PDA

! FORUMDAN YARARLANMAK İÇİN ÜYE OLUN !
ÜYELİK İÇİN BURAYA TIKLAYARAK GEREKLİ ALANLARI DOLDURUN

FORUMA GİT : DINDAR ve DINCI


alpi001
19-04-2008, 03:04
Hep söyledim ve söylemeye devam ediyorum: Dindar Allah'ın rahmeti, dinci ise Allah'ın musibetidir.

Dinci, dindarın kıymetini bilmeyenlere, Allah'ın musallat ettiği bir beladır.

Toplumumuzun temel sıkıntılarından biri işte bu dindar-dinci ayrımında kilitlenmiş bulunuyor.

Bu ülkeyi yönetenler, yıllar ve yıllar, dindar üretmediler; kendi emeği ve gayretiyle dindar olabilenlerin de kıymetini bilmediler. Onların bu basîretsizliği, insan sömürmeyi ve Allah ile aldatmayı (deyim Kur'an'ındır) en verimli meslek haline getirenler tarafından fark edildi ve alabildiğine boş kalan meydana korkunç bir dincilik sanayii kuruldu.

Dincilik; dini, çıkar, koltuk, baskı egemenlik aracı yapan bir sanayi koludur. İşin esası bakımından ne dini vardır ne de imanı.

Onun dini-imanı, Tanrısı, ibadeti hep çıkarı ve hesabıdır.

Tarihin en verimli ama en zalim iş kollarından biridir dincilik.

Dinci ise bu sanayi kolunu meslek edinmiş olanın adı-unvanıdır.

DİNDAR İLE DİNCİ FARKI

Şimdi bu sanayi, tüm dünyanın nefesini kesiyor, uykularını kaçırıyor; o arada ülkemizin de gırtlağını sıkıyor. Ne yazık ki, tek kutuplu dünyanın süper zalimleri, sömürülerinde destekçi sağlamak için, bu dinci sektörün her türüyle işbirliği içine giriyorlar. Özellikle, kendilerine 'İslam dünyası' diyen aldatılmış kitlelerin aymazlarıyla...

Nedir dindar ve nedir dinci? Ana hatlarıyla söyleyelim:

Dindar, her şeyden önce, dini Allah'a varmanın, O'nun hoşnutluğunu kazanmanın, daha iyi ve daha yetkin insan olmanın yolu ve kurumu bilen ve bu anlayışla yaşamaya çalışan insandır. Bunun içindir ki, dindarın temel meselesi daha iyiye ve daha güzele ulaşmaktır. Bu inanç ve anlayışla sürekli iyilik ve hayır üretir. Din ona 'İnsana hizmet Allah'a hizmettir' dediği için o hep başkalarına bir şeyler verebilmenin gayreti içinde olur.

Bu ruh hali onu, şerde pasif kalmakla yetinmenin ötesine geçirir ve dindar, sürekli bir biçimde hayırda faal olmanın yollarını arar.

Bir tür varoluş sebebi olan bu 'hayırda aktivite', dindarı toplum için 'Allah'ın rahmeti' durumuna getiren temel unsurdur.

Dindar, kendisinin iyi ve rahat olmasıyla işinin bittiğini kabul etmez; başkalarının da iyi ve mutlu olup olmadığını sürekli gözler. Bu ruh hali dindarı, 'Kendin için sevip istediğini, başkaları için de sevip istemedikçe mümin olamazsın' noktasına getirir.

Ve bunun içindir ki dindar, hiç şaşmadan ve aksatmadan dürüst olur. İkiyüzlülük dindarın hayatına asla giremez. Çünkü ikiyüzlülük sadece imanı şirke bulaştırmakla kalmaz, dünyayı da berbat eder.

DİNCİ, DİNDARI SEVMEZ

Dincinin hayatında ise 'İyi ve güzel şeyleri sadece kendin için iste, başkalarının bunlara sahip olmasını önle!' ilkesi yürürlüktedir. Dinci, başkalarının mutlu olmasından, cennete girmeye müsait hale gelmesinden akıl almaz biçimde rahatsız olur.

Dincinin en büyük sıkıntı kaynağı, dindarın varlığıdır. Çünkü dindar, başkalarının mutlu olmasını, cennete gitmesini sevinçle karşılamanın da dinin gereği olduğunu söylemektedir. Bu söylem dinciyi acayip şekilde sinirlendirmektedir.

Dindar, işte bu sebepler yüzündendir ki dinci tarafından 'tavizci, sosyetenin kurtarıcısı, günahkárların papazı, burjuvazinin din filozofu, modernistlerin günah çıkarıcısı...' gibi sıfatlarla itham edilir.

İtham ve iftira dincinin temel ibadeti, varoluş nedenidir. İftira ve itham, dincinin hayatında kazandığı haysiyetsizlik irtifaını başka hiçbir zihniyette kazanamaz. Çünkü dinci, itham ve iftirayı 'fî sebîlillah' (Allah yolunda) yaptığını söyleyerek alçaklığı akıl almaz bir iblislikle taçlandırır.

DİN ANLAYIŞLARI

Suç ve günah, en sefil günahkárlarda bile günah olma niteliğini korur ve suçlusuna boyun büktürür, gözyaşı döktürür. Ama dincide suç ve günah bir ibadet şevkıyle işlendiği için dinci tip suç ve günah işledikçe yüceldiğini sanan sadist bir psikoloji sergiler.

Dinci, Allah'ın tüm yasakladıklarını 'fî sebîlillah' damgası vurarak işlemenin şeytanî sanatını en iyi bilen kendine özgü bir firavundur.

Dindar için din, daha çok sorumlu olmanın, daha çok paylaşmanın, daha çok fedakárlığın daha çok mutluluk ve aydınlık getirdiği gerçeği üzerine kuruludur.

Dincide bu psikoloji tam tersine işlemektedir. Onun için din, başkalarından daha çok almanın, başkalarını daha rahat itham etmenin dokunulmaz ve eleştirilmez kurumudur. Bu yüzdendir ki, dincininin elinde din bir ıstırap ve kahır kurumuna dönüşür ve insan haklarını çiğnemenin kutsal aracı yapılır.

Dindarın dini 'insan için' bir dindir. Aynen Kur'an'ın gösterdiği gibi... Dinci için ise din 'insana rağmen' bir dindir. Aynen dinci zübürlerin dayattıkları gibi...

Dindarı rüyada görmek uğur ve bereketle yorumlanır, dinciyi görmekse uğursuzluk ve felaketle...

DİNDAR RAHMET ADAMI

Dinle-diyanetle ilgisi olmayan insanlar bile mahallelerinde, apartmanlarında bir veya birkaç dindarın olmasından huzur duyar. Çünkü bilirler ki, başlarına bir dert gelse, dindar hiçbir kayıt ve şart aramadan onların yanında olacaktır. Çünkü dindar rahmet adamdır.

Dinciye gelince, en dindar insanlar bile mahalle veya apartmanlarında bir dincinin olmasını istemezler. Çünkü bilirler ki, dinci bir şekilde fesat üretecek, ortalığı karıştırıp insanları rahatsız edecektir.

Gıybet etmek, Allah'ın kullarına suç ve ayıp bulmak, en küçük bir kızgınlık anında onları cehenneme göndermek dincinin ádeta alámeti farikasıdır.

Dinci, fesad-ı álem ve ifsad-ı dine memur bir musibettir. Zehirli bir diken gibi, sürekli birilerinin ayağına batar. Bir dikendir ki o, ayağınıza batması için üstüne basmanız gerekmez; o bir şekilde gelip sizin ayağınızı bulur.

Kısacası, dindar, Allah için iş yapıp değer üreten rahmet insandır; dinci ise Allah yerine iş yapmaya kalkan bir şerîrdir.

DİNCİ DİNİ PARÇALAR

Dindar tüm canlılar için bir rahmet, dinci ise tüm canlılar için bir zahmettir.

Dindar, 'yaratılanları Yaratan'dan ötürü' sever; dinci ise yaratılanları Yaratan'dan nefret ettirmek üzere rahatsız eder. İslam'ın vicdan adamlarından biri olan Muhammed İkbal, dinciden söz ederken onun sadece dünyayı değil, cehennemi bile berbat edebilecek bir yaratık olduğuna dikkat çeker...

Dindar, ilhamını, ışığını, bir adı da Nur olan Kur'an'dan alır.

Dindar için hidayetin ve hakkın kaynağı Kur'an'dır. Dinci ise hidayet ve hakkın kaynağı olarak kendini ve kendisi gibi düşünenleri görür. Bu yüzdendir ki, dincinin en çok rahatsız olduğu şey Kur'an'a yollama yapılmasıdır.

Dinci, yapay kutsal kitaplar (zübür) oluşturup bunları Kur'an'ın yerine geçirerek dini parçalara böler. (bk. Müminûn Suresi, 53) Dindar için tartışılmaz kitap tektir ve Kur'an'dır; dinci içinse, işine yarayan zübürler sayısınca tartışılmaz kitap vardır.

Dindar için tartışılmaz kişi de tektir ve Hz. Peygamber'dir. Dinci ise menfaatlerine uyan kişi sayısınca tartışılmaz insan kabul eder.

Dindar için Allah hem sayı bakımından, hem yaratıcılığı ile, hem de kuvvet ve tasarruflarıyla tektir; dinci içinse Allah sadece sayı olarak tektir. Kuvvet ve tasarruflara gelince dinci, hesap listesindeki her iş için ayrı bir yedek ilah edinmiştir. Bu yedek ilahlarını şeytanî bir ustalıkla maskeleyip gizler.

DOSTLARI BİLE SEVMEZ

Dindar, düşmanlarının bile kendisinden emin olduğu kişidir. Dedik ya, o rahmet insandır. O bilir ve inanır ki bağlısı bulunduğu Hz. Muhammed hem álemlere rahmettir, hem de Emin (güvenilir kişi) unvanına sahiptir. Dindar, muazzez Peygamberi'nin bu niteliklerine gölge düşürecek tavırlardan uzak durmayı hayatının en önemli işi bilir.

Dinciye gelince o, dostlarının bile güvenemediği bir kaypaktır. Namertlik, dincinin temel huyları arasındadır. Dindardaki ahde vefa ahlakından dincide eser bulamazsınız. Onun vefası bir tek şeyedir: Çıkarı... Dinci, çıkarına ters düşen hiçbir şeye ve hiçbir kişiye vefa göstermez. Bunun içindir ki, dinciyi dost edinmek, kobra yılanı ile yatağa girmeye benzer.

Ahde vefa dinin ve dindarlığın omurga değerlerinden biridir. Ve dincinin yoksun olduğu şeylerin başında da ahde vefa gelmektedir... Bu tespitin bir uzantısı olarak:

Dindar kıymet bilir, şükran bilir insandır. Dinci ise nankördür. Yediği ekmek dizinin üstündedir, ayağa kalkınca düşer.

Dinci nankörlüğün en belirgin tecelli alanlarından biri de yaşadığı ülkeye nankörlüktür. Dincinin ibadet haline getirdiği davranışlardan biri de kendi ülkesine sövüp saymak, kendi ülkesiyle kavgalı olanlarla dostluk kurmaktır. Bu dostluğun, dine-imana sövenlerle bile kurulduğunu görürsünüz. Çünkü dinci için din-iman, onun hesabına yaradığı sürece değer taşır...

DÜNYA CENNETE DÖNER

Dinci, kimliğini taşıdığı, çocuklarına yaşama alanı olarak bırakacağı ülkeye hakaret etmekten, ona problem çıkarmaktan asla çekinmez. Dincinin bu nankörlüğü arlanma ve sıkılma bilmeyen bir nankörlüktür...

Dinci, Kur'an'daki 'küfür' kavramının inkár ve nankörlük olmak üzere iki anlamda kullanıldığını asla söylemez. Onun için káfirin bir tek anlamı vardır: İnkár eden. Bu inkár, dincinin elinde, kendisinin kabullerini inkár etmek anlamıyla eşitlenmiştir.

Dinci için 'káfir', dinciliğin 'evet' dediklerinin birine veya birkaçına 'hayır' diyen kişidir. 'Mümin kimdir?' sorusunun dinci lügatte bir tek karşılığı vardır: Ben...

Dincinin alámeti farikalarından biri de sürekli bir biçimde başkalarının dini-imanı hakkında hüküm vermektir. Dincinin Allah'a bırakmak istemediği şeylerden biri de işte bu hüküm verme yetkisidir. Dinci hiç durmadan insanların dini-imanı, cenneti-cehennemi hakkında fetva çıkarır.

Dinci, Allah'ın kulları ile uğraştığının onda biri kadar Allah'a kul olmak için uğraşsaydı dünya cennete dönerdi...

Daha çok şey söylenebilir ama bu kadarla yetiniyoruz. Ve diyoruz ki:

Türkiye, dindarın rahmetini yaygınlaştırmak, dincinin de zahmetinin nelere mál olacağını iyi hesaplamak zorundadır. Bu rahmeti tanımaya ve o zahmetten uzak kalmaya niyeti olanların yolu 'Kur'an'daki İslam'a çıkacaktır.
Bunu ne kadar erken anlarsak o kadar erken kurtuluruz.

Prof.Dr. Yasar Nuri ÖZTÜRK

Allah razi olsun !..