim doğru dürüst çalabilmeyi" dedi. "Keman öğretmenim bendeki sorunun, sayı sayabilmeyi bilmemek olduğunu söylüyor."
Matematik dâhisi Einstein, keman çalabilmeyi öğrenebilmesi için herşeyden önce, belirli bir tempoda sayı sayabilmeyi öğrenmesi gerektiğini biliyordu.
Bir yandan bu konudaki yeteneksizliğine gülerken, bir yandan da bir ilköğretim okulu öğrencisi gibi temrinler yaparak, sayı saymayı öğrenmeye başladı.
Bu yöntemi Einstein, daha sonra bir yaşam biçimi olarak benimsedi ve tüm yaşamı boyunca yeni birşeyler öğrenebilmek için hep, önce "aşağı lara eğilme" yöntemini uyguladı.
Gezilerimden birinde, kaldığım bir otelin girişinde bir "musluksuz çeşme" görmüştüm.
Çeşmenin üstünde, "Eğil ve İç" sözcükleri yazılıydı.
Su içmek isteyen bir kişi, bu musluksuz çeşmeye yaklaşıyor, hafifçe eğiliyor ve o anda birden otomatik olarak akmaya başlayan suya ağzını dayayarak, içebildiği kadar su içiyordu.
"Eğil ve İç".
Bu çeşmeyi ve üstündeki iki sözcüğü görür görmez, Einstein'ın bu konudaki yaşam ilkesini anımsadım.
Yalnızca susuzluğu gidermek için değil, bilgisizliği gidermek için de geçerli bir yöntemdi, "Eğil ve İç"…
Özellikle bilgi çeşmesi karşısında uygulanması gereken bir yöntemdi bu.
Albert Einstein gibi zeki ve bilge kişiler, ancak şu iki önemli noktanın ayırdına varabildikten sonra yeni bilgiler öğrenebileceklerini bilirler:
1) Bilmeleri gereken herşeyi henüz bilmiyorlardır.
2) Yeryüzünde kimi kişiler, bildiklerini başkalarıyla paylaşmaktan mutluluk duymaktadırlar ve isteyen kişilere bu bildiklerini, gönüllü olarak öğretmeye hazırdırlar.
Bir bilgenin bilgilerine ortak olabilmemiz için yalnızca şu alçakgönüllü davranışını yapmamız, bizim için yeterli olacaktır:
"Eğileceğiz ve İçeceğiz"…
Başarılı bir yöneticiye birgün, başarısının nedenini sormuştum.
Şöyle açıkladı bu nedeni:
"Birlikte çalıştığım her kişinin, elbette benden daha iyi bildiği konular vardır. Benim yaptığım, onları dikkatlice dinlemek ve bildiklerini kendilerinden öğrenmekten başka birşey değildir."
Bu başarılı yönetici, aslında çok başarılı bir "öğretici" idi de. Fakat onun asıl yaptığı iş, "öğrenici"likti. O, çalışma iş yerinizdeki "telefoncu bayan" ya da yerleri süpüren, masaların tozlarını alan temizlikçi, belki de yan komşunuzdur.
Onların sizden daha iyi bildikleri o kadar çok konu vardır ki… Onlarla o bilgilerini paylaşabilmeniz için yalnızca "eğilmeniz" ve "içmeniz" yeterli olacaktır.
