osenmer
09-08-2006, 10:40
http://www.haberx.com/newspictures/27/273568Picture1.jpg
ÜMİT EROL - GAZETEM.NET- Türkiye’de finans piyasalarıyla ilgilenenlerin de giderek farkettiği gibi dünya giderek tek bir piyasaya dönüşmeye başladı bile. A.B.D’de faiz arttırıyor, biz de borsa düşüyor. Japonya politika değiştiriyor, bizim piyasalar etkileniyor. Bizi böylesine etkilemeye başlayan yurtdışı piyasalarda ise giderek artan bir tedirginlik ve volatilite sözkonusu.
İlk bakışta yurtdışı piyasaların dengesizliği finansal kesimin sorunu gibi duruyor. Gerçekten de üstünde durduğumuz zemin kaygan bir zemin. Yılda 800 milyar dolar dış ticaret açığı veren A.B.D ekonomisi, açığı finanse etmek için Çin ve Japonya’nın ABD hazine bonolarını almasıyla ayakta duruyor. Yani bugünkü düzeni üreterek değil borçlanarak sürdürüyor. Sürekli dış ticaret fazlası veren Çin ve Japonya ise bu gidişe şimdilik pek ses çıkartmıyor ve A.B.D’ye borç vermeye devam ediyor. Çünkü mallarını satabileceklari başka bir pazar yok. Ama giderek de verdikleri borç karşılığı A.B.D’den daha fazla faiz talep ediyorlar. Bu da A.B.D’nin pek istemeden de olsa faizleri yükseltmesine neden oluyor. Giderek artan faizler A.B.D’de gelecek bir durgunluk ve enflasyonun nedeni olabilir.
Ancak gerçek sorun ve dengesizliğin kaynağı finansal kesimden ziyade reel sektörde. Sonuçta finansal piyasalar bir gösterge ve eğer finansal piyasalarda bir dengesizlik varsa, bunun esas kaynağı reel sektördeki dengesizlikler.
Küreselleşme kapitalizmin mantığı içinde yeni bir şekillenmeye itiyor dünyayı. Giderek üretim gücü AB ve ABD’den Asya’ya kayıyor. Bu ise bazı yeni sorunlara yol açıyor. Çin ve Hindistan (bunlara belki Brezilya, Rusya ve diğer Asya ülkeleri de katılabilir) giderek büyük üretici güçler haline dönüşüyor. Ancak bu ülkelerin üretimden sağladığı katma değerler çok düşük ve üretimin önemli bir kısmı yabancı sermayeye bağımlı. Bu tip bir yapı içinde ismi geçen ülkelerin Batı’nın 19. ve 20. yüzyılda sağladığı sermaye birikimini hızla sağlaması zor.
Dünya giderek ikiye ayrılıyor. Bir yerde ucuz işçilik ve düşük katma değerle üretim yapan merkezler, öte yanda bilgi, teknoloji ve sermayeyi hala kontrol eden Batı. Dünya tarihinin daha önceki evrelerinde üretimle sermaye arasında coğrafi dağılım anlamında böyle bir ikilik en azından bu çapta olmamıştı. Üretim merkezleriyle sermaye merkezlerinin bu ayrışması bizi ya daha keskin bir küreselleşmere götürecek, ya da bazı ciddi sorunlara.
Sorunlardan biri üretim merkezinin Batı’dan dış ülkelere kayması ile birlikte Batı’da giderek artan işsizlik sorunu. Bu şimdi değilse bile yakın gelecekte AB ve ABD’nin tüketim kapasitesini olumsuz etkileyebilir. Eğer AB ve ABD tüketimi durgunlaşmaya başlarsa, Çin ve Hindistan’ın giderek büyüyen orta sınıfları artan tüketimleriyle bunu karşılıyabilir. Ama orada da başka bir sorunumuz var. Bu ülkelerin nüfusları çok büyük ve tüketim toplumu haline dönüşmeleri dünya kaynakları üstünde dayanılmaz bir baskı yaratabilir. Bu sürecin ilk işaretlerini artan hammadde ve petrol fiyatlarıyla görmeye başladık bile. Sonuç olarak sistem kendi içinde giderek büyük çelişkiler üretmeye başladı ve bu çelişkilerin kolay çözümleri de yok.
9 Ağustos 2006, Çarşamba
ÜMİT EROL - GAZETEM.NET- Türkiye’de finans piyasalarıyla ilgilenenlerin de giderek farkettiği gibi dünya giderek tek bir piyasaya dönüşmeye başladı bile. A.B.D’de faiz arttırıyor, biz de borsa düşüyor. Japonya politika değiştiriyor, bizim piyasalar etkileniyor. Bizi böylesine etkilemeye başlayan yurtdışı piyasalarda ise giderek artan bir tedirginlik ve volatilite sözkonusu.
İlk bakışta yurtdışı piyasaların dengesizliği finansal kesimin sorunu gibi duruyor. Gerçekten de üstünde durduğumuz zemin kaygan bir zemin. Yılda 800 milyar dolar dış ticaret açığı veren A.B.D ekonomisi, açığı finanse etmek için Çin ve Japonya’nın ABD hazine bonolarını almasıyla ayakta duruyor. Yani bugünkü düzeni üreterek değil borçlanarak sürdürüyor. Sürekli dış ticaret fazlası veren Çin ve Japonya ise bu gidişe şimdilik pek ses çıkartmıyor ve A.B.D’ye borç vermeye devam ediyor. Çünkü mallarını satabileceklari başka bir pazar yok. Ama giderek de verdikleri borç karşılığı A.B.D’den daha fazla faiz talep ediyorlar. Bu da A.B.D’nin pek istemeden de olsa faizleri yükseltmesine neden oluyor. Giderek artan faizler A.B.D’de gelecek bir durgunluk ve enflasyonun nedeni olabilir.
Ancak gerçek sorun ve dengesizliğin kaynağı finansal kesimden ziyade reel sektörde. Sonuçta finansal piyasalar bir gösterge ve eğer finansal piyasalarda bir dengesizlik varsa, bunun esas kaynağı reel sektördeki dengesizlikler.
Küreselleşme kapitalizmin mantığı içinde yeni bir şekillenmeye itiyor dünyayı. Giderek üretim gücü AB ve ABD’den Asya’ya kayıyor. Bu ise bazı yeni sorunlara yol açıyor. Çin ve Hindistan (bunlara belki Brezilya, Rusya ve diğer Asya ülkeleri de katılabilir) giderek büyük üretici güçler haline dönüşüyor. Ancak bu ülkelerin üretimden sağladığı katma değerler çok düşük ve üretimin önemli bir kısmı yabancı sermayeye bağımlı. Bu tip bir yapı içinde ismi geçen ülkelerin Batı’nın 19. ve 20. yüzyılda sağladığı sermaye birikimini hızla sağlaması zor.
Dünya giderek ikiye ayrılıyor. Bir yerde ucuz işçilik ve düşük katma değerle üretim yapan merkezler, öte yanda bilgi, teknoloji ve sermayeyi hala kontrol eden Batı. Dünya tarihinin daha önceki evrelerinde üretimle sermaye arasında coğrafi dağılım anlamında böyle bir ikilik en azından bu çapta olmamıştı. Üretim merkezleriyle sermaye merkezlerinin bu ayrışması bizi ya daha keskin bir küreselleşmere götürecek, ya da bazı ciddi sorunlara.
Sorunlardan biri üretim merkezinin Batı’dan dış ülkelere kayması ile birlikte Batı’da giderek artan işsizlik sorunu. Bu şimdi değilse bile yakın gelecekte AB ve ABD’nin tüketim kapasitesini olumsuz etkileyebilir. Eğer AB ve ABD tüketimi durgunlaşmaya başlarsa, Çin ve Hindistan’ın giderek büyüyen orta sınıfları artan tüketimleriyle bunu karşılıyabilir. Ama orada da başka bir sorunumuz var. Bu ülkelerin nüfusları çok büyük ve tüketim toplumu haline dönüşmeleri dünya kaynakları üstünde dayanılmaz bir baskı yaratabilir. Bu sürecin ilk işaretlerini artan hammadde ve petrol fiyatlarıyla görmeye başladık bile. Sonuç olarak sistem kendi içinde giderek büyük çelişkiler üretmeye başladı ve bu çelişkilerin kolay çözümleri de yok.
9 Ağustos 2006, Çarşamba