osenmer
18-08-2006, 10:43
"Demokratik cumhuriyet özelikle Mehmet Altan öncülüğünde geliştirilen 2. Cumhuriyet ile siyasi hayatımıza girdi. Cumhuriyetin demokratik bir karakter taşımadığı düşüncesinden yola çıkan 2. Cumhuriyetçilere göre, demokrasinin, insan haklarının acilen hayata geçirilmesiyle cumhuriyet demokratikleşebilir. "
http://www.haberx.com/newspictures/27/275880SmallPicture.jpg
MEHMET ALTAN - GAZETEM.NET - İkinci Cumhuriyet’i en iyi kimler anlar?
Dünya,
Yeni bir çağın sancısını kanlı bir kaos içinde yaşıyor. Maalesef daha uzun süre de yaşayacağa benzemekte...
Türkiye ise yeni çağın üzerimize hamle ettiği bu dönemde, bir yandan üretim biçimini, öte yandan siyasal yapısını yenileme sancılarıyla boğuşuyor... Değişim yanlılarıyla karşıtları arasındaki kavga gürültü de devam etmekte...
* * *
Düşünün ki, 2006 yılında hala “demokrat” olmanın hakaret sayıldığı bir noktadayız... Bireyin özgürlüğünü en öncelikli amaç olarak gözeten liberalizm de gene bizde “liboş” olarak küfürleştirilmedi mi?
Dün solculara “Moskova’ya” diye bağıran da burasıydı... Bizde tek serbest düşünce “resmi ideoloji” oldu her zaman.
On beş sene önce Türkiye’nin ağırlaşan sorunlarının çözümü için Kemalist Cumhuriyet’in demokratikleştirilmesi önerildiğinde, en büyük tepki statükoculardan geldi. Orkestra şefliğini de Ankara’dakiler yaptı...
Kimin ne dediğinin en sağlıklı arşivi Türkiye Büyük Millet Meclisi Kütüphanesi’ndeki “İkinci Cumhuriyet” dosyasında duruyor. Bir büyük özeti de www.ikincicumhuriyet.org sitesinde mevcut.
AB, bizdeki sistemin demokrasiden uzak olduğunu tespit edip dönüştürmeye başlayınca, saldırılar biraz dindi.
* * *
On beş yıldır küfür kıyamete yol açan, özü itibariyle mevcut yapının demokratikleştirilmesinden başka bir şey önermeyen İkinci Cumhuriyet fikrinin artık çok daha sağlıklı anlaşıldığını görerek sevindim geçenlerde.
Radikal Gazetesi’nin “Genç Radikal” ekinde, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi birinci sınıf öğrencisi Kemal Üner, “Demokratik Cumhuriyet, Kürt Sorunu ve Ortadoğu” başlıklı yazısında her şeyi yerli yerine koyuyordu.
On beş yıllık bir serüvenin bir yeni hamlesi olarak bu genç yazarın yazısını sizlerle paylaşmak istedim.
* * *
“... Ancak Türkiye Cumhuriyeti’ne bakıldığında demokratik bir cumhuriyet olduğunu söylemek ne yazık ki mümkün değil. Türkiye cumhuriyetle kuruldu. Ancak devlet kavramı kutsallaştırıldı. Resmi toplum dahil halkın insani talepleri geriye itildi. Devlet elektrik, su, okul götürmediği bir Anadolu köyüne “devlet kutsaldır” türünden kendi zihniyetini götürdü.
* * *
Demokratik cumhuriyet özelikle Mehmet Altan öncülüğünde geliştirilen 2. Cumhuriyet ile siyasi hayatımıza girdi. Cumhuriyetin demokratik bir karakter taşımadığı düşüncesinden yola çıkan 2. Cumhuriyetçilere göre, demokrasinin, insan haklarının acilen hayata geçirilmesiyle cumhuriyet demokratikleşebilir. Ancak buna ne yazıktır ki en büyük tepki değişme karşı olan sol ve Kemalist gruplardan geldi. Ardından da eski cumhurbaşkanı Süleyman Demirel Aralık 1996 AGİT zirvesinde demokratik cumhuriyeti biraz açmaya çalıştı. Hukuk dünyasında da, eski Yargıtay Başkanı Sami Selçuk 2001 yılındaki adli yıl açılış konuşmasında sözlerini “Yaşasın Türkiye, yaşasın demokratik cumhuriyet” diyerek bitirdi. Nihayetinde Başbakan Erdoğan’ın 10 Ağustos’ta aydınlarla yaptığı görüşmede “Tüm siyasal, ekonomik ya da kültürel sorunlar demokratik cumhuriyet prensipleri içerisinde ele alınmalıdır” deyince demokratik cumhuriyet kavramı yeniden tartışılmaya başlandı. Tepki yine Kemalist sol çizgiden geldi.
* * *
Evet belki zaman zaman devletin organları, cumhuriyetin demokratikleşmesi gerektiğini vurguladılar. Fakat “Cumhuriyet ne kadar demokratikleşti?” sorusuna, demokratikleşen pek bir şey olamadığı cevabı sanırım yerinde olacak. Özellikle Türkiye Cumhuriyeti’nin kanayan yarası “Kürt sorunu” hala çözüm bekliyor. Bırakın çözüm getirecek bir adımı TMY ile Türkiye’yi bir on sene geriye götürecek, çözümsüzlüğü getirecek adımlar atılıyor. Çözümsüzlük çözümdür politikasıyla daha ne kadar gidileceğini kestirmek zor.
Sonuç olarak şunu belirtmek gerekir ki, Ortadoğu kanlı bir savaşın içerisinde. Savaşın ortasında masum insanlar ölüyor. Gerek Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı ve Dışişleri Bakanı gerekse de sivil toplum örgütlerinin çözüm üretme çabaları olumlu görünse de, unutmamak gerekir ki, evinde huzursuzluk olan bir baba komşusunun sorununu çözemez.
18 Ağustos 2006, Cuma
http://www.haberx.com/newspictures/27/275880SmallPicture.jpg
MEHMET ALTAN - GAZETEM.NET - İkinci Cumhuriyet’i en iyi kimler anlar?
Dünya,
Yeni bir çağın sancısını kanlı bir kaos içinde yaşıyor. Maalesef daha uzun süre de yaşayacağa benzemekte...
Türkiye ise yeni çağın üzerimize hamle ettiği bu dönemde, bir yandan üretim biçimini, öte yandan siyasal yapısını yenileme sancılarıyla boğuşuyor... Değişim yanlılarıyla karşıtları arasındaki kavga gürültü de devam etmekte...
* * *
Düşünün ki, 2006 yılında hala “demokrat” olmanın hakaret sayıldığı bir noktadayız... Bireyin özgürlüğünü en öncelikli amaç olarak gözeten liberalizm de gene bizde “liboş” olarak küfürleştirilmedi mi?
Dün solculara “Moskova’ya” diye bağıran da burasıydı... Bizde tek serbest düşünce “resmi ideoloji” oldu her zaman.
On beş sene önce Türkiye’nin ağırlaşan sorunlarının çözümü için Kemalist Cumhuriyet’in demokratikleştirilmesi önerildiğinde, en büyük tepki statükoculardan geldi. Orkestra şefliğini de Ankara’dakiler yaptı...
Kimin ne dediğinin en sağlıklı arşivi Türkiye Büyük Millet Meclisi Kütüphanesi’ndeki “İkinci Cumhuriyet” dosyasında duruyor. Bir büyük özeti de www.ikincicumhuriyet.org sitesinde mevcut.
AB, bizdeki sistemin demokrasiden uzak olduğunu tespit edip dönüştürmeye başlayınca, saldırılar biraz dindi.
* * *
On beş yıldır küfür kıyamete yol açan, özü itibariyle mevcut yapının demokratikleştirilmesinden başka bir şey önermeyen İkinci Cumhuriyet fikrinin artık çok daha sağlıklı anlaşıldığını görerek sevindim geçenlerde.
Radikal Gazetesi’nin “Genç Radikal” ekinde, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi birinci sınıf öğrencisi Kemal Üner, “Demokratik Cumhuriyet, Kürt Sorunu ve Ortadoğu” başlıklı yazısında her şeyi yerli yerine koyuyordu.
On beş yıllık bir serüvenin bir yeni hamlesi olarak bu genç yazarın yazısını sizlerle paylaşmak istedim.
* * *
“... Ancak Türkiye Cumhuriyeti’ne bakıldığında demokratik bir cumhuriyet olduğunu söylemek ne yazık ki mümkün değil. Türkiye cumhuriyetle kuruldu. Ancak devlet kavramı kutsallaştırıldı. Resmi toplum dahil halkın insani talepleri geriye itildi. Devlet elektrik, su, okul götürmediği bir Anadolu köyüne “devlet kutsaldır” türünden kendi zihniyetini götürdü.
* * *
Demokratik cumhuriyet özelikle Mehmet Altan öncülüğünde geliştirilen 2. Cumhuriyet ile siyasi hayatımıza girdi. Cumhuriyetin demokratik bir karakter taşımadığı düşüncesinden yola çıkan 2. Cumhuriyetçilere göre, demokrasinin, insan haklarının acilen hayata geçirilmesiyle cumhuriyet demokratikleşebilir. Ancak buna ne yazıktır ki en büyük tepki değişme karşı olan sol ve Kemalist gruplardan geldi. Ardından da eski cumhurbaşkanı Süleyman Demirel Aralık 1996 AGİT zirvesinde demokratik cumhuriyeti biraz açmaya çalıştı. Hukuk dünyasında da, eski Yargıtay Başkanı Sami Selçuk 2001 yılındaki adli yıl açılış konuşmasında sözlerini “Yaşasın Türkiye, yaşasın demokratik cumhuriyet” diyerek bitirdi. Nihayetinde Başbakan Erdoğan’ın 10 Ağustos’ta aydınlarla yaptığı görüşmede “Tüm siyasal, ekonomik ya da kültürel sorunlar demokratik cumhuriyet prensipleri içerisinde ele alınmalıdır” deyince demokratik cumhuriyet kavramı yeniden tartışılmaya başlandı. Tepki yine Kemalist sol çizgiden geldi.
* * *
Evet belki zaman zaman devletin organları, cumhuriyetin demokratikleşmesi gerektiğini vurguladılar. Fakat “Cumhuriyet ne kadar demokratikleşti?” sorusuna, demokratikleşen pek bir şey olamadığı cevabı sanırım yerinde olacak. Özellikle Türkiye Cumhuriyeti’nin kanayan yarası “Kürt sorunu” hala çözüm bekliyor. Bırakın çözüm getirecek bir adımı TMY ile Türkiye’yi bir on sene geriye götürecek, çözümsüzlüğü getirecek adımlar atılıyor. Çözümsüzlük çözümdür politikasıyla daha ne kadar gidileceğini kestirmek zor.
Sonuç olarak şunu belirtmek gerekir ki, Ortadoğu kanlı bir savaşın içerisinde. Savaşın ortasında masum insanlar ölüyor. Gerek Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı ve Dışişleri Bakanı gerekse de sivil toplum örgütlerinin çözüm üretme çabaları olumlu görünse de, unutmamak gerekir ki, evinde huzursuzluk olan bir baba komşusunun sorununu çözemez.
18 Ağustos 2006, Cuma