PDA

! FORUMDAN YARARLANMAK İÇİN ÜYE OLUN !
ÜYELİK İÇİN BURAYA TIKLAYARAK GEREKLİ ALANLARI DOLDURUN

FORUMA GİT : ÖSS 2003 Türkçe Soruları ve Cevapları


maviii
06-04-2008, 01:58
ÖSS 2003 Türkçe Soruları ve Cevapları


1) Bu romanında yazar, İstanbul sokaklarının artık tarihe karışmış o eski görünümlerini şiirli bir dille yeniden kuruyor. Kahramanlarına sıcak bir sevgiyle, onların insani yanlarını araştırarak yaklaşıyor. Onları derinlemesine kavramaya çalışıyor; aralarındaki farkları ortaya koyuyor. Daha doğrusu kişilerin iç dünyalarındaki düğümleri iyi yakalıyor.

Bu parçada, “kişilerin iç dünyalarındaki düğümleri iyi yakalamak” sözüyle anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?

A) Günümüzde sayıları iyice azalmış insan tiplerini anlatmak
B) İnsanların gizli kalmış ayırıcı özelliklerini bulup göstermeyi başarmak
C) Kişilerin ortak özelliklerini belirlemeye çalışmak
D) Kahramanları, insanı yücelten bir tutumla oluşturmak
E) Yaratacağı tipleri sorunlu insanlar arasından seçmek

CEVAP :
Parçada kişilerin iç dünyalarındaki düğümleri iyi yakalamak” sözüyle anlatılmak istenen kişileri birbirinden ayıran sırları bulmaktan ve göstermekten söz ediliyor. Bu da B seçeneğinde verilmiş.

2) Bir yazının tadı, sözcükleri giydirmekte, koşturmakta, sıçratmakta ve onlara diz çöktürmekte gizlidir. Her sanatçı sözcüklere diz çöktürebilir mi? Üstesinden kolayca gelinecek bir iş değildir bu. Öncelikle, o dilin bütün girdisini çıktısını çok iyi bilmeyi gerektirir. Dilin olanak ve yeteneklerini tanımayan bir sanatçının önünde diz çökmez sözcükler.

Bu parçada, “sanatçının sözcüklere diz çöktürmesi” sözüyle anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?

A) Sözdizimi bakımından özensiz cümleler arasında sıkışıp kalmamak
B) Sözcük seçimiyle, her yapıtına farklı bir boyut kazandırmak
C) Sözcükler üzerinde fazla durmadan üretken olmaya çalışmak
D) Okurun dil duyarlığını geliştiren yapıtlar ortaya koymak
E) Sözcüklerin gündelik kullanımlarıyla yetinmeyip onlara yeni ve özgün anlamlar yüklemek

CEVAP :
Parçada “sanatçının sözcüklere diz çöktürmesi” sözüyle anlatılmak istenen, sözcükleri olduğundan farklı kullanarak onlara özgün bir anlam vermesinden söz ediliyor. Bu da E seçeneğinde verilmiş.

3) Eleştiri alanında önemli eksikliklerimizden biri de eskiyi, içinde bulunulan dönemin koşulları içinde araştırmamak. “Doğru” diye bellediğimiz birtakım kavramların, çıkarımların kabuğunu kırmamak. Bunları yeni terimlerin bağlamı içinde incelememek.

Bu parçada, “kabuğunu kırmamak” sözüyle anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?

A) Eskiden yazılmış yapıtların değerini ortaya çıkarmak için uğraşmamak
B) Doğruluğu, yanlışlığı kişiye göre değişen düşünceleri eleştirmemek
C) Doğruluğu benimsenmiş yargıları tekrar ele alıp değerlendirmemek
D) Tartışılmış konularla ilgili görüşlerini açıklamaktan kaçınmamak
E) Tabu olarak bilinen düşünceleri tartışırken belirlenmiş sınırlar içinde kalmamak

CEVAP :
Parçada “kabuğunu kırmamak” sözüyle anlatılmak istenen doğru kabul edilen şeylerin tekrar ele alınmasıdır. Bu da C seçeneğinde verilmiş.

4) Şiir sanatı üstüne çok düşünmüş ve bu sanatı her şeyden üstün tutmuş biri olan Paul Valery, şiir ---- yazılır, demiş. Bu sözüyle, şiire özenen ve çok iyi bir ressam olan Degas’ya, şiirin malzemesinin ---- olduğunu anlatmak istemiş. Tıpkı resmin malzemesinin kuşlar, ağaçlar, insanlar değil, renkler ve şekiller olduğu gibi.

Bu parçada boş bırakılan yerlere düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?

A) sözcüklerle – duygu ve düşünceler değil sözcükler
B) benzetmelerle – şairin yaratıcılığıyla ilgili
C) duygularla – herkesçe anlaşılır nitelikte, açık seçik
D) olgunluk döneminde – özgün ve yoruma açık
E) uzun sürede – şairin yaşantısına değil düş gücüne bağlı

CEVAP :
Paul Valery, şiir -sözcüklerle- yazılır, demiş. Bu sözüyle, şiire özenen ve çok iyi bir ressam olan Degas’ya, şiirin malzemesinin –duygu ve düşünceler değil sözcükler- olduğunu anlatmak istemiş.

5) Düşünceye saygı göstermek gerekir; ancak bu, her düşünceyi doğru sayıp kendi düşüncemizden vazgeçme anlamına gelmemeli. Çünkü kişisel düşünceler, meyvelerin güneş altında olgunlaşması gibi, ----.

Bu parça, düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisiyle tamamlanabilir?

A) zorla benimsetilmeye çalışılırsa etkisini yitirir
B) uzun süren zihinsel çabalar sonunda oluşur
C) en küçük bir kuşkuya yol açarsa bireylere olan güveni azaltır
D) kişinin, içinde bulunduğu ortama göre değişiklik gösterir
E) sağlam temel ere dayandığı sürece zarar görmez, yıpranmaz

CEVAP :
Parçada her düşüncenin önemli olduğu söylenmiş. Düşünmeyi meyvenin olgunlaşmasına benzeterek, zamanla düşüncelerin yerine oturacağı söylenmiştir. Bu da B seçeneğinde verilmiştir.

6) Aşağıdaki cümlelerin hangisinde ötekilerden farklı bir düşünce dile getirilmiştir?

A) Üslup, insanın konuştuklarını ve yazdıklarını biçimlendiren kişisel bir öğedir.
B) Bir sanatçının üslubu, o sanatçının kendisidir.
C) Sanatçı, sözcükleri seçip yan yana getirirken onlara kendi damgasını vurur.
D) Üslup, sanatçının kişiliğini yansıtan bir aynadır.
E) Bir sanatçı, yarattığı yapıtın türüne göre üslup kullanır.

CEVAP :
E seçeneğinde diğerlerinden farklı olarak sanatçının eserin türüne göre üslup kullandığı söylenmiş. Diğer seçeneklerde üslupla ilgili bilgiler verilmiştir.

7) (I) Jules Verne’in serüven tutkusu, denizcilik, tarih, coğrafya gibi alanlardan aldığı öğelerle beslenerek yazdıklarının çekirdeğini oluşturur. (II) Sayısı iki yüze yaklaşan romanları çeşitli bilim dalları üzerine temellenmiştir. (III) Yazar bu bilim dallarına ilişkin bilgilerini, saatlerini geçirdiği kütüphanelerdeki binlerce kitaba borçludur. (IV) Hiçbir bilim dalında uzman olmadığı halde yaşadığı dönemdeki her türlü gelişmeyi ve değişmeyi yakından izler. (V) Böylece hem çağını çok iyi tanır hem de çağının getirdiği yenilikleri özümseyerek geleceğe yönelik öngörülerde bulunur.

Bu parçadaki numaralı cümlelerden hangileri anlamca birbirine en yakındır?

A) I. ve II. B) I. ve IV. C) II. ve IV. D) III. ve V. E) IV. ve V.

CEVAP :
Parçanın I. ve II. cümlesi anlamca birbirlerine yakındır. I. cümlede Jules Verne’in serüvenlerinin tarih, coğrafya gibi bilim dallarından beslendiği söylenmiş. II. cümlede de bir çok eserin bilimden faydalandığı söylenmiş.

8) Yahya Kemal: “Şiir, düşünceyi duygu haline getirinceye kadar yoğurmaktır.” der.

Ozanın, bu sözüyle anlatmak istediği düşünceyi içeren cümle aşağıdakilerden hangisidir?

A) Şiirde düşüncenin payı duygudan daha fazladır.
B) Duygular, şiirle etkili bir biçimde anlatılır.
C) Şiir, düşüncenin, duyguların özsuyunda eritilmesiyle oluşur.
D) Şiir, duyguların toprağını besleyip zenginleştirir.
E) Şiirin etki gücü, içerdiği düşünceye bağlıdır.

CEVAP :
Yahya Kemalin “Şiir, düşünceyi duygu haline getirinceye kadar yoğurmaktır” sözüyle anlatılmak istenen şiirin duygu ve düşüncenin harmanlanmasıyla oluştuğudur. Bu da C seçeneğinde verilmiştir.

9) I. Çocukların her isteğine karşı çıkmak ya da bunları bütünüyle yerine getirmek, kimi sorunlar yaşanmasına yol açabilir. II. Çocuklara, güçlerini aşmayacak sorumluluklar yükleyerek onların kendilerine güvenmelerini sağlamak gerekir. III. Çocuklara kazandırılan davranışlar ileriki dönemlerde de varlığını korur. IV. Yanlış yapacağı korkusuyla kendisine sürekli yardım edilen çocuklarda, çekingen, kendini kanıtlayamayan bir kişilik yapısı oluşur.

Yukarıdaki numaralı cümlelerin hangilerinde aynı düşünce farklı biçimlerde dile getirilmiştir?

A) I. ve II. B) I. ve III. C) II. ve III. D) II. ve IV. E) III. ve IV.

CEVAP :
Parçanın II. ve IV. cümlelerinde aynı düşünce farklı biçimde verilmiş. İki cümlede de çocuklara sorumluluk vererek onların kendilerini geliştirmelerine izin verilmesi gerektiği vurgulanmıştır.

10) (I) İnsanlar çocukluk döneminde, çevrelerindeki kişilerin diliyle konuşmaya başlar, daha doğrusu konuşmayı onlardan öğrenirler. (II) Yetişkinlik döneminde konuşma sanatının inceliklerini, güzelliklerini ve olanaklarını kavramaya çalışırlar. (III) İyi bir konuşmanın, insanı başarılı kılmada önemli bir etken olduğunu anlarlar. (IV) Ayrıca bunun, insanın kişiliğini ve düşünsel düzeyini yansıtan bir araç olduğunun ayrımına varırlar. (V) Bu nedenle de sözlü anlatım gücünü yaşamları süresince geliştirmeye çalışırlar.

Bu parçadaki numaralı cümlelerin hangilerinde konuşmanın işlevinden söz edilmiştir?

A) I. ve II. B) I. ve III. C) II. ve V. D) III. ve IV. E) IV. ve V.

CEVAP :
Parçanın IIIç ve IV. cümlelerinde konuşmanın işlevinden söz edilmiştir. Konuşmanın faydalarından bahsedilmiştir her iki cümlede de.

11) Aşağıdakilerin hangisinde yargının nedeni belirtilmemiştir?

A) Ülke toprakları yanlış kullanım yüzünden yok olup gitmektedir.
B) Ülkede tarımsal üretimi geliştirmeye yönelik çalışmalar yıldan yıla azalmaktadır.
C) Tarıma yeterince önem verilmediğinden bu ülke, pamuk, sebze, meyve üretiminde dünya sıralamasında gerilerde yer almaktadır.
D) Kimi ülkelerde, tarıma dayalı üretimin bilinçli bir biçimde yapılmaması, halk sağlığı bakımından tehlike oluşturmaktadır.
E) Çevre bilincinin yeterince gelişmemiş olması, hava ve su kirliliğine yol açmaktadır.

CEVAP :
B seçeneğinde ülkedeki tarımsal üretiminin geliştirilmediği söylenmiştir. Bunun nedeni verilmemiştir.

12) Aşağıdaki cümlelerin hangisinde bir yazım yanlışı vardır?

A) Yapılan ölçümler, hava koşullarına bağlı olarak değişgenlik gösteriyormuş.
B) Yönetmelikte yapılan değişikliklerden çoğumuzun haberi yoktu.
C) Emekli olunca, bu dernekte gönül ü olarak çalışmaya başladı.
D) Çocuğu, bu okula kaydettirmek için çok uğraşmıştı.
E) Geçmişe baktığımızda buna benzer pek çok durumla karşılaşıyoruz.

CEVAP :
A seçeneğinde “değişgenlik. Yanlış yazılmıştır. Ünsüz sertleşmesi vardır. Doğrusu “değişkenlik” olmalıdır

13) Bu kitap, okuyan, dinlemesini bilen (I) yorumlayıp tartışan (II) dilini severek kullanan (III) ülkesini (IV) doğayı tanıyan ve bunlarla ilgili olumlu düşünceler geliştiren (V) bireyler yetiştirmeye yönelik bir eğitim ve öğretim anlayışının ürünüdür.

Bu cümledeki numaralı yerlerin hangisine noktalama işareti konmasına gerek yoktur?

A) I. B) II. C) III. D) IV. E) V.

CEVAP :
Parçanın I, II, III, ve IV numaralı yerlerinde farklı nitelikler sırayla verilmiştir. Bunları birbirinden ayırmak için virgül kullanılmıştır. Ancak V numaralı yerde bir ayırım yoktur. Tüm bölümdekiler için bir yorumdur. Bu nedenle işarete gerek yoktur.

14) İşte karşı karşıyasın. O da senin gibi biri (I) Yüzünde küçük küçük yara izleri (II) Bak, gülüyor. Şimdi de yemeğini yiyor (III) İşte türkü söylüyor, işte sıkılıyor (IV) Belki de dertleşecek birini arıyor (V)

Bu parçadaki numaralı yerlerin hangisine ötekilerden farklı bir noktalama işareti konmalıdır?

A) I. B) II. C) III. D) IV. E) V.

CEVAP :
II nolu yer dışında nokta işareti kullanılmıştır II numaralı yere üç nokta kullanılmalıdır.

15) Atatürk’ün bir sözü vardı
Yediveren gül gibi açardı
Atatürk’ün bir atı vardı
Etiler’den beri yaşardı
Atatürk’ün bir resmi vardı
Buğday tarlası gibi ağardı

Bu dizelerde aşağıdakilerden hangisi yoktur?

A) Bileşik sözcük B) Çekimli fiil C) Ad tamlaması D) Bağlaç E) Ekeylemli

CEVAP :
Dizede bileşik sözcük (yediveren), Çekimli fiil (açardı,yaşardı), ad aktarması (buğday tarlası), ek eylemli (vardır) kullanılmıştır. Dizede bağlaç yoktur.

16) Aşağıdaki cümlelerin hangisinde yer yön belirteci, tamlayan olduğu için adlaşmıştır?

A) Dışarının gürültüsü hepimizi rahatsız etti.
B) Kapının önüne oturmuş, geleni geçeni izliyor.
C) Yukarıya çıkıp arkadaşımla da görüşeyim.
D) Beş yüz metre ileriden sağa döneceksiniz.
E) Çocuğun üstüne kocaman bir battaniye örtmüşler.

CEVAP :
A seçeneğinde yer yön belirteci adlaşmıştır. Dışarının tamlamaya girince adlaşır.

17) Evin bahçesine dikilecek çamların üzerine konmuş bir serçe, durmadan cik cik edip şarkısını söylüyordu. Evin tekir kedisi eşiğe uzanmış, bir yandan örselenmiş tüylerini düzeltmek için yalarken bir yandan da az ilerdeki çöplükte sal ana sal ana gezinen kargaya bakıyordu.

Bu parçada geçen aşağıdaki sözcüklerden hangisi, sözcük türü bakımından ötekilerden farkldır?

A) dikilecek B) konmuş C) durmadan D) örselenmiş E) gezinen

CEVAP :
Dikiliecek, konmuş, örselenmiş, gezinin bunlar sıfat fiildir Durmadan ise bağ fiildir.

18) İstiyorum ki yazdıklarım insanlarımızın sorunlarını, özlemlerini anlatsın. Onların acılarını, çektiklerini başkalarına duyurabilsin. Açıkçası yaşamı değiştirsin, güzelleştirsin. Bu amaçla insanımızdan kopmamaya çalışıyorum. Ancak yinede dergilerde yer verilmiyor şiirlerime. Yamaımlananlara bakıyorum, çoğu, toplum gerçeklerine kapalı; belli bir düşünceyi savunmuyor, bir sorunu dile getirmiyor.

Bu parçadaki şair, aşağıdakilerden hangisinden yakınmaktadır.

A) Şiire özgün ilkelerin açık olmayışından
B) Şiirde, içerikten çok anlatımın öne çıkmasından
C) Şairlerin, ortak bir tutum izlemeyişinden
D) Yaşananları yansıtmayan şiirlerinin ilgi görmesinden
E) Ozanların toplumu gereği gibi tanımayışında

CEVAP :
Parçadaki şair, toplum sorunlarını konu alan şiirlerinin ilgi çekmediğinden, onun yerine hiç bir düşüncesi olmayan eserlerinin ilgi görmesinden yakınıyor. Bu da D seçeneğinde verilmiştir.

19) Sözlerinden çok, adının önem kazanması, bir eleştirmenin en büyük korkusudur.

Bu cümlenin öğeleri, aşağıdakilerin hangisinde sırasıyla, doğru olarak verilmiştir?

A) Nesne – yüklem B) Özne – yüklem C) Özne – zarf tümleci – yüklem
D) Özne – zarf tümleci – nesne – yüklem E) Nesne – özne – zarf tümleci – yüklem

CEVAP :
Sözlerinden çok, adının önem kazanması = ÖZNE
bir eleştirmenin en büyük korkusudur = YÜKLEM



20) Aşağıdaki cümlelerin hangisinde bir anlatım bozukluğu vardır?

A) Dünyada en çok yağış alan bölge burası.
B) Ürettiklerinin çoğunu komşu ülkelere satıyorlar.
C) Bu toprakların büyük bir bölümü ormanlarla kaplı.
D) Ülkenin kuzeyinde elde edilen ürünlerin yarıdan fazlasını elma oluşturuyor.
E) Ekonomileri daha çok, yetiştirdikleri hayvancılığa dayalı.

CEVAP :
E seçeneğinde yanlış sözcük kullanılmıştır. İnsanlar hayvan yetiştirirler. Hayvacılık bir sektördür.

21) Aşağıdaki cümlelerin hangisinde bir anlatım bozukluğu vardır?

A) Yol kenarındaki çöp kutuları kaldırılarak bunların yerine çiçekler dikiliyor.
B) Yeni fidanlar dikilerek kent yeşillendiriliyor.
C) Kaldırımların kırık taşları, yenileriyle değiştiriliyor.
D) İçinde oturulamayacak derecedeki binaların yıktırılması gerekiyor.
E) Eski yapılar boyanarak daha güzel bir görünüme kavuşturuluyor.

CEVAP :
D seçeneğinde yanlış sözcük kullanılmıştır. Derece yerine durumdaki olarak kullanılırsa bozukluk giderilir.

22) Aşağıdaki cümlelerin hangisinde bir anlatım bozukluğu vardır?

A) Deneyimli bir yönetici, değerli bir bilim adamıydı.
B) Maddi durumu yetmediği için eğitimini yarıda bırakmak zorunda kaldı.
C) Kültürel varlıklara sahip çıkıp onları korumaya çalışan insanlardan biriydi.
D) Geleceğe umutla bakan ve zorluklar karşısında yılmayan bir gençti.
E) Ele aldığı her işi, başkalarından daha iyi, daha güzel yapmak isterdi.

CEVAP :
B seçeneğinde yetmediği yerine elvermediği ya da elverişli olmadığı için olmalıydı.

23) Aşağıdaki cümlelerin hangisinde bir anlatım bozukluğu vardır?

A) Çevremizdeki kişilerle kuracağımız ilişkilerde özenli olmalıyız.
B) Sorunların, bütün yönleriyle ele alınması iyi olur.
C) Bu alanda başarıya ulaşanların sayısı oldukça azdır.
D) Araştırmalar, eldeki bilgilerin doğru olmadığını kanıtlıyor.
E) Bu konudaki iftiralar tamamen uydurmadır.

CEVAP :
E seçeneğinde gereksiz sözcük kullanılmıştır. İftira gerçek olmayan, uydurulan bişidir. O nedenle uydurmadır gereksiz bir sözcüktür.

24) Bu kararların uygulanıp uygulanmayacağının, yöneticilerin seçeceği tutuma bağlı olduğu bildirildi.

Bu cümledeki anlatım bozukluğu aşağıdaki değişikliklerin hangisiyle giderilebilir?

A) “seçeceği tutuma” yerine “tutumuna” sözcüğü getirilerek
B) “yöneticilerin” yerine “ilgililerin” sözcüğü getirilerek
C) “bu kararların” yerine “bunların” sözcüğü getirilerek
D) “bağlı” yerine “yönelik” sözcüğü getirilerek
E) “bildirildi” yerine “biliniyordu” sözcüğü getirilerek

CEVAP :
Yöneticilerin seçeceği tutuma derken tutum, davranış seçilen bir şey değildir. Doğrusu tutumuna olmalıdır.

25) (I) Dünya ve Türk edebiyatında yazarlara ve öteki sanatçılara ait önemli mektuplar var. (II) Yazınsal değer taşıyan bu mektuplar, o yazarların gizli dünyalarını da açar bize. (III) Bunlar, okuyana her dönemde yeni yeni tatlar verir. (IV) Sanatçıların ya da yazarların birbirlerine yazdıkları mektuplar kitaplaşınca artık onların malı olmaktan çıkar. (V) Kişisellikten kurtulur, toplumsal işlev yüklenmeye başlar. (VI) İki sanatçının özel, gizli ürünleri olma niteliğini yitirir, kitlelerin ortak malı olur. (VII) Yığınlara seslenir, iletilerini yüksek sesle dile getirir.

Bu parça iki paragrafa ayrılmak istense ikinci paragraf hangi cümleyle başlar?

A) II. B) III. C) IV. D) V. E) VI.

CEVAP :
Parça III. cümleden sonra ikinci paragrafa ayrılabilir. Çünkü ilk üç cümlede mektupla ilgili bilgiler veriliyor. IV. cümlede mektupların kitap haline çevrilmesinden bahsediliyor.

26) Çalışmalarımız sonuç verdi. Neler mi oldu? Ot bitmeyen bozkırlar, ipek gibi yumuşak topraklı ovalara dönüştü. Tarlalar, arı kovanları gibi uğuldamaya başladı. Toprağın derinliklerinde uyuyan sular yeryüzüne çıkarıldı. Kova kova süt veren inekler, kovan kovan bal veren arılar yetiştirildi. Sofraları, el ele verilerek üretilen yiyecekler süsledi.

Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisi yoktur?

A) Benzetme sanatından yararlanma
B) Öykülemeye başvurma
C) Yinelemelere yer verme
D) Betimleme yapma
E) Tanık gösterme

CEVAP :
Parçada tanık gösterme anlatım biçiminde baş vurulmamıştır. Benzetme (Tarlalar, arı kovanları), yinelemeler (kova kova - el ele), betimleme (ayrıntılar vererek), öyküleme çalışmaların sonucu ne gibi değişimler olduğu anlatılarak) kullanılmıştır.

27) İnsanın kendini değerlendirebilmesi çok güç; ancak, önceki yapıtlarımı gözden geçirirken zaman içinde dilimin biraz daha geliştiğini anladım. Giderek bir üslup oluşturmaya başladığımı, dile daha fazla hâkim olabildiğimi gördüm.

Bu sözler aşağıdaki sorulardan hangisine karşılık söylenmiş olabilir?

A) İlk yapıtlarınızla bugünküler arasında ne gibi farklar görüyorsunuz?
B) Yeni öyküleri ve öykücüleri nasıl değerlendiriyorsunuz?
C) Öykülerinizi oluştururken nasıl bir yol izliyorsunuz?
D) Yaşadıklarınızla yazdıklarınız arasında nasıl bir bağ kuruyorsunuz?
E) Duygu ve düşüncelerinizi yapıtlarınıza aktarırken zorluk çekiyor musunuz?

CEVAP :
Parçada yazar kendini eleştirirken, değerlendirirken zorluk çektiğini söylüyor. Bu da yazara yapıtlarıyla igili soru sorduğun gösteriyor. Bu da A seçeneğini işaret ediyor.

28) Bu yazarımızın, anlattığı çevre ve kişiler hakkında geniş bilgisi vardır. Ama o, bunu hiçbir zaman açıkça gözler önüne sermez. Anlattıkları, buzdağının suyun üstünde kalan kısmı gibidir. Okur, zamanla buzdağının altta kalan kısmını fark eder ve yazarın asıl kimliğinin orada saklı olduğunu anlar.

Bu parçada anlatılmak istenenle aşağıdaki yargılardan hangisi arasında anlamca yakınlık vardır?

A) Her yazarın, olayları ve kişileri algılama biçimi farklıdır.
B) Kimi yazarlar, yapıtlarında kendilerini bütünüyle açığa vurmaktan kaçınır.
C) Bir yapıtı, her okur farklı biçimlerde algılayabilir.
D) Okur, beğendiği yazarların yapıtlarından her okuyuşta değişik tatlar alır.
E) Kimi yazarlar, olayların değerlendirilmesini okura bırakarak ilgi çekmeye çalışır.

CEVAP :
Parçada yazar, anlattığı çevre ve kişiler hakkında çok fazla bilgi vermiyor. Tamamını zamanla okurun çözdüğünü ve bu şekilde yazarın asıl kimliğini bulduğu söyleniyor. Bu da B seçeneğinde veriliyor.

29) İki yaşını dolduran küçük kızım, televizyondaki sanatsal nitelikten yoksun ürünler sunan şarkıcıyı görünce hemen tanıdı ve adını söyleyiverdi. O sırada, elimde ünlü bir yazarımızın son kitabı vardı. Onu ikinci kez okuyordum. Birden içimin sızladığını hissettim. İki yaşında bir çocuk televizyonun etkisiyle bir şarkıcıyı tanıyordu. Ekranda o şarkıcının yerine bir şair, romancı, öykücü, ressam ya da bilim adamının görünmesine fırsat verilse, onların yaşamları anlatılsa, yapıtları dile getirilse o küçük çocuk onları da bilecek, onları da tanıyacak. Bu da ülkenin geleceği için ne kadar güzel olacak!

Bu sözleri söyleyen kişinin anlatmak istediği aşağıdakilerden hangisidir?

A) Televizyondaki çocuk programlarının yetersizliği
B) Edebiyatçılarımızın pek çok güzel ve eğitici yapıtı bulunduğu
C) Bilim ve sanat adamlarıyla ilgili programlara televizyonda yer verilmesinin gerekliliği
D) Televizyondaki müzik programlarının birçok yönden çocuklara uygun olmadığı
E) Çocuklar üzerinde televizyonun gereğinden fazla etkili olduğu

CEVAP :
Parçada iki yaşındaki bir çocuğun televizyondaki şarkıcıyı tanıdığını söylüyor. Bunu bilim ve sanatta da kullanarak kişilere daha kolay öğretileceği belirtilmiş.

30) Önemli bir edebiyat yapıtını çevirirken o yapıtın yazarıyla çok farklı bir ilişki kurmanın mutluluğunu da tadar çevirmen. Bir yazarla çeviri aracılığıyla ilişki kurmak, onun söyledikleri ve söyleme biçimleri üzerinde kafa yormayı gerektirir. Çünkü çeviride yapılması gereken, yalnızca okumakla, okunanı anlamakla sınırlı değil; asıl önemli olan, yazarın söylediklerine, söyleme biçimlerine, hangi dile çeviriyorsak o dilde varlık kazandırmaktır.

Bu parçada vurgulanmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?

A) Başarılı çevirmenler, yapıtları çevirirken tarihsel ve toplumsal koşulları da düşünürler.
B) Bir çevirinin başarısı, yapıtın, çevrildiği dilde düşünce ve anlatım yönünden yeniden oluşturulmasına bağlıdır.
C) Çevirmenle çevrilen yapıtın yazarı arasında duygusal yönden benzerlik olması, çeviriyi olumlu yönde etkiler.
D) Çevirmenler, çeviriyi bitirinceye değin çok değşik duygular yaşarlar.
E) Anlatım olanakları birbirine benzeyen dillerde yapılan çeviriler daha başarılı olur.

CEVAP :
Parçada çevirinin, olanı olduğu gibi sözcüklere dökmek olmadığını söylüyor. Çevirmenin, başarı için kendi dilindeki özellikleride çevirisine katarak yapması gerektiği söylenmiş. Bu da B seçeneğinde verilmiştir.

31) Çalışmalarını romanlar üzerinde yoğunlaştırmış bir eleştirmendi. Roman konusunda üç yüzü aşkın eleştirisi vardı. Eleştirinin, edebiyat tarihini kurma ve oluşturma gibi önemli bir işlevi olduğuna inanırdı. Bunun için de yayımlanmış romanların hemen hemen tümünü okuyup incelemekten kaçınmazdı. Ele aldığı yapıtları çok yönlü bir değerlendirmeden geçirirdi. Bu tutumuyla romancıların yaratıcılığını besler, onlara yol gösterirdi.

Bu parçada sözü edilen eleştirmenle ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?

A) Yapıtları, değişik boyutlarıyla ele alıp yargıladığı
B) Farklı eleştiri yöntemleri kullandığı
C) Çağdaş eleştiri kuramlarından yararlandığı
D) Düşüncelerini terimsel bir söylemle yansıttığı
E) Anlatımındaki pürüzlerin, çok ürün vermesinden kaynaklandığı




CEVAP :
Parçada eleştirmenle ilgili bilgiler verilmiş. Roman konusunda bir çok eleştirisi olduğu, bir çok roman okuduğu, eleştirileri çok yönlü olduğu belirtilmiş. Ancak, yapıtları değişik şekilde eleştirdiği söylenmemiş.

32) Bizde eleştiri alanında bir acelecilik var. Diyelim ki bir eleştirmen, Türk edebiyatında yeni çıkmış bir kitapla ilgili eleştiri yazacak. Bunu yaparken bırakın o yazar hakkında eskiden çıkmış yazıları derleyip toplamayı, en son çıkan yazıları bile gözden geçirmiyor. Oysa bir kitap için eleştiri yazılacaksa daha önce yazılmış eleştirilerin incelenmesi, el altında bulundurulması ve yeri geldiğinde bunlara gönderme yapılması bile gerekir.

Bu parçadaki gibi düşünen bir yazar, aşağıdakilerden hangisini söylerse kendi tutum ve düşüncesiyle çelişmiş olur?

A) Bu yapıta yönelik eleştiriler arasında özgün düşünceler içerenine rastlamadım.
B) Eleştirmenlerin bu yapıt karşısındaki tutumlarını haksız ve son derece öznel buldum.
C) Bu yapıt üzerine yazılan son eleştirilerde, farklı değerlendirme ölçütlerinin kullanıldığını gördüm.
D) Bu kitaba yönelik eleştirimi onun, üzerimde bıraktığı izlenime göre oluşturdum.
E) Bu kitapla ilgili görüşlerin, yazarın kişiliğine değil, kitaba yönelik olmasını isterdim.

CEVAP :
Parçada eleştirmenler hakkında eleştiri yapılmıştır. Eleştirmenlerin, yaptıkları işin gerekleri verilmiştir. Araştırmadan eleştiri yapmanın doğru olmadığı söylenmiştir. D seçeneğindeki yargı böyle konuşan biriyle çelişmektedir.

33) Kimi yazarlar, kendi yaratma yöntemlerini açıklarken, gerçeğe her yönüyle bağlı kaldıklarını, gerçeği eksiksizce yansıtmayı yazarlığın temel ilkesi saydıklarını söylerler. Düşsellikten kaçındıklarını, söz arasında özellikle belirtmeye özen gösterirler. Yazdıklarıyla yaşananlar arasındaki ilişkiyi vurgulamaya çabalarlar. Dahası, bir romancıdan, öykücüden çok, bir tarihçi, toplumbilimci, ruhbilimci gibi davrandıklarını söyleyenler bile vardır.

Aşağıdakilerden hangisi, bu parçada belirtilen görüşle uyumludur?

A) Bir sanat yapıtında yansıtılan gerçek, gerçeğin kendisi değil, törpülenmiş, cilalanmış bir görünümüdür.
B) Bir yapıtta yansıtılan gerçekleri yaşamla özdeşleştirmeye çalışmak, doğru bir tutum değildir.
C) Yaşamdan alınan öğeler, yazarın yüreğinde ve kafasında yeniden biçimlendirilmezse yazınsal bir yapıta dönüşemez.
D) Düş gücüyle oluşturulmamış bir yapıt, gerçek anlamda yazınsal bir yapıt sayılamaz.
E) Yapıtların, içerik yönünden yaşama sıkı sıkıya bağlı olması gerekir.


CEVAP :
Parçada yazarların gerçekle içli dışlı olması gerektiği söylenmiş. Bu da E seçeneğinde verilmiştir.

34) Yazma işinde insanın başarıya ulaşması için verilecek reçetelerin, tek başına hiçbir yarar sağlamayacağını düşünen bir yazar şöyle diyor: “Yüzde doksan dokuz yetenek, yüzde doksan dokuz disiplin, yüzde doksan dokuz çalışma...” Yaptığı ile hiçbir zaman yetinmemeli yazar. Yaptığı ne kadar iyi olursa olsun gene de yapabileceğinden iyi değildir. Sanatçılar, çağdaşlarından ya da öncekilerden daha iyi olmakla yetinmemeli. Kısacası bütün sorun ----.

Bu parçada boş bırakılan yere düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisi getirilebilir?

A) özgün bir yapıt ortaya koyabilmekte
B) başka sanatçıların yaptıklarını izleyebilmekte
C) insanın kendisini yenileyip aşmasında
D) daha önce ele aldığı konulara değinmemekte
E) değişik türlere yönelmekte

CEVAP :
Parçada “yaptığı ne kadar iyi olursa olsun gene de yapabileceğinden iyi değildir” sözüyle yazarların sürekli kendilerini yenilemeleri gerektiği vurgulanmıştır.

35) Klasik öyküyü çok seviyordum. Bu biçimi, özellikle ilk kitabım için, bilinçli olarak seçtim. Bu tür kitapları ilk okuyuşumda, beğendiğim cümlelerin altını çizer, sonra onları bir deftere yazar ve tekrar tekrar okurdum; bundan da çok zevk alırdım. Sonra bir gün Knut Hamsun’un Açlık adlı yapıtını okudum. Altı çizilecek tek bir satır bile bulamadım. Oysa kitabı çok beğenmiştim; beğenmek de ne kelime, çarpmıştı kitap beni. “Nerede bunun altı çizilecek satırları?” diye düşündüm. Aynı şeyi, sevdiğim öteki yazarların yapıtlarında da gördüm. ----. Şimdi niyetim, altı çizilecek tek satırı bile olmayan bir kitap yazmak.

Bu parçada boş bırakılan yere düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisi getirilebilir?

A) Demek ki ben, kimsenin başaramadığını başarmıştım
B) Artık, okurken kitabın sonuna kadar dikkatimi canlı tutamıyordum
C) Sanatta ulaşmak istediğim özgünlüğü yakaladığımı o zaman fark ettim
D) Sonunda, özlü sözlerden çok, yalın anlatıma değer verilmesi gerektiğini anladım
E) Söylenenlerin tersine, çağa ayak uyduramamıştım

CEVAP :
Parçadaki yazarın, eserleri okurken ilginç sözleri çizdiğini söylüyor daha sonra okuduğu kitabı çok sevmesine karşın tek bir satır bile çizemediğini söylüyor. Bu da sonunda yalın anlatımın değerini anladığını gösteriyor

36) Gözlemlerden, yaşantılardan yola çıkıp çok başarılı olmuş sanatçılar vardır; ama aynı yöntemle yazmasına karşın başarılı olamamış, hiçbir iz bırakmamış sanatçılar da çoktur. Örneğin Balzac, hiç evlenmemiş, babalık zevkini tatmamış; ama dünyanın en canlı babası Goriot Baba’yı yaratmıştır. Öte yandan bütün yapıtlarını okuduğum Panait İstrati, yaşantısından, gözlemlerinden yola çıktığı halde çoktan eskimiştir. Bu örneklerden çıkarılacak sonuç, ----

Bu parçada boş bırakılan yere düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisi getirilebilir?
A) edebiyatçının anlattıklarını yaşamış olmasının değil, okura yaşatmasının önemli olduğudur
B) başarılı romanlar yazabilmenin ilk koşulu, yazarın, anlattıklarına tanık olmasıdır
C) her romanın, konusuna özgü bir yazma yöntemi gerektirdiğidir
D) romandaki başarının sanatçının kişilik yapısına bağlı olduğudur
E) kimi romanlardaki başarısızlığın birçok nedene bağlanabileceğidir

CEVAP :
Parçada gözlemle , yaşanmışlıklarla eser verenler karşılaştırıyor. Hangisinin daha başarılı olduğu örneklerle veriliyor. Boş yerden önce sonuç diyerek bu kıyaslamadan bir sonuç çıkartmaya öalışılıyor. Bu da A seçeneğinde verilmiştir.

37) Okumaya nereden başlasam? Hangi türden kitaplar okusam? Böyle soruları yanıtlamada zorlanmışımdır hep. Bilirim ki söyleyeceklerimin yönlendirici bir işlevi olmayacaktır. Çünkü her kitabın etkisi, okurun okurluk yaşantısına, birikimine göre değişiklik gösterir. Birinin yüreğinde titreşimler yaratan bir kitap, bir başkasının ruhunu karartır; esnetir, ağırlığı altında ezer onu. Birine çarpıcı, renkli yaşantılar sunan bir kitap, ötekine bayağı, sıradan gelebilir. ----.

Bu parçanın sonuna, düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisi getirilebilir?

A) Görüldüğü gibi okuma çok yönlü bir etkinliktir
B) Sözün kısası bir kitabın herkes üzerinde aynı etkiyi bıraktığı söylenemez
C) Ne var ki iyi bir okur, hangi amaçla okuduğunun bilincindedir
D) Bu nedenle okuma, okurun kimi bilgi ve becerilerle donanmış olmasını gerektirir
E) Aslında okurun, okuduklarını bir zihinsel süzgeçten geçirmesi gerekir

CEVAP :
Okurların aynı etkiyle kitap okumadığı, her okuyucuda farklı etkiler yarattığı söyleniyor. Bu da B seçeneğinde verilmiştir.

38) ----. Ozanlar da yazarlar da yaşantı işçisidir bir bakıma. Gerçek yaşamdan, nesnel dünyadan kazandıkları yaşantıyı yeniden üretirler. Bu yeniden üretme ya da yaratma süreci içinde estetik bir tat katarlar ona; coşku ve düşünceyle beslenen bir özle yoğururlar onu. Yoğurdukları özü, okura ulaştıracak uygun yollar, uygun biçimler ararlar. Şiir, öykü, roman, oyun gibi türlere özgü yasaların içinde yeni konumlar kazandırırlar yaşantıya.

Bu parçanın başına, düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisi getirilebilir?


A) Yazınsal yaratının gücü, okurda düşünsel bir değişme yaratmasına bağlıdır
B) Okur, romanda, şi rde ya da öyküde karşılaştığı yaşamı, düş dünyasında değiştirerek geliştirir
C) Kimi sanatçılara göre yazınsal yapıtlar, okurun yaşamı algılama gücünü artırmalıdır
D) Gerçekte türü ne olursa olsun, her yazınsal yaratının malzemesi yaşantıdır
E) Şiirler, romanlar, öyküler okurun yüreğinde yeni duygular uyandırmayı amaçlar

CEVAP :
Boşluktan sonra başlayan cümle parçanın boş yerini doldurmakta yardımcı oluyor.
“Ozanlar da yazarlar da yaşantı işçisidir bir bakıma” derken boş yerin yaşantının eser verirken önemimden bahsediyor

39) Mitler doğa güçlerini ve doğaüstü yaratıkları anlatan hayal ürünü öykülerdir. Bunların simgesel ve kutsal bir yanı vardır. Yüzyıllar boyunca bu öyküler birbirlerinden beslenerek zenginleşmiştir. Bunların kimisi kulaktan kulağa yayılırken kimisi de yazmayı iş edinmiş kişilerce yazıya geçirilmiştir. Bugün elimizde hemen her mitolojik öykünün, yazıya geçirenin anlayışına göre değişen anlatımları bulunuyor.

Bu parçada, mitlerle ilgili olarak aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?

A) Kahramanlarının alışılmışın dışında özellikler taşıdığına
B) Anlatılanların dinsel bir içeriği olduğuna
C) Çok uzun bir geçmişi bulunduğuna
D) Aynı öykünün değişik biçimlerde anlatıldığına
E) Kimilerinin gerçekleri yansıttığına

CEVAP :
Parçada mitlerin hayal ürünü olduğu söylenmiş. Parçada gerçekliği konusunda bir bilgi verilmemiştir.

40) Yazınsal yaratılara tutku düzeyine varan bir ilgisi vardı. Bunları, kılı kırk yaran bir okur titizliğiyle inceleyip yargılar, dil ve anlatımını onlarla beslerdi. Nitekim, anlatımındaki çok yönlülük ve somutlama gücü de büyük ölçüde bundan gelirdi. Buna bir de olayları, durumları ve insanları algılama biçimindeki derinlik ve gerçekliği eklersek, yapıtlarındaki olağanüstü etki gücünün nereden kaynaklandığını anlamış oluruz.

Bu parçada tanıtılan yazarla ilgili olarak aşağıdaki yargılardan hangisine ulaşılamaz?

A) Kendini geliştiren bir insandır.
B) Okuduklarını eleştirel bir yaklaşımla değerlendirir.
C) Duygusallığa ağırlık verir.
D) Çevresindekileri değişik boyutlarıyla inceler.
E) Etkili bir anlatımı vardır.



CEVAP :
Parçada bahsedilen kişinin yazılarını tutkuyla, titizlikle yazdığını, farklı bir algılaması olduğu söyleniyor. Duygusallıkla ilgili bir bilgi yoktur.

41) Daha ilk yapıtlarında başkalarının izine basmadan yürümeyi deneyen yazarlar, ozanlar vardır. Bunlar, yazınsal yaratıları ayırmaya, belirlemeye ve değerlendirmeye yönelik geleneksel ölçütlerin, kuralların kılavuzluğunu pek umursamaz, onlara sıkı sıkıya bağlı kalmazlar. Türler arasında öyle aşılması güç duvarlar ya da sınırlar yoktur onlar için. Yazarken bir türe özgü nitelikleri bir başka türe taşımaktan kaçınmazlar.

Bu parçada, sözü edilen sanatçılarla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?

A) Yapıtlarının içerik yönünden zengin olduğuna
B) Başkalarından etkilenmediklerine
C) Yapıtlarında değişik türlere özgü niteliklere yer verdiklerine
D) Yazıların, belirli türlere göre ayrılmasını önemsemediklerine
E) Önceden konmuş kurallara bağlı kalmadıklarına

CEVAP :
Parçadaki yazarın kimseyi taklit etmediği, yapıtlarında değişiklik yaptığıı, kurallara bağlı olmadığı, eserlerinde bir tür ayrım yaptığı söyleniyor. Yapıtlarının içeriği hakkında bir bilgi verilmemiştir.

42) Güzellik de çirkinlik de insanoğlunun duygularına seslenir. Ancak bu iki kavramın algılanışı kişiden kişiye değişir. Güzelliği görebilmek çaba gerektirdiği halde çirkinlik böyle değildir. O kolayca kendini gösterir. Örneğin bembeyaz bir kâğıdın üstüne bir damla mürekkep damlarsa bu çirkinliği kolayca herkes görebilir; ama önemli olan çirkinliği görmek değil, onun oluşmasını önlemek için çaba göstermektir. Yoksa her gün, bu kâğıdın üstünde leke var, diye yakınmak kimseye bir yarar sağlamaz.

Bu parçadan, güzellik ve çirkinlikle ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi çıkarılamaz?

A) Öznel ölçütlerle algılandığı
B) Eğitimli kişilerce ayırt edilebildiği
C) Aralarında farklar olduğu
D) İnsana birtakım görevler yüklediği
E) Yaşamda karşı karşıya gelinebileceği

CEVAP :
Güzellik ve çirkinliğin el alındığı parçada, bu iki kavramın algılanışı, aralarındaki farklar anlatılıyor. Güzellik ve çirkinliğin eğitimli kişilerce anlaşıldığına değinilmemiş.

43) Çok yazmayı, öne çıkmayı, böbürlenmeyi sevmiyor. Gürültüden uzak, ağır ağır, kozasında sessizce örüyor şiirini. Kendini önemsemiyor; kasılma yok. Ne okuyucunun ne de önemli kişilerin dikkatini çekme çabasında. Az ürün veriyor; ama şiirin hasını üretiyor. Şiirde işçiliğe, sabra önem veriyor. Bugüne değin tek kitapta kalmasının nedeni de bu. Adı duyulmamış, sessiz bir ozan; ama şiirleri usta işi.

Kendisinden böyle söz edilen bir sanatçı aşağıdakilerin hangisiyle nitelendirilemez?

A) Gösterişten hoşlanmayan
B) Geri planda kalmayı seven
C) Kendini üstün görmeyen
D) Amacı yalnızca iyi yapıt üretmek olan
E) Tanınacak kadar başarılı olamayan

CEVAP :
Parçadaki yazar öne çıkmayı, böbürlenmeyi sevmiyor. Dikkat çekmeyi istemiyor. Böyle biri için tanınmak bir anlam ifade etmediğinden E seçeneği bu sanatçıyı nitelendiremez.

44) Onu, sorumluluğunu bilen bir yazar olduğu için seviyorum. Kusuru yok mu? Hem de pek çok. Kendini coşkulu betimlemelere kaptırarak Türkçe cümleleri sarsıyor; özne, tümleç, yüklem bağlantılarını yitiriyor. Türkçeyi sevdiği ve benimsediği halde bu tür yanlışları hep yapıyor. Ayrıca öykülerini dinlendirip bir kez daha okumuyor. Bütün bunlara karşın öykülerinde insancıl gerçeğin önemli bir yeri ve ağırlığı var. Bu durum okurların, öykü kişileriyle kolayca ilişki kurmalarına, dahası onlarla aynı düşünceleri paylaşmalarına yardımcı oluyor. Kısaca yazarın kişileriyle okurları birbirleriyle çelişmiyor; hatta özlemlerini yansıttığından, okurların hoşuna bile gidebiliyor o kişiler.

Böyle anlatılan bir sanatçıdan aşağıdakilerin hangisi beklenmez?

A) Okurun, öykü kişileriyle özdeşleşmesini sağlaması
B) Neyi, niçin yaptığının bilincinde olması
C) Yazdıklarının ilk biçimiyle yetinmesi
D) Kolay okunan ama kalıcı olmayan yapıtlar vermesi
E) İnsanlara özgü durumları işlemesi

CEVAP :
Parçadaki yazar öyküleriyle okuyucu arasında bağ kuruyor, yazdıklarında değişikliğe gitmiyor, ne yaptığının bilinciyle harekett ediyor. Parçada yazarın kalıcı olmak gibi bir durumundan bahsetmiyor.