PDA

! FORUMDAN YARARLANMAK İÇİN ÜYE OLUN !
ÜYELİK İÇİN BURAYA TIKLAYARAK GEREKLİ ALANLARI DOLDURUN

FORUMA GİT : Mesnevi den Kissalar


alpi001
06-01-2008, 02:37
Hani masallar vardır ya!... Kocaman şehirler , garip insanlar ... tuhaf olaylar !... Görünüşte saçma şeyler söylerler ama, sakın sen onları masal sanma. Bütün viranelerde define aramaya koyul!...
Seba şehri de pek büyük, azametli bir şehirdi , lakin büyüklüğü bir tepsiden fazla değildi!!!...
Pek ulu , pek geniş , pek uzun , pek kocamandı ... bir soğan kadar!!!...
On şehir halkı kadar insan toplanmıştı, fakat hepsi de yüzleri yıkanmamış üç kişiden ibaretti!!!... Sayısız adam vardı ama, hepsi yalnız ölmüş hayvan eti yiyen o üç ham adam !!!... Canana ulaşmayan, sevgiliye kavuşmaya çalışmayan can, binlerce bile olsa yarım tenden ibarettir!..
O üç kişiden birisi pek uzakları görürdü, fakat kör gözlü, Süleyman’ı görmezdi de, karıncanın ayağını görürdü.
Diğeri pek keskin kulaklı idi, fakat sağır!... Adeta bir define lâkin, içinde yarım arpa kadar dahi altın yoktu.
Üçüncüsü çırılçıplak, edep yerleri açık bir adam idi. Fakat elbiselerinin etekleri uzun, yerleri süpürmekte!...
Kör dedi ki:
-İşte bakın ; şuracıktan atlılar gelmekte. Onların hangi kavimden olduklarını ve kaç kişiden ibaret bulunduklarını görüyorum!
Sağır:
-Evet, evet!... Ben de seslerini duyuyorum, açık gizli ne söylüyorlarsa işitiyorum, dedi.
Çıplak:
-Benim korkum ise; gelirlerse elbisemin eteğini keserler, dedi.
Kör dedi ki.
-İşte bakın yaklaşıyorlar. Haydin onlar gelip çatmadan, bizleri yakalayıp , bağlayıp , dövmeden kaçalım!.
Sağır dedi ki:
-Gerçekten öyle dostlar!.. Gürültüler gittikçe yaklaşmakta!... Haydin!...
Çıplak:
-Eyvahlar olsun!... Gelirlerse tamah edip elbisemi alırlar. Hiç emniyette değilim , dedi.
Şehri bırakıp çıktılar, koşa koşa bir köye ulaştılar. Semiz bir kuş buldular o köyde. O kadar semizdi ki; vücudunda zerre kadar et yoktu!... Zaten ölmüş bir kuştu, kargaların gagalamasından kemikleri bile incelmiş, ipliğe dönmüştü adeta. Aslanın avını yemeleri gibi o kuşu yediler. Tok filler gibi semirip şiştiler üçü de. Öyle semirdi, şişmanladılar ki ; aleme sığmaz oldular da; şişmanlıklarıyla, kocaman kelle kulaklarıyla, yedi adama bedel iri endamlarıyla kapının çatlağından süzülüp geçtiler!...
Ölüm de halka görünmez, göze gelmez, yolu gizlidir!... İşte bak; kervanlar bir biri ardınca ulanmış , o kapının gizli çatlağından geçip gitmekteler !... Fakat o çatlağı ararsan bulamazsın. Pek gizlidir, ama ondan bunca kişileri geçirdiler. Gelin evine güvey götürür gibi götürdüler.
Sağır; istektir , dilektir!... Herkesin ölümünü duyar da, kendi ölümünü duymaz!.
Kör de; hırstır!... Halkın ayıbını kıldan kıla görür, söyler de; kendi ayıbını zerre kadar görmez!.
Çıplak ; elbisesinin eteğini kesecekler diye korkar ama,çıplak adamın eteği mi olur ki kessinler!... Dünyaya çıplak geldi, çıplak gidecek ama, hırsızların korkusundan yüreği kan ağlamakta!... Dünyaya kapılan hem müflistir, hem korkak. Hırsızlardan korkmaması gerekirken, hayatı boyunca bunca feryadı figan etti , ağlayıp sızlandı ya , ölürken kendisi de bu korkusuna şaşar, güler!... O zaman zengin; hiç bir malı olmadığını, zeki; hiç bir hünerinin bulunmadığını anlar. Hayattaki bu korku; eteğine saksı kırıkları doldurup; kendini mal sahibi sanan... onları kaybedeceğinden korkan, üzerine titreyen çocuğun haline benzer. O saksı kırıklarından birini alsan ağlar, geri versen sevinir, güler. İşte bilgi elbisesini giymedikçe, çocuğun ağlamasına da değer verilmez, gülmesine de!... Ahmak iğreti malı kendinin sanır da, üzerine titrer!.. Hay aşağılık adam!.. Uykuda kendisini mal sahibi görür, çuvalını hırsız çalacak diye korkar, kulağı çekilip uyandırılınca kendi korkusuyla alay eder!

Mesnevi:3. Cilt - Sayfa:211-...215

alpi001
06-01-2008, 02:47
Bir fareceğiz devenin yularını eline aldı , kurula kurula yola düştü. Deve , tabiatındaki mülayimlik nedeniyle müdahale etmedi , beraberce yola koyuldular.
Farenin :
-“Ben ne pehlivan , ne yiğit bir ermişim !...” diye içinden geçirdikleri deveye yansıdı , malum oldu , o da :
-“Gururla önümde yürü bakalım , ben sana gösteririm. “ dedi.
Gide gide bir büyük ırmağın kenarına ulaştılar. Öyle büyük ve derindi ki, fil dahi zebun olurdu. Fare kas katı kesildi , kala kaldı olduğu yerde.
Deve :
-Ey dağda , ovada bana arkadaş olan ; sen kılavuzsun , öncümsün benim . Niçin şaşırıp durakladın. Gir suya , ercesine ayak bassana ırmağa, dedi.
Fare dedi ki :
-Bu pek büyük , pek derin bir su . Arkadaş , doğrusu boğulmaktan korkuyorum.
Deve :
-Hele bir göreyim , ne kadarmış şu su , dedi , ayağını ırmağa soktu ,
-A hayvanların kusuru , a kör sıçan !... Diz boyuymuş ancak. Neden şaşırdın, diye alay yollu söylenince , Fare dedi ki :
-Ey hünerli deve , sana diz boyu ama benim tepemden yüz arşın aşar. Dizden dize fark var. Sana karınca gibi lakin bize ejderha !...
Deve dedi ki :
-Öyleyse bir daha küstahlık etme de canın yanmasın. Kendin gibi farelerle boy ölçüş sen , deveyle sıçanın sözü yoktur.
Fare :
-Tövbe ettim. Yaratanın hakkı için beni bu helak edici sudan geçir!... dedi, deve de acıdı.
-Haydi hörgücüme sıçra da otur . Bu geçiş benim işim ... seni de , senin gibi yüzlercesini de geçiririm , dedi.
Sultan değilsen ; yürü raiyet ol!...
Ticarette kâmil değilsen; yalnız başına dükkan açma , yoğurulup kemâle gelinceye kadar birisinin hükmü altına gir!...
“Susun dinleyin” hükmünü işit , sükût et!.. Madem ki Hakkın dili olamadın , bari kulak kesil!...

Mesnevi : 2.Cilt - Sayfa : 264 -....- 267

alpi001
06-01-2008, 02:50
Yahya a.s.‘ ın anası , Meryem’e çocuğunu doğurmadan kısa bir süre önce gizlice dedi ki :
-Karnında bir padişah var. Ulülazim ve her şeyi bilen bir Nebi’dir. Yakînen gördüm bunu. Sana rastlayınca karnımda ki çocuğum , karnında ki çocuğa secde etti. Secdesinden bedenim titredi, dedi.
Meryem de :
-Bende karnımda ki çocuğun secde ettiğini hissettim , dedi.
Ahmaklar dediler ki :
-Bırakın şöyle yalan yanlış masalları. Meryem doğuracağı zaman herkesten uzaklaşarak şehirden dışarı çıktı. Doğurmadıkça da dönmedi. Soyunun sopunun yanına ancak çocuğunu kucağına aldıktan sonra geldi. Yahya’nın anası onu nerede gördü de bu hikayeyi anlattı !...
Bunu ; ilhama mazhar olan , âfakta , gayb aleminde bulunan şeyleri yanındaymış gibi bilen kişi anlar. Yahya’nın annesi , uzakta olmakla beraber Meryem’in yanında bulunabilir. Vücut göz olunca , gözler kapalı olsa da sevgilinin yüzünü görebilir.
Baş gözü ile de , can gözü ile de görmediğini farz et , ne çıkar ?... Sen kıssadan hisse almaya bak!... Kelile ile Dimne ‘yi bildin mi?... Aslanı , öküzü , fili nasıl anlattı ?... Nasıl konuşturdu?... Karganın Leylekle ne alış verişi olur ?... Nasıl savaşırlar?... Dersin ki bunların hepsi yalan!... Deme!... Kardeş ; kıssa bir ölçeğe benzer, mâna da içinde ki taneye. Akıllı kişi taneyi alır , ölçeğin olup olmadığına bakmaz. Aralarında söz olmayan bülbülle gülün hâlini duymadın mı ?...
VESSELAM!...
Mesnevi :2. Cilt - Sayfa : 277 -....- 280