tacmahal
15-12-2007, 10:50
Kurban Bayramı
Bütün dünyanın yerine bir tek kişinin kurban olması kavramı Kurban Bayramı’nın özüdür. Ancak bu kavram Müslümanlar tarafından bilinmemektedir.
Özellikle Kurban bayramı yaklaştığı zaman; Kurban düşünceleri beni sarmaya başlar. Kurbansız bir kurban bayramını düşünemeyiz, değil mi? Acaba; "Kurban nedir?" diye kendinize hiç sordunuz mu?
Bu eylem kültürümüz içine nereden geldi ve ne zamandan beri uygulanmaktadır? Ben size, "Bu uygulama tarih boyunca çeşitli kültürlerde görülebilen bir ibadet şeklidir" desem şaşar mısınız? Şaşmayınız çünkü gerçekten insan yeryüzünde bulunalı kurban kesmiştir ve bunu dini bir tören şekli içinde uygulamıştır. Öyleyse kurbanın anlamı ve önemi nedir?
Günümüzde kurban, Allah’ın birliğine inanan ve dünya çapında tanınan Yahudi, Hıristiyan ve Müslüman dinlerine bağlı her bireyin temel inanç öğelerinden başta gelenidir. Bu konuda Yahudilerin inancını yakından incelersek, kurban kesme gereğinin insan günahına dayandığını göreceğiz.
Hıristiyanlara gelince onların kurban kesme uygulamaları yoktur, ama Yahudilerinkinden kaynaklanan kurban inançları vardır. Yahudiler, ’Fısıh’ denilen bir bayramlarında, günahların bağışlanması için kurban keserlerdi. Hıristiyanlar ise, Hz.İsa Mesih’in gelişiyle bu kurban uygulamasının sona erdiğini kabul ederler. Ayrıca Müslüman inancına baktığımızda görebiliriz ki kurban kesme eylemi bir din gereği olarak kabul edilir. Müslümanlıkta bu din gereği hala sürdürülmektedir.
Kurbanın kesilişinde en önemli etken, kesilen hayvanın eti ya da kemiği değil de onun akıtılan kandır.
Kan, ölüm kalım konusunda mecazi anlamlarla yüklü bir sözcüktür. Yalnız Türkçemizde değil, başka dillerde de ’kan’ sözcüğü yaşamı, canı betimler. Kurban kesildiğinde de bilmem farkına vardınız mı, kesilen hayvanın kanı son damlasına kadar akıtılır. Bunun simgesel bir anlamı olduğunu biliyor musunuz? Bunu açıklamadan önce kurbanı genel bir şekilde gözden geçirmek isterim.
İncil’de kurban hakkında yazılanları incelersek Kurbanın bir simge olduğunu göreceğiz. Ama neyi simgeler? Önce demiş olduğum gibi, günahların bağışını! Kurban edilen hayvanın kanı akıtılıyor ve bu kan sadece bir simge olarak günahlar için bir canın verilmesi gerektiğini simgeliyor. Şimdi önemli bir noktaya açıklık getirmek isterim: Mademki Kurban sadece bir simgedir, kurban kesmekle günahların bağışı sağlanamaz. Günahların bağışını sağlayan başka bir şeyi simgeler; ona işaret eder.
Simgeleri saymaya devam edelim. Yine simgesel şekilde, kurban edilecek hayvan kusursuz olmalıdır. Özellikle Kurban bayramında bu özellik kurbanlık hayvanda aranır. Kesilecek olan hayvanın sakat ya da hastalıklı olmaması gerekir, değil mi? Bu özellik nereden günümüze kadar geldi? Bir simge olarak hayvanın kusursuz olması gerekir, çünkü Kutsal Yazılara göre, insan günahının bağışlanabilmesi için ya günahlı kişinin kendisi ölüm cezasına çarptırılacak ya da onun yerine kusursuz bir can verilecektir.
Ne kadar özen göstersek bile hiçbir hayvan, hiçbir yaratık tam anlamıyla kusursuz olamaz. Aslında, tek kusursuz Kişi Allah’ın kendisidir. Kesilecek kurban kusursuz olmalı denildiğinde, o hayvanın bir gözle görülebilir sakatlığı, hastalığı ya da kusuru olmaması gerektiği anlaşılır. Bu da kurbanın simgelediği, işaret ettiği Kişinin, yani insanların günahı için bir kez kendisini kurban olarak sunmuş olan Mesih Hz. İsa’nın kusursuzluğunu gösterir.
Kusursuz kurban simgesi, Allah’tan gelen esinle eski zaman peygamberleri tarafından insanlığa duyurulmuştur. Hz.İbrahim peygamberin hayatına baktığımızda görüyoruz ki Hz. İbrahim, Tanrı’nın kendisine verdiği bir buyruğa uyarak biricik öz oğlunu kurban olarak sunmaya girişti.
Bir açıdan Allah bu eylemle Hz. İbrahim’in imanını deniyordu, ama daha önemli bir gerçeği de hem Hz. İbrahim’e hem de Hz. İbrahim’in gösterdiği iman yolunda yürüyecek olanlara duyuruyordu. Gerçek şudur: Hz. İbrahim can yürekten sevdiği biricik oğlunu kurban yoluyla Allah’a vermeye hazırdı. Rab Allah ise dünyadaki insanların tüm günahını kaldırmak için kendi özünden dünyaya gönderdiği biricik Mesih’ini verdi O’nu feda etti. Hz. İbrahim kendi özünden dünyaya gelen oğlunu feda etmeye hazırdı, ama aslında bunu yapmaya gerek kalmadı. Allah ise kendi özünü dünyaya insan bedeninde gönderdi.
Bu konuda Tanrı Sözü şöyle yazar:
"Hz. İsa görünmez Tanrı’nın görüntüsü, bütün yaradılışın ilk doğanıdır. Gökte ve yeryüzünde, görünen ve görünmeyen şeyler, gerek tahtlar, gerek egemenlikler, gerek yönetimler ve gerekse yetkiler, bütün şeyler Onda yaratıldı. Her şey Onun aracılığıyla ve Onun için yaratılmıştır. Her şeyden önce var olan kendisidir ve tüm varlıklar Onda uyum içindedir" (Koloseliler 1:15-17).
Hz. İbrahim oğlunu feda etme zorunda kalmadı çünkü Tanrı’nın meleği ona engel oldu. Hz. İbrahim’in hayatında gerçekleşen bu olay Hz. İbrahim den yüzlerce yıl sonra yer alacak olan çok daha önemli bir başka olayın gölgesiydi. Allah özünden gelen biricik Hz. İsa Mesih’in bizim günahlarımız için kurban edileceğine işaret ediyordu.
Bir canın başka bir can uğruna feda edilmesi yeni bir düşünce değildir. Kutsal Kitabı araştırırken gördüm ki ilk kurban Tanrı tarafından kesildi. Adem ile Havva, yani bizim atalarımız, günah işleyince birden çıplak olduklarını gördüler. İlginç olan şu ki günah işlemeden önce çıplak oldukları halde bunu fark etmemişler, önemsememişlerdi. Günah işledikten sonra Allah’ın bu durumu nasıl hallettiğini Kutsal Kitap şöyle açıklar:
"Rab Allah Adem ile karısı için deriden kaftan yaptı ve onlara giydirdi."
İşte bu sözde ilk kurbanın kesildiğini görürüz. Deriden kaftan yapılması için bir hayvan kesilmeliydi. Tanrı Adem ile Havva’nın fiziksel çıplaklığını değil de simgesel yönden onların günahını, ruhsal çıplaklıklarını örtmüştü. Yani hayvanın kesilmesi, yani kurban edilmesi insan günahının örtülmesi için yapılması gereken çok önemli bir şeye işaret ediyordu. Bir canın kurtulması için başka bir can verilmeliydi.
Günahların örtülmesi için kesilen kurbanlar daha sonra Hz. İbrahim oğulları arasında sürekli biçimde uygulan ve tanrı tarafından onaylanan bir dini tören haline geldi. Hz. İbrahim oğulları kırk yıllık bir süre içinde çölde dolaşırken, ’Rabbin Çadırı’ denilen bir çadırda Allah’a tapınırlardı.
Çadırın şekli, içindeki odalar ve eşyalar hep Allah’ın verdiği talimata göre yapılmıştı. Allah’ın sözüne göre bu Çadır, gökte, Cennette olan gerçek Tapınağın bir örneğiydi. Çadırın içinde bulunan her şey, kesilen kurbanların kanıyla serpilip simgesel biçimde temizlenirdi. Sonra yılda bir kez, baş kahin hem kendisi hem de temsil ettiği insanlar için bir kurban kesip çadırın ’En Kutsal Yer’i diye bilinen yere girer, orada günahların örtülmesi için dua ederdi. İşte tüm bu uygulamalarda yine kurbanın günahları örtmek amacıyla kesildiğini görüyoruz.
Şimdi bizim bildiğimiz kurbana dönelim. Bizde kurban, dinin buyruklarından birini ya da bir adağı yerine getirmek için kesilir. Ama Türk Dil Kurumu, kurbanın mecazi anlamını şöyle açıklar: "Bir ülkü uğruna feda edilen ya da kendisini feda eden kimse."
Şimdi düşünelim, insanın günahlarını örtmek yüce bir amaç sayılmaz mı? Diyelim ki bir kişi günahlarımız uğruna ölür de onun ölümüyle tüm günahlarımız ortadan tümüyle kalkar. O zaman o kişinin ölümü değerli olmaz mı? Olur elbet! Böyle bir şey oldu mu? Evet, gerçekten olmuştur. Allah özünden dünyamıza gelip insan bedeni alan, günahsız kusursuz doğup tümüyle kusursuz yaşayan Hz. İsa Mesih bizim yerimize kendi canını verdi, onu feda etti. Yani bizler için kurban oldu.
Değerli kardeşim, Hz. İsa Mesih bizim için kurban oldu demekte ne anlam olabilir? Onun ölmesine gerek var mıydı? Her koyun kendi bacağından asılmaz mı? Öyleyse bir adamın ölümüyle başka bir kişi nasıl günahlarına bağış bulabilir? Buna benzer bir sürü soru şu anda kafanızı yormaktadır herhalde.
Önce şunu söylemeliyim ki Hz. İsa, Musa’nın yaptığı gibi yapmadı. İnsanlara yeni bir Şeriat, ya da yeni din kuralları getirmedi. Tam tersine, çarmıh üzerinde ölürken, Hz. Musa aracılığıyla verilen Şeriatın gereklerini kendi şahsında yerine getirip Allah’ın yüce merhametini, sevgisini ve adaletini çarmıh üzerinde açıkladı.
Allah’ın adaleti yerine geldi çünkü bize yaraşan günah cezasını kendi özünden insan bedeninde gönderdiği Mesih Hz. İsa’nın üzerine yükledi. Allah için acısız, duygusuz bir iş değildi bu. Her zaman özünde bulunan, aralarında sonsuzluk boyunca ayrılık olmayan biricik Mesih’ini bizim yüzümüzden ezdi. Bize yaraşan ceza Ona verildi. Biz, günahlarımızdan dolayı sonsuza dek Allah’tan ayrı kalmaya mahkûmken çarmıh üzerinde Mesih, özde kendisiyle bir olan Baba Tanrı’dan ayrı kaldı.
Bu ayrılık belki de acıların acısıydı. Hz. İbrahim Moriya dağında biricik öz oğlunu kurban etmeye hazırlanırken çektiği acılar, Allah’ın çarmıh üzerinde Mesihine çektirdiği acıların ancak silik bir gölgesiydi. Tabii ki bizim kurtuluşumuz için Allah’ın, Hz. İsa’yı ölüme verdiğini ve bu şekilde en derin acıları bizim uğrumuza tattığını düşünemeyiz. Böyle bir işe kimin aklı erebilir? Ama insan bunu anlayamıyor diye Allah’a bir sorun mu olmalı? Hz. Hz. İsa’nın çarmıh üzerinde bizim günahlarımız için kurban oluşu ezelden Allah katında kararlaştırılmıştı. Anlamamıza gerek var mı? Allah diyor:
"Benim düşüncelerim sizin düşünceleriniz değil, sizin yollarınız benim yollarım değil. Çünkü gökler nasıl yerden yüksek ise, yollarım sizin yollarınızdan ve düşüncelerim sizin düşüncelerinizden öyle yüksektir" (Yeşaya 55:8,9).
Sevgili arkadaş, Hz. İbrahim ile Mesih olayına inanıyor musun? Bu iki olay birbirine bağlıdır. İlk olay, fiziksel alanda yer aldı, ama ruhsal gerçeklere ışık tutuyor. "İbrahim’in öz oğlunu kurban etmeye giriştiği olaya inanıyorum, ama Hz. İsa’nın çarmıh üzerinde kurban edildiğine inanamam" diyemezsiniz. Çünkü İbrahim olayı kesin bir simgeyle Hz. İsa Mesih’e işaret eder. Böyle olmasaydı İbrahim’in kendi öz oğlunu kurban etmesi için Tanrı’dan aldığı buyruk ne anlamda olabilir? Kutsal Kitabı baştan sona okuyunuz. Tüm kutsal yazılarda buna benzer, olağanüstü bir Allah buyruğu yoktur. Allah bunu sadece Hz. İbrahim için mi yoksa bütün insanlar için mi yaptı? Bütün insanlık için yaptığına inanmalıyız. Durum böyleyse şimdi daha önemli bir soruyla karşılaşıyoruz:
Mademki İsa Mesih, son kurban olarak sunuldu ve Ondan önceki kurbanlar o son kurbanı işaret ediyordu, ülkemizde neden hala kurban kesilmektedir? Belki bazıları, ;Hz. İbrahim’in Allah için yaptığını anmak, hatırlatmak için diyecek. Gerçi bu önemli olayı anmak ve üzerinde düşünmek iyi bir şeydir.
Aslında bu olay sonsuzluklar boyunca anılacaktır, ama sadece anılmakla kalmamalıdır. Hz. İbrahim’in kurbanı, Hz. İsa’nın dünyaya geleceğini belirtiyordu. O zaman kurban, dikkatimizi Hz. İbrahim’e değil, Hz. İsa’nın kendisine çekmeli. Hz. İsa’ya bakarsak Onda günahların bağışını göreceğiz. Senin günahların kesinlikle bağışlandı mı değerli kardeşim? Eğer Hz. İsa Mesih’in akıttığı kana sığınmamışsan günahlarına bağış bulamazsın. Hz. İbrahim, öz oğlunu sunak üzerine yatırırken Hz. İsa’nın çarmıh üzerinde gerçekleştirdiği günah bağışına işaret ediyordu. Hz. İsa yeryüzüne gelinceye dek günahların örtülmesi için kurban kesildi.
Ama hayvanların kanı günahı ortadan kaldıramazdı. O eski dönemin kurbanları sadece son ve tek etkin kurbana işaret ediyordu. Bir açıdan bu gün ülkemizde kesilen kurbanlar bile günümüzden yaklaşık iki bin yıl önce yer alan çarmıh olayını hatırlatır.
Kurban, Allah ile insan arasındaki Yeni Antlaşmanın mührüdür. Eski Antlaşma Şeriata dayanır. Şeriata göre Allah ile diri bir bağlantımız olacaksa Onun evrensel yaşam kurallarını tümüyle, hayatımız boyunca harfi harfine yerine getirmeliyiz.
Ama Allah da biliyor ki hiç bir insan Allah’ın tüm şeriatını yerine getiremez. Şeriat, bizim ne kadar günahlı olduğumuzu göstermek için verilmiştir. Durum böyle olmasaydı, yani bir insan tüm şeriata uyarak Allah’ın beğenisini kazanabilseydi, Hz. İsa Mesih’in çarmıh üzerinde ölmesine gerek kalmazdı.
Ne var ki Allah kendi sonsuz ve şaşmaz hikmetine göre Hz. İsa’nın bizim yerimize kurban edilmesini gerekli gördü. Rab hikmetli değil mi? Biz Ondan daha mı akıllıyız ki, "Hayır efendim, bir kişi başkası için ölemez" diye tutturmuş gidiyoruz? Hz. İsa Mesih’in günahlarımız için kurban olacağı birçok peygamber aracılığıyla bildirildi. Bunlar arasında Yeşaya belki de önde gelenidir. İman gözüyle ileriyi görerek ve Kutsal Ruh’un verdiği esinle Hz. İsa’dan yaklaşık 700 yıl önce şöyle yazdı Yeşaya:
"O günahlarımız nedeniyle yaralandı, kötülüklerimiz yüzünden berelendi. Barışımız için gereken ceza Onun üzerine yükletildi ve Onun yaralarıyla biz şifa bulduk. Hepimiz koyunların yaptığı gibi yolu şaşırdık. Her birimiz kendi yolunu tuttu. Ama Rab hepimizin kötülüğünü Onun üstüne koydu" (Yeşaya 64:4).
Bundan daha açık söz olamaz herhalde. "Barışımız için gereken ceza Onun üzerine yükletildi," diye yazan Yeşaya, senin benim günahlı durumumuzu dile getiriyordu. Herkes gibi sen de günahlısın kardeşim ve günahlarının gerektirdiği bir ceza vardır. Bu ceza sonsuz ölüm cezasıdır. Bu ölüm cezası verilmeden senin ile Allah arasında barış olamaz. İşte Sonsuz Kurban Hz. İsa Mesih; Barışın için gereken cezayı yüklendi.
Bu günlerde kesilen hayvanlara bakarken, kurban bayramını kutlarken Rab Allahın senin için neler yaptığını hatırlarsan iyi olur. Allah hemen hemen her dinde bu kurban işaretini bıraktı. Neden? Çünkü sonsuz sevgisinden dolayı insanların günahının Hz. İsa Mesih’te bağışlandığını herkese bildirmek ister. Sen bu konuda ne yapacaksın, kardeşim?
Kurban Bayramındda Dikkat Edilmesi Gerekenler.
İslam’da kurbanın mahiyeti ve anlamıMali bir ibadet olan kurbanda ibadete mahsus yönler de bulunmakla birlikte fert ve toplum yararı daha ön plandadır. Kurbanı derisi ve eti için hayvan kesiminden ayıran temel fark onun Allah’ın rızasını kazanma ve isteğine boyun eğme gayesiyle kesilmiş olmasıdır.
İbadetin özünü teşkil eden bu gaye ancak kurban kesmeyle ilgili dini esaslara uyulduğunda gerçekleşmiş olur. Bu yönüyle kurban ibadetinin özü ve biçimselliği dini bildirime dayanır. Kesilen kurbanın etinin yenmesi, derisi ve diğer parçalarından azami ölçüde yararlanılması ibadetin özüyle alakalı bir gereklilik olmayıp ikinci derecede yararlar, ibadetin dünyevi boyutu ve anlamı olarak görülebilir.
Klasik doktrinde kurban ibadetinin rüknünün kan alıtma olarak belirlenmesi de mücerret bir itlaf işlemi değil, bu ibadette deruni bir hal alan kulluk bilinç ve iradesini temsil eden ve yükümlülüğün en alt sınırında bulunan objektif bir işlemin kriter olarak seçilmesi anlamını taşımaktadır.
Yükümlülük şartlarıBir kimsenin kurban kesmekle yükümlü olabilmesi için Müslüman, ergen, mukim ve zengin olması şartları birlikte aranır.
Hanefi mezhebine göre kurban kesmeyi vacip kılan zenginliğin ölçüsü zekat ve fıtır sadakasında aranan zenginlik ölçüsüyle aynı olup, kişinin borçları ve asli ihtiyaçları dışında 85 gram (20 miskal) altın ya da buna denk bir paraya veya mala sahip olmasıdır.
Dini hükmüKurbanın meşruiyetinde müslümanların ittifakı bulunmakla birlikte dini hükmü fakihler arasında tartışmalıdır. Hanefiler Kur’an’da Hz. Peygamber’e hitaben,
"Rabbin için namaz kıl, kurban kes (el kevser 108/2)" buyrulmasının ümmeti de kapsadığı ve gereklilik bildirdiği görüşündedir. Ayrıca Hz. Peygamberin birçok hadisinde de hali vakti yerinde olanların kurban kesmeleri emredilmiş veya tavsiye edilmiş hatta,
"Kim imkanı olduğu halde kurban kesmezse mescidimize yaklaşmasın" "Ey insanlar, her sene her ev halkına kurban kesmek vaciptir"gibi ifadelerle gerekliliği vurgulanmıştır. Öte yandan kurban kesmeyi Hz. Peygamber hiç terketmemiştir. Bu ve benzeri delillerden hareket eden fakihler gerekli şartları taşıyanların kurban bayramında kurban kesmelerini vacip görmüşlerdir.
Geçerlilik şartları
1 Dinen kurban olarak kesilmesi kabul edilen hayvan türleri koyun, keçi, sığır, manda ve devedir. Hayvanların erkek ya da dişi olması arasında fark yoktur. Ancak koyunun erkeğinin diğerlerinin ise dişisinin kesilmesi daha faziletli görüşmüştür. Koyun ve keçi bir kişi için deve sığır ve manda ise yedi kişiyi aşmamak üzere ortaklaşa kurban olarak kesilebilir.
2 Koyun ve keçi cinsinden hayvanlar 1 yaşını doldurduktan sonra kurban edilebilir. Sığır ve manda cinsinden hayvanlar 2 yaşını, deve ise 5 yaşını doldurduktan sonra kurban edilebilir. Kurban edilecek hayvanın gözle görülür bir noksanının bulunmaması gerekir. Sağlıklı, organlarının tamam ve besili olması, hem ibadetiin gaye ve mahiyetine hem de sağlık kurallarına uygun düşer.
3 Kurbanlık hayvanın kesenin mülkiyeti altında olması ve kesenin böyle bir tasarrufa yetkisinin bulunması gerekir. Hayvanın vadeli olarak satın alınması veya hibe yoluyla elde edilmesi önemli değildir.
4 Kurbanın sahih olabilmesi için belirlenmiş vakit içinde kesilmesi gerekir. Kurban kurban bayramının "eyyam-ı nahr" denilen ilk 3 günü yani Zilhicce ayının 10-11-12inci günleri, bayram namazının kılınmasından üçüncü günün akşamına kadarki süre zarfında kesilebilir. Kurbanın ibadet niyetiyle kesilmesi şarttır. Esasen kurbanı diğer hayvan kesimlerinden de ayıran budur. Niyette asıl olan kalbin niyetidir; dil ile açıkça söylenmesi gerekmez.
Bütün dünyanın yerine bir tek kişinin kurban olması kavramı Kurban Bayramı’nın özüdür. Ancak bu kavram Müslümanlar tarafından bilinmemektedir.
Özellikle Kurban bayramı yaklaştığı zaman; Kurban düşünceleri beni sarmaya başlar. Kurbansız bir kurban bayramını düşünemeyiz, değil mi? Acaba; "Kurban nedir?" diye kendinize hiç sordunuz mu?
Bu eylem kültürümüz içine nereden geldi ve ne zamandan beri uygulanmaktadır? Ben size, "Bu uygulama tarih boyunca çeşitli kültürlerde görülebilen bir ibadet şeklidir" desem şaşar mısınız? Şaşmayınız çünkü gerçekten insan yeryüzünde bulunalı kurban kesmiştir ve bunu dini bir tören şekli içinde uygulamıştır. Öyleyse kurbanın anlamı ve önemi nedir?
Günümüzde kurban, Allah’ın birliğine inanan ve dünya çapında tanınan Yahudi, Hıristiyan ve Müslüman dinlerine bağlı her bireyin temel inanç öğelerinden başta gelenidir. Bu konuda Yahudilerin inancını yakından incelersek, kurban kesme gereğinin insan günahına dayandığını göreceğiz.
Hıristiyanlara gelince onların kurban kesme uygulamaları yoktur, ama Yahudilerinkinden kaynaklanan kurban inançları vardır. Yahudiler, ’Fısıh’ denilen bir bayramlarında, günahların bağışlanması için kurban keserlerdi. Hıristiyanlar ise, Hz.İsa Mesih’in gelişiyle bu kurban uygulamasının sona erdiğini kabul ederler. Ayrıca Müslüman inancına baktığımızda görebiliriz ki kurban kesme eylemi bir din gereği olarak kabul edilir. Müslümanlıkta bu din gereği hala sürdürülmektedir.
Kurbanın kesilişinde en önemli etken, kesilen hayvanın eti ya da kemiği değil de onun akıtılan kandır.
Kan, ölüm kalım konusunda mecazi anlamlarla yüklü bir sözcüktür. Yalnız Türkçemizde değil, başka dillerde de ’kan’ sözcüğü yaşamı, canı betimler. Kurban kesildiğinde de bilmem farkına vardınız mı, kesilen hayvanın kanı son damlasına kadar akıtılır. Bunun simgesel bir anlamı olduğunu biliyor musunuz? Bunu açıklamadan önce kurbanı genel bir şekilde gözden geçirmek isterim.
İncil’de kurban hakkında yazılanları incelersek Kurbanın bir simge olduğunu göreceğiz. Ama neyi simgeler? Önce demiş olduğum gibi, günahların bağışını! Kurban edilen hayvanın kanı akıtılıyor ve bu kan sadece bir simge olarak günahlar için bir canın verilmesi gerektiğini simgeliyor. Şimdi önemli bir noktaya açıklık getirmek isterim: Mademki Kurban sadece bir simgedir, kurban kesmekle günahların bağışı sağlanamaz. Günahların bağışını sağlayan başka bir şeyi simgeler; ona işaret eder.
Simgeleri saymaya devam edelim. Yine simgesel şekilde, kurban edilecek hayvan kusursuz olmalıdır. Özellikle Kurban bayramında bu özellik kurbanlık hayvanda aranır. Kesilecek olan hayvanın sakat ya da hastalıklı olmaması gerekir, değil mi? Bu özellik nereden günümüze kadar geldi? Bir simge olarak hayvanın kusursuz olması gerekir, çünkü Kutsal Yazılara göre, insan günahının bağışlanabilmesi için ya günahlı kişinin kendisi ölüm cezasına çarptırılacak ya da onun yerine kusursuz bir can verilecektir.
Ne kadar özen göstersek bile hiçbir hayvan, hiçbir yaratık tam anlamıyla kusursuz olamaz. Aslında, tek kusursuz Kişi Allah’ın kendisidir. Kesilecek kurban kusursuz olmalı denildiğinde, o hayvanın bir gözle görülebilir sakatlığı, hastalığı ya da kusuru olmaması gerektiği anlaşılır. Bu da kurbanın simgelediği, işaret ettiği Kişinin, yani insanların günahı için bir kez kendisini kurban olarak sunmuş olan Mesih Hz. İsa’nın kusursuzluğunu gösterir.
Kusursuz kurban simgesi, Allah’tan gelen esinle eski zaman peygamberleri tarafından insanlığa duyurulmuştur. Hz.İbrahim peygamberin hayatına baktığımızda görüyoruz ki Hz. İbrahim, Tanrı’nın kendisine verdiği bir buyruğa uyarak biricik öz oğlunu kurban olarak sunmaya girişti.
Bir açıdan Allah bu eylemle Hz. İbrahim’in imanını deniyordu, ama daha önemli bir gerçeği de hem Hz. İbrahim’e hem de Hz. İbrahim’in gösterdiği iman yolunda yürüyecek olanlara duyuruyordu. Gerçek şudur: Hz. İbrahim can yürekten sevdiği biricik oğlunu kurban yoluyla Allah’a vermeye hazırdı. Rab Allah ise dünyadaki insanların tüm günahını kaldırmak için kendi özünden dünyaya gönderdiği biricik Mesih’ini verdi O’nu feda etti. Hz. İbrahim kendi özünden dünyaya gelen oğlunu feda etmeye hazırdı, ama aslında bunu yapmaya gerek kalmadı. Allah ise kendi özünü dünyaya insan bedeninde gönderdi.
Bu konuda Tanrı Sözü şöyle yazar:
"Hz. İsa görünmez Tanrı’nın görüntüsü, bütün yaradılışın ilk doğanıdır. Gökte ve yeryüzünde, görünen ve görünmeyen şeyler, gerek tahtlar, gerek egemenlikler, gerek yönetimler ve gerekse yetkiler, bütün şeyler Onda yaratıldı. Her şey Onun aracılığıyla ve Onun için yaratılmıştır. Her şeyden önce var olan kendisidir ve tüm varlıklar Onda uyum içindedir" (Koloseliler 1:15-17).
Hz. İbrahim oğlunu feda etme zorunda kalmadı çünkü Tanrı’nın meleği ona engel oldu. Hz. İbrahim’in hayatında gerçekleşen bu olay Hz. İbrahim den yüzlerce yıl sonra yer alacak olan çok daha önemli bir başka olayın gölgesiydi. Allah özünden gelen biricik Hz. İsa Mesih’in bizim günahlarımız için kurban edileceğine işaret ediyordu.
Bir canın başka bir can uğruna feda edilmesi yeni bir düşünce değildir. Kutsal Kitabı araştırırken gördüm ki ilk kurban Tanrı tarafından kesildi. Adem ile Havva, yani bizim atalarımız, günah işleyince birden çıplak olduklarını gördüler. İlginç olan şu ki günah işlemeden önce çıplak oldukları halde bunu fark etmemişler, önemsememişlerdi. Günah işledikten sonra Allah’ın bu durumu nasıl hallettiğini Kutsal Kitap şöyle açıklar:
"Rab Allah Adem ile karısı için deriden kaftan yaptı ve onlara giydirdi."
İşte bu sözde ilk kurbanın kesildiğini görürüz. Deriden kaftan yapılması için bir hayvan kesilmeliydi. Tanrı Adem ile Havva’nın fiziksel çıplaklığını değil de simgesel yönden onların günahını, ruhsal çıplaklıklarını örtmüştü. Yani hayvanın kesilmesi, yani kurban edilmesi insan günahının örtülmesi için yapılması gereken çok önemli bir şeye işaret ediyordu. Bir canın kurtulması için başka bir can verilmeliydi.
Günahların örtülmesi için kesilen kurbanlar daha sonra Hz. İbrahim oğulları arasında sürekli biçimde uygulan ve tanrı tarafından onaylanan bir dini tören haline geldi. Hz. İbrahim oğulları kırk yıllık bir süre içinde çölde dolaşırken, ’Rabbin Çadırı’ denilen bir çadırda Allah’a tapınırlardı.
Çadırın şekli, içindeki odalar ve eşyalar hep Allah’ın verdiği talimata göre yapılmıştı. Allah’ın sözüne göre bu Çadır, gökte, Cennette olan gerçek Tapınağın bir örneğiydi. Çadırın içinde bulunan her şey, kesilen kurbanların kanıyla serpilip simgesel biçimde temizlenirdi. Sonra yılda bir kez, baş kahin hem kendisi hem de temsil ettiği insanlar için bir kurban kesip çadırın ’En Kutsal Yer’i diye bilinen yere girer, orada günahların örtülmesi için dua ederdi. İşte tüm bu uygulamalarda yine kurbanın günahları örtmek amacıyla kesildiğini görüyoruz.
Şimdi bizim bildiğimiz kurbana dönelim. Bizde kurban, dinin buyruklarından birini ya da bir adağı yerine getirmek için kesilir. Ama Türk Dil Kurumu, kurbanın mecazi anlamını şöyle açıklar: "Bir ülkü uğruna feda edilen ya da kendisini feda eden kimse."
Şimdi düşünelim, insanın günahlarını örtmek yüce bir amaç sayılmaz mı? Diyelim ki bir kişi günahlarımız uğruna ölür de onun ölümüyle tüm günahlarımız ortadan tümüyle kalkar. O zaman o kişinin ölümü değerli olmaz mı? Olur elbet! Böyle bir şey oldu mu? Evet, gerçekten olmuştur. Allah özünden dünyamıza gelip insan bedeni alan, günahsız kusursuz doğup tümüyle kusursuz yaşayan Hz. İsa Mesih bizim yerimize kendi canını verdi, onu feda etti. Yani bizler için kurban oldu.
Değerli kardeşim, Hz. İsa Mesih bizim için kurban oldu demekte ne anlam olabilir? Onun ölmesine gerek var mıydı? Her koyun kendi bacağından asılmaz mı? Öyleyse bir adamın ölümüyle başka bir kişi nasıl günahlarına bağış bulabilir? Buna benzer bir sürü soru şu anda kafanızı yormaktadır herhalde.
Önce şunu söylemeliyim ki Hz. İsa, Musa’nın yaptığı gibi yapmadı. İnsanlara yeni bir Şeriat, ya da yeni din kuralları getirmedi. Tam tersine, çarmıh üzerinde ölürken, Hz. Musa aracılığıyla verilen Şeriatın gereklerini kendi şahsında yerine getirip Allah’ın yüce merhametini, sevgisini ve adaletini çarmıh üzerinde açıkladı.
Allah’ın adaleti yerine geldi çünkü bize yaraşan günah cezasını kendi özünden insan bedeninde gönderdiği Mesih Hz. İsa’nın üzerine yükledi. Allah için acısız, duygusuz bir iş değildi bu. Her zaman özünde bulunan, aralarında sonsuzluk boyunca ayrılık olmayan biricik Mesih’ini bizim yüzümüzden ezdi. Bize yaraşan ceza Ona verildi. Biz, günahlarımızdan dolayı sonsuza dek Allah’tan ayrı kalmaya mahkûmken çarmıh üzerinde Mesih, özde kendisiyle bir olan Baba Tanrı’dan ayrı kaldı.
Bu ayrılık belki de acıların acısıydı. Hz. İbrahim Moriya dağında biricik öz oğlunu kurban etmeye hazırlanırken çektiği acılar, Allah’ın çarmıh üzerinde Mesihine çektirdiği acıların ancak silik bir gölgesiydi. Tabii ki bizim kurtuluşumuz için Allah’ın, Hz. İsa’yı ölüme verdiğini ve bu şekilde en derin acıları bizim uğrumuza tattığını düşünemeyiz. Böyle bir işe kimin aklı erebilir? Ama insan bunu anlayamıyor diye Allah’a bir sorun mu olmalı? Hz. Hz. İsa’nın çarmıh üzerinde bizim günahlarımız için kurban oluşu ezelden Allah katında kararlaştırılmıştı. Anlamamıza gerek var mı? Allah diyor:
"Benim düşüncelerim sizin düşünceleriniz değil, sizin yollarınız benim yollarım değil. Çünkü gökler nasıl yerden yüksek ise, yollarım sizin yollarınızdan ve düşüncelerim sizin düşüncelerinizden öyle yüksektir" (Yeşaya 55:8,9).
Sevgili arkadaş, Hz. İbrahim ile Mesih olayına inanıyor musun? Bu iki olay birbirine bağlıdır. İlk olay, fiziksel alanda yer aldı, ama ruhsal gerçeklere ışık tutuyor. "İbrahim’in öz oğlunu kurban etmeye giriştiği olaya inanıyorum, ama Hz. İsa’nın çarmıh üzerinde kurban edildiğine inanamam" diyemezsiniz. Çünkü İbrahim olayı kesin bir simgeyle Hz. İsa Mesih’e işaret eder. Böyle olmasaydı İbrahim’in kendi öz oğlunu kurban etmesi için Tanrı’dan aldığı buyruk ne anlamda olabilir? Kutsal Kitabı baştan sona okuyunuz. Tüm kutsal yazılarda buna benzer, olağanüstü bir Allah buyruğu yoktur. Allah bunu sadece Hz. İbrahim için mi yoksa bütün insanlar için mi yaptı? Bütün insanlık için yaptığına inanmalıyız. Durum böyleyse şimdi daha önemli bir soruyla karşılaşıyoruz:
Mademki İsa Mesih, son kurban olarak sunuldu ve Ondan önceki kurbanlar o son kurbanı işaret ediyordu, ülkemizde neden hala kurban kesilmektedir? Belki bazıları, ;Hz. İbrahim’in Allah için yaptığını anmak, hatırlatmak için diyecek. Gerçi bu önemli olayı anmak ve üzerinde düşünmek iyi bir şeydir.
Aslında bu olay sonsuzluklar boyunca anılacaktır, ama sadece anılmakla kalmamalıdır. Hz. İbrahim’in kurbanı, Hz. İsa’nın dünyaya geleceğini belirtiyordu. O zaman kurban, dikkatimizi Hz. İbrahim’e değil, Hz. İsa’nın kendisine çekmeli. Hz. İsa’ya bakarsak Onda günahların bağışını göreceğiz. Senin günahların kesinlikle bağışlandı mı değerli kardeşim? Eğer Hz. İsa Mesih’in akıttığı kana sığınmamışsan günahlarına bağış bulamazsın. Hz. İbrahim, öz oğlunu sunak üzerine yatırırken Hz. İsa’nın çarmıh üzerinde gerçekleştirdiği günah bağışına işaret ediyordu. Hz. İsa yeryüzüne gelinceye dek günahların örtülmesi için kurban kesildi.
Ama hayvanların kanı günahı ortadan kaldıramazdı. O eski dönemin kurbanları sadece son ve tek etkin kurbana işaret ediyordu. Bir açıdan bu gün ülkemizde kesilen kurbanlar bile günümüzden yaklaşık iki bin yıl önce yer alan çarmıh olayını hatırlatır.
Kurban, Allah ile insan arasındaki Yeni Antlaşmanın mührüdür. Eski Antlaşma Şeriata dayanır. Şeriata göre Allah ile diri bir bağlantımız olacaksa Onun evrensel yaşam kurallarını tümüyle, hayatımız boyunca harfi harfine yerine getirmeliyiz.
Ama Allah da biliyor ki hiç bir insan Allah’ın tüm şeriatını yerine getiremez. Şeriat, bizim ne kadar günahlı olduğumuzu göstermek için verilmiştir. Durum böyle olmasaydı, yani bir insan tüm şeriata uyarak Allah’ın beğenisini kazanabilseydi, Hz. İsa Mesih’in çarmıh üzerinde ölmesine gerek kalmazdı.
Ne var ki Allah kendi sonsuz ve şaşmaz hikmetine göre Hz. İsa’nın bizim yerimize kurban edilmesini gerekli gördü. Rab hikmetli değil mi? Biz Ondan daha mı akıllıyız ki, "Hayır efendim, bir kişi başkası için ölemez" diye tutturmuş gidiyoruz? Hz. İsa Mesih’in günahlarımız için kurban olacağı birçok peygamber aracılığıyla bildirildi. Bunlar arasında Yeşaya belki de önde gelenidir. İman gözüyle ileriyi görerek ve Kutsal Ruh’un verdiği esinle Hz. İsa’dan yaklaşık 700 yıl önce şöyle yazdı Yeşaya:
"O günahlarımız nedeniyle yaralandı, kötülüklerimiz yüzünden berelendi. Barışımız için gereken ceza Onun üzerine yükletildi ve Onun yaralarıyla biz şifa bulduk. Hepimiz koyunların yaptığı gibi yolu şaşırdık. Her birimiz kendi yolunu tuttu. Ama Rab hepimizin kötülüğünü Onun üstüne koydu" (Yeşaya 64:4).
Bundan daha açık söz olamaz herhalde. "Barışımız için gereken ceza Onun üzerine yükletildi," diye yazan Yeşaya, senin benim günahlı durumumuzu dile getiriyordu. Herkes gibi sen de günahlısın kardeşim ve günahlarının gerektirdiği bir ceza vardır. Bu ceza sonsuz ölüm cezasıdır. Bu ölüm cezası verilmeden senin ile Allah arasında barış olamaz. İşte Sonsuz Kurban Hz. İsa Mesih; Barışın için gereken cezayı yüklendi.
Bu günlerde kesilen hayvanlara bakarken, kurban bayramını kutlarken Rab Allahın senin için neler yaptığını hatırlarsan iyi olur. Allah hemen hemen her dinde bu kurban işaretini bıraktı. Neden? Çünkü sonsuz sevgisinden dolayı insanların günahının Hz. İsa Mesih’te bağışlandığını herkese bildirmek ister. Sen bu konuda ne yapacaksın, kardeşim?
Kurban Bayramındda Dikkat Edilmesi Gerekenler.
İslam’da kurbanın mahiyeti ve anlamıMali bir ibadet olan kurbanda ibadete mahsus yönler de bulunmakla birlikte fert ve toplum yararı daha ön plandadır. Kurbanı derisi ve eti için hayvan kesiminden ayıran temel fark onun Allah’ın rızasını kazanma ve isteğine boyun eğme gayesiyle kesilmiş olmasıdır.
İbadetin özünü teşkil eden bu gaye ancak kurban kesmeyle ilgili dini esaslara uyulduğunda gerçekleşmiş olur. Bu yönüyle kurban ibadetinin özü ve biçimselliği dini bildirime dayanır. Kesilen kurbanın etinin yenmesi, derisi ve diğer parçalarından azami ölçüde yararlanılması ibadetin özüyle alakalı bir gereklilik olmayıp ikinci derecede yararlar, ibadetin dünyevi boyutu ve anlamı olarak görülebilir.
Klasik doktrinde kurban ibadetinin rüknünün kan alıtma olarak belirlenmesi de mücerret bir itlaf işlemi değil, bu ibadette deruni bir hal alan kulluk bilinç ve iradesini temsil eden ve yükümlülüğün en alt sınırında bulunan objektif bir işlemin kriter olarak seçilmesi anlamını taşımaktadır.
Yükümlülük şartlarıBir kimsenin kurban kesmekle yükümlü olabilmesi için Müslüman, ergen, mukim ve zengin olması şartları birlikte aranır.
Hanefi mezhebine göre kurban kesmeyi vacip kılan zenginliğin ölçüsü zekat ve fıtır sadakasında aranan zenginlik ölçüsüyle aynı olup, kişinin borçları ve asli ihtiyaçları dışında 85 gram (20 miskal) altın ya da buna denk bir paraya veya mala sahip olmasıdır.
Dini hükmüKurbanın meşruiyetinde müslümanların ittifakı bulunmakla birlikte dini hükmü fakihler arasında tartışmalıdır. Hanefiler Kur’an’da Hz. Peygamber’e hitaben,
"Rabbin için namaz kıl, kurban kes (el kevser 108/2)" buyrulmasının ümmeti de kapsadığı ve gereklilik bildirdiği görüşündedir. Ayrıca Hz. Peygamberin birçok hadisinde de hali vakti yerinde olanların kurban kesmeleri emredilmiş veya tavsiye edilmiş hatta,
"Kim imkanı olduğu halde kurban kesmezse mescidimize yaklaşmasın" "Ey insanlar, her sene her ev halkına kurban kesmek vaciptir"gibi ifadelerle gerekliliği vurgulanmıştır. Öte yandan kurban kesmeyi Hz. Peygamber hiç terketmemiştir. Bu ve benzeri delillerden hareket eden fakihler gerekli şartları taşıyanların kurban bayramında kurban kesmelerini vacip görmüşlerdir.
Geçerlilik şartları
1 Dinen kurban olarak kesilmesi kabul edilen hayvan türleri koyun, keçi, sığır, manda ve devedir. Hayvanların erkek ya da dişi olması arasında fark yoktur. Ancak koyunun erkeğinin diğerlerinin ise dişisinin kesilmesi daha faziletli görüşmüştür. Koyun ve keçi bir kişi için deve sığır ve manda ise yedi kişiyi aşmamak üzere ortaklaşa kurban olarak kesilebilir.
2 Koyun ve keçi cinsinden hayvanlar 1 yaşını doldurduktan sonra kurban edilebilir. Sığır ve manda cinsinden hayvanlar 2 yaşını, deve ise 5 yaşını doldurduktan sonra kurban edilebilir. Kurban edilecek hayvanın gözle görülür bir noksanının bulunmaması gerekir. Sağlıklı, organlarının tamam ve besili olması, hem ibadetiin gaye ve mahiyetine hem de sağlık kurallarına uygun düşer.
3 Kurbanlık hayvanın kesenin mülkiyeti altında olması ve kesenin böyle bir tasarrufa yetkisinin bulunması gerekir. Hayvanın vadeli olarak satın alınması veya hibe yoluyla elde edilmesi önemli değildir.
4 Kurbanın sahih olabilmesi için belirlenmiş vakit içinde kesilmesi gerekir. Kurban kurban bayramının "eyyam-ı nahr" denilen ilk 3 günü yani Zilhicce ayının 10-11-12inci günleri, bayram namazının kılınmasından üçüncü günün akşamına kadarki süre zarfında kesilebilir. Kurbanın ibadet niyetiyle kesilmesi şarttır. Esasen kurbanı diğer hayvan kesimlerinden de ayıran budur. Niyette asıl olan kalbin niyetidir; dil ile açıkça söylenmesi gerekmez.
