yakamoz
26-03-2006, 09:59
“Kulluk”, varoluş gayesine uygun davranışları ortaya koymaktır...
Allah zülcelâl biz insanlardan bir şey istiyor, sadece tek bir şey:
“Ben insanları ve cinleri ancak bana kulluk etsinler diye yarattım” (Zariyat 56) ilâhi beyanında ifade edildiği üzere insanoğlu ancak Allah’a kul olması için bu âleme gönderilmiştir. Bizden istenen tek şey KUL olmamızdır.
İnsan birinden küçücük bir iyilik görse, iyilik gördüğü kimseyi göklere çıkarmaktan kendini alamıyor. “Bir kahvenin kırk yıl hatır vardır” demiş atalarımız. (Gerçi günümüzde bu güzel haslet de pek azalmıştır ya.)
O halde her şeyden önce benzeri, taklidi yapılamayan, düşünen, konuşan bir varlık olarak yaratılan insanoğlu da Sanatkârını; sonsuz iyilik ve ihsanlarını minnetle, şükranla yâd ederek, aczin ve fakrın kanatlarıyla yalvarıp yakarmalıdır. İnsan muhtaçtır buna. Çünkü âcizdir; gözle göremediği zararlı bir mikroptan tutun da depremlere varıncaya kadar sayısız belâ ve musibetlere maruzdur. Kul Rabbi ile pazarlık yapamaz. Bana bu belayı, hastalığı neden verdin? deme salahiyetine sahip değildir.
Kul, fakirdir; yiyip içtiği besin ve sudan tutun da, sonsuz hayat ve saadete varıncaya kadar o kadar çok ihtiyaçları vardır ki birine kavuşsa diğeri karşısına çıkar. Sermayesi ise hiç hükmünde bir şeydir. Âcizlik, zayıflık ve fakirliği sebebiyle, bitki, hayvan ve dağlardan güneşe, yağmur bulutlarına varıncaya kadar her şey insanın yardımına sunulmuştur.
İnsanın güneşin doğup batmasında bir rolü yoktur. Yağmur bulutlarını getirmek için bir güç kullanamaz. Mevsimlerin, gece gündüzün peşpeşe gelmesinde en küçük bir katkıda bulunamaz. Ne bitkileri emri altına alabilir, ne hayvanlara söz dinletebilir. Hepsi de âcizliği, zayıflığı ve fakirliğinden dolayı emrine verilmiştir. Kulun bu konulara müdahale edebilecek bir yetkisi söz konusu bile değildir. İnsana düşen, kendisini kâinatın tahtına oturtan, sayısız ikram ve ihsanlarda bulunan Rabbine aczin ve fakrın kanatlarıyla uçarak kulluk şerefine yükselmekten başka ne olabilir ki?
Dikkat edilmesi gereken bir husus da şudur: Müslüman Allah’a kulluk yapacak, Allah’ın istediği gibi bir hayat yaşayacak, ama bu esnada görecek ki, kâfirlerin elinde, kendisinde olan dünya nimetlerinden daha fazlası var. Mal, mülk, saltanat, imkân, fırsat, zevk, eğlence hepsi onların elinde. İş böyle olunca kul sanki Rabbi ile pazarlık etmekte ve “neden bana değil de, o kâfirlere verdin?” diyerek isyan etmekte, o kâfirlerin elindekilere imrenmektedir. Kendisinde kâfirin elinde bulunanların sadece bir kısmı var. Tabii bir de isyan edenlerin, kâfirlerin, zalimlerin kendisi üzerinde baskıları, zulümleri de var. Sırf müslümanlığından dolayı kâfirlerin zulümlerine de maruz kalıyor. Ama buna karşın Allah’a imanı, Allah’a kulluğu ve Rabbini yüceltmesi var.
Böyle bir pazarlıkta kulun ayağının kayması, kâfirlere meyletmesi, kulluğundan vazgeçivermesi bir an meselesidir. Kâfirlerin safına geçivermesi bunların tamamının değişmesi anlamına gelecektir. Hem o kâfirlerden gelen saldırılardan, eziyetlerden, işkencelerden kurtulacak, hem de onların elindeki tüm dünya mallarına, mülklerine, dünya zevk ve eğlencelerine o da ulaşmış olacaktır.
Ama Rabbimiz buyuruyor ki: “Ey kullarım, sakın ha sakın onların elindekilere göz dikmeyin! Dünya hayatından onlara bolca verdiğimiz süslere, ziynetlere imrenmeyin. Unutmayın ki, Biz bütün bunları onlara sadece imtihan için veriyoruz. İyi bilin ki onlar çok çabuk biter. Ama bitmeyen, tükenmeyen, hayırlı olan, süresiz olan Rabbinizin katındaki rızklardır. Cennet ölümsüzdür, cennet nimetleri sonsuzdur, cennet hayatı bâkîdir. Siz O’na yönelin, hedefiniz kulluk olsun, sakın ha Rabbinizle pazarlığa girmeyin! Kaybedersiniz, ayağınız kayar ve hüsrana uğrayanlardan olursunuz.”
Günümüzde yine kulların Rableri ile bir başka pazarlığı da rızk konusundadır. Allah zülcelâl her konuda olduğu gibi rızk konusunda da peygamberleri rehber olarak göndermiştir. Peygamberan-ı izam hazeratı rızkı kazanma yollarını, nasıl ve nerelere sarfedilmesi gerektiğini örnek bir hayat yaşayarak göstermişlerdir. Ama maalesef bu konuda kul, Rabbi ile pazarlık ediyor ve gösterdiği yolu değil de, aklına göre, nefsine göre olan yolları tercih ediyor.
Eh efendim, yani rızık da bir kulluk değil mi? Rızık kazanmak için çalışıp çabalamak da bir ibadet değil mi? Değil! Yanlış! Yanlış anlıyorsunuz! Yanlış biliyorsunuz! Yanlış bilgilendirildiniz! Yanlış yoldasınız! Sizler din gibi ticarete, din gibi rızık kazanmaya, din gibi dünyaya bağlanmışsınız. Söylesenize, sizler şu anda peygamber standartlarına göre mi rızık peşindesiniz? Peygamber gibi yaşayın, peygamberin ihtiyaç anlayışına sahip olun, eğer evinizde yiyecek yoksa o zaman rızık peşinde koşun, bir diyeceğim yoktur. Ama yedi sülâlenize yetecek kadar rızık sahibi olan, mal mülk sahibi olan sizler nasıl rızık peşindeyiz diyebilirsiniz? Aldatmayalım kendimizi. Rızık peşinde değil köşe dönme peşindeyiz bizler, köşe dönme.
Yüce Rabbimizden bizleri kendine layık bir KUL haline getirmesini niyaz ediyoruz. Öyle ki KULLUĞUN tadına vararak hayatımızı geçirmeyi nasip eylesin. Bir HİÇ olduğumuzu fark ederek, ömrümüzü KULLUĞUN bâlâsına ererek, kamil bir imanla sona erdirmeyi nasib eylesin. Konyamızın medar-ı iftarı Mevlana’mızın ifadesiyle son nefesimizde Şeb-i Aruz olarak sevgilimiz Rabb Teala hazretlerine kavuşmayı nasib eylesin.
Allahüzülcelal hiçbir mevzuda bizi nefsimizin eline, şeytanın eline bırakıp da, kendisiyle pazarlık etme cüretini gösteren kullardan eylemesin. Ayağımızı kaydırmasın, şeytanın oyuncağı haline getirmesin. Sadece kendisine kul olanlardan eylesin.Amin...
Allah zülcelâl biz insanlardan bir şey istiyor, sadece tek bir şey:
“Ben insanları ve cinleri ancak bana kulluk etsinler diye yarattım” (Zariyat 56) ilâhi beyanında ifade edildiği üzere insanoğlu ancak Allah’a kul olması için bu âleme gönderilmiştir. Bizden istenen tek şey KUL olmamızdır.
İnsan birinden küçücük bir iyilik görse, iyilik gördüğü kimseyi göklere çıkarmaktan kendini alamıyor. “Bir kahvenin kırk yıl hatır vardır” demiş atalarımız. (Gerçi günümüzde bu güzel haslet de pek azalmıştır ya.)
O halde her şeyden önce benzeri, taklidi yapılamayan, düşünen, konuşan bir varlık olarak yaratılan insanoğlu da Sanatkârını; sonsuz iyilik ve ihsanlarını minnetle, şükranla yâd ederek, aczin ve fakrın kanatlarıyla yalvarıp yakarmalıdır. İnsan muhtaçtır buna. Çünkü âcizdir; gözle göremediği zararlı bir mikroptan tutun da depremlere varıncaya kadar sayısız belâ ve musibetlere maruzdur. Kul Rabbi ile pazarlık yapamaz. Bana bu belayı, hastalığı neden verdin? deme salahiyetine sahip değildir.
Kul, fakirdir; yiyip içtiği besin ve sudan tutun da, sonsuz hayat ve saadete varıncaya kadar o kadar çok ihtiyaçları vardır ki birine kavuşsa diğeri karşısına çıkar. Sermayesi ise hiç hükmünde bir şeydir. Âcizlik, zayıflık ve fakirliği sebebiyle, bitki, hayvan ve dağlardan güneşe, yağmur bulutlarına varıncaya kadar her şey insanın yardımına sunulmuştur.
İnsanın güneşin doğup batmasında bir rolü yoktur. Yağmur bulutlarını getirmek için bir güç kullanamaz. Mevsimlerin, gece gündüzün peşpeşe gelmesinde en küçük bir katkıda bulunamaz. Ne bitkileri emri altına alabilir, ne hayvanlara söz dinletebilir. Hepsi de âcizliği, zayıflığı ve fakirliğinden dolayı emrine verilmiştir. Kulun bu konulara müdahale edebilecek bir yetkisi söz konusu bile değildir. İnsana düşen, kendisini kâinatın tahtına oturtan, sayısız ikram ve ihsanlarda bulunan Rabbine aczin ve fakrın kanatlarıyla uçarak kulluk şerefine yükselmekten başka ne olabilir ki?
Dikkat edilmesi gereken bir husus da şudur: Müslüman Allah’a kulluk yapacak, Allah’ın istediği gibi bir hayat yaşayacak, ama bu esnada görecek ki, kâfirlerin elinde, kendisinde olan dünya nimetlerinden daha fazlası var. Mal, mülk, saltanat, imkân, fırsat, zevk, eğlence hepsi onların elinde. İş böyle olunca kul sanki Rabbi ile pazarlık etmekte ve “neden bana değil de, o kâfirlere verdin?” diyerek isyan etmekte, o kâfirlerin elindekilere imrenmektedir. Kendisinde kâfirin elinde bulunanların sadece bir kısmı var. Tabii bir de isyan edenlerin, kâfirlerin, zalimlerin kendisi üzerinde baskıları, zulümleri de var. Sırf müslümanlığından dolayı kâfirlerin zulümlerine de maruz kalıyor. Ama buna karşın Allah’a imanı, Allah’a kulluğu ve Rabbini yüceltmesi var.
Böyle bir pazarlıkta kulun ayağının kayması, kâfirlere meyletmesi, kulluğundan vazgeçivermesi bir an meselesidir. Kâfirlerin safına geçivermesi bunların tamamının değişmesi anlamına gelecektir. Hem o kâfirlerden gelen saldırılardan, eziyetlerden, işkencelerden kurtulacak, hem de onların elindeki tüm dünya mallarına, mülklerine, dünya zevk ve eğlencelerine o da ulaşmış olacaktır.
Ama Rabbimiz buyuruyor ki: “Ey kullarım, sakın ha sakın onların elindekilere göz dikmeyin! Dünya hayatından onlara bolca verdiğimiz süslere, ziynetlere imrenmeyin. Unutmayın ki, Biz bütün bunları onlara sadece imtihan için veriyoruz. İyi bilin ki onlar çok çabuk biter. Ama bitmeyen, tükenmeyen, hayırlı olan, süresiz olan Rabbinizin katındaki rızklardır. Cennet ölümsüzdür, cennet nimetleri sonsuzdur, cennet hayatı bâkîdir. Siz O’na yönelin, hedefiniz kulluk olsun, sakın ha Rabbinizle pazarlığa girmeyin! Kaybedersiniz, ayağınız kayar ve hüsrana uğrayanlardan olursunuz.”
Günümüzde yine kulların Rableri ile bir başka pazarlığı da rızk konusundadır. Allah zülcelâl her konuda olduğu gibi rızk konusunda da peygamberleri rehber olarak göndermiştir. Peygamberan-ı izam hazeratı rızkı kazanma yollarını, nasıl ve nerelere sarfedilmesi gerektiğini örnek bir hayat yaşayarak göstermişlerdir. Ama maalesef bu konuda kul, Rabbi ile pazarlık ediyor ve gösterdiği yolu değil de, aklına göre, nefsine göre olan yolları tercih ediyor.
Eh efendim, yani rızık da bir kulluk değil mi? Rızık kazanmak için çalışıp çabalamak da bir ibadet değil mi? Değil! Yanlış! Yanlış anlıyorsunuz! Yanlış biliyorsunuz! Yanlış bilgilendirildiniz! Yanlış yoldasınız! Sizler din gibi ticarete, din gibi rızık kazanmaya, din gibi dünyaya bağlanmışsınız. Söylesenize, sizler şu anda peygamber standartlarına göre mi rızık peşindesiniz? Peygamber gibi yaşayın, peygamberin ihtiyaç anlayışına sahip olun, eğer evinizde yiyecek yoksa o zaman rızık peşinde koşun, bir diyeceğim yoktur. Ama yedi sülâlenize yetecek kadar rızık sahibi olan, mal mülk sahibi olan sizler nasıl rızık peşindeyiz diyebilirsiniz? Aldatmayalım kendimizi. Rızık peşinde değil köşe dönme peşindeyiz bizler, köşe dönme.
Yüce Rabbimizden bizleri kendine layık bir KUL haline getirmesini niyaz ediyoruz. Öyle ki KULLUĞUN tadına vararak hayatımızı geçirmeyi nasip eylesin. Bir HİÇ olduğumuzu fark ederek, ömrümüzü KULLUĞUN bâlâsına ererek, kamil bir imanla sona erdirmeyi nasib eylesin. Konyamızın medar-ı iftarı Mevlana’mızın ifadesiyle son nefesimizde Şeb-i Aruz olarak sevgilimiz Rabb Teala hazretlerine kavuşmayı nasib eylesin.
Allahüzülcelal hiçbir mevzuda bizi nefsimizin eline, şeytanın eline bırakıp da, kendisiyle pazarlık etme cüretini gösteren kullardan eylemesin. Ayağımızı kaydırmasın, şeytanın oyuncağı haline getirmesin. Sadece kendisine kul olanlardan eylesin.Amin...