xtrails
30-10-2006, 10:17
Askeri sanayiide basına ayrıcalık
Askeri alanda basına uygulanan ayrıcalık sadece resepsiyonlar ya da programlarla sınırlı değil... Bugün den Lale Sarıibrahim oğlu askeri saneyide basına uygulanan ayrıcalığı daha doğrusu bir dergiye yapılan kıyağı köşesine taşıdı.
[Sadece Kayıtlı Üyelerimiz Linkleri Görebilmektedirler]
Askeri sanayiide basına ayrıcalık rezaleti...
Zaman zaman gündeme gelir, TSK'nın bazı basın yayın organlarına ve de eleştirel yazan isimlere uyguladığı akreditasyon uygulaması ya da bilgi verme yasağı.
Dün kutladığımız Cumhuriyet'i aslında bize, yani halka armağan eden Atatürk'ün kabrinin bulunduğu Anıtkabir'deki törenlere dahi, asli işi olayları yerinde izleyip, kamuoyuna duyurmak olan bazı basın mensupları, akreditasyon uygulaması yüzünden alınmaz. Sanki Atatürk, birilerinin malı. Sonra da Cumhuriyet bayramı, içi boşaltılarak kutlanmaya kalkışılır.
Gerçi, siyasi otoriteler de zaman zaman aleyhlerinde yazdıklarını düşündükleri basın mensuplarına TSK gibi bilgi verme yasağı uygularlar ama bu uygulama TSK da olduğu gibi katı değildir.
Vatandaşa bilgi vermek olan bu kutsal görevi yerine getirmesi gereken bazı gazetecileri ya da basın yayın organlarını, bu temel haklarından yoksun bırakma uygulaması karşısında bence asıl suçlu olanlar da, bu haklarını almak için mücadele vermeyen gazeteciler ve basın kuruluşlarıdır.
İşte yıllardır, basına keyfi biçimde yasak uygulayan ama kamuoyu gündemine gelmeyen bir diğer sektör de kısa adıyla SSM olan Savunma Sanayii Müsteşarlığı'dır. Teorik olarak sivil otoriteye bağlı olan SSM, vatandaşın vergilerinden toplanan paralarla, trilyonluk silah ihalelerine imza atar. Bu imzaları atarken düzenlediği törenlere ise yalnızca, işi genelde TSK'dan aldığı hazır sorulara hazır yanıtları basmak ve karşılığında milyonlarca dolarlık ilanlar almak olan bir derginin temsilcilerini çağırır. Kamuoyunun çok da ilgili olmadığı askeri sanayiideki teknik bilgileri yayımlayan bu dergi, halkın rahatça ulaşabildiği gazete bayiilerindeki standlarda yerini alır.
Peki o zaman, bu kadar teknik bilginin yer aldığı bir dergiye oluk oluk bilgiler aktarılırken ve de kamuoyu bu bilgilere rahatça ulaşırken, diğer pek çok gazeteciden benzer bilgilerin saklanmasındaki amaç nedir? Amaçlardan biri tabii ki kontrollü bir şekilde bilgilerin kamuoyu ile paylaşılması. İstersen uydur uydur, yazdır, nasıl olsa hesap soran yok.
Bu yaptığınız, hem etik değil hem de yasal değil.
Bir dergiye kıyak geçip diğerlerinden bilgi saklayacağınıza, milletin vergileriyle silahlar için harcadığınız paraların, doğru bir harcama olup olmadığının önce hesabını verin siz. Hesabını verin, bunca paranın harcandığı silah sektöründe halen niye yüzde 80'ler oranında askeri teknolojide dışa bağımlı olduğumuzun? Sıkar tabi hesap vermek.
Beyler, bayanlar; aklınızı başınıza alıp, işinizi doğru dürüst yapın. Aksi takdirde Türkiye'de bile demokratik hukuk devletinin çalıştığını ve bilgi verme yasasını ihlal etmekten mahkeme önüne çıkabileceğinizi unutmayın.
Mardin’den muhteşem görüntüler ve Sıla
1994 yılıydı zannediyorum... Kalabalık bir gazeteci grubu, Kuzey Irak'a, Diyarbakır üzerinden kara yoluyla gittik. Dönüşümüz ise sabah erken saatlere rastlamıştı. Bu vesileyle, güneş doğarken Mardin'i görme imkânı buldum. O ne muhteşem güzellikti, arkadan güneş vurmuş ve Mardin teras evleriyle rüya gibi bir manzara oluşturmuştu.
Gazeteci Adnan Avuka'nın, "Hoşgörülerin Diyarı, Mardin" adlı, bu güzel kenti resmettiği kitabına bakınca, Kuzey Irak dönüşü, gün doğarken giriş yaptığım muhteşem Mardin'i hatırladım. Ne acıdır ki, bu güzelim cennet şehir, töre uygulamaları yüzünden, içinde yaşayanlara cehennem hayatı yaşatıyor, bu bölgedeki diğer yörelerde yaşattığı gibi.
Her hafta ekranlarımıza gelen Sıla dizisi, bize bu güzel kenti tanıtırken, töre gibi baş belasını kamuoyu ile paylaşması açısından da büyük önem taşıyor. Öğretici özelliği nedeniyle, dizide rol alan herkese teşekkür ediyorum...
Tabii bu güzel kenti fotoğraflarıyla ölümsüz kılan meslektaşım Adnan Avuka'ya da...
Bugün
Askeri alanda basına uygulanan ayrıcalık sadece resepsiyonlar ya da programlarla sınırlı değil... Bugün den Lale Sarıibrahim oğlu askeri saneyide basına uygulanan ayrıcalığı daha doğrusu bir dergiye yapılan kıyağı köşesine taşıdı.
[Sadece Kayıtlı Üyelerimiz Linkleri Görebilmektedirler]
Askeri sanayiide basına ayrıcalık rezaleti...
Zaman zaman gündeme gelir, TSK'nın bazı basın yayın organlarına ve de eleştirel yazan isimlere uyguladığı akreditasyon uygulaması ya da bilgi verme yasağı.
Dün kutladığımız Cumhuriyet'i aslında bize, yani halka armağan eden Atatürk'ün kabrinin bulunduğu Anıtkabir'deki törenlere dahi, asli işi olayları yerinde izleyip, kamuoyuna duyurmak olan bazı basın mensupları, akreditasyon uygulaması yüzünden alınmaz. Sanki Atatürk, birilerinin malı. Sonra da Cumhuriyet bayramı, içi boşaltılarak kutlanmaya kalkışılır.
Gerçi, siyasi otoriteler de zaman zaman aleyhlerinde yazdıklarını düşündükleri basın mensuplarına TSK gibi bilgi verme yasağı uygularlar ama bu uygulama TSK da olduğu gibi katı değildir.
Vatandaşa bilgi vermek olan bu kutsal görevi yerine getirmesi gereken bazı gazetecileri ya da basın yayın organlarını, bu temel haklarından yoksun bırakma uygulaması karşısında bence asıl suçlu olanlar da, bu haklarını almak için mücadele vermeyen gazeteciler ve basın kuruluşlarıdır.
İşte yıllardır, basına keyfi biçimde yasak uygulayan ama kamuoyu gündemine gelmeyen bir diğer sektör de kısa adıyla SSM olan Savunma Sanayii Müsteşarlığı'dır. Teorik olarak sivil otoriteye bağlı olan SSM, vatandaşın vergilerinden toplanan paralarla, trilyonluk silah ihalelerine imza atar. Bu imzaları atarken düzenlediği törenlere ise yalnızca, işi genelde TSK'dan aldığı hazır sorulara hazır yanıtları basmak ve karşılığında milyonlarca dolarlık ilanlar almak olan bir derginin temsilcilerini çağırır. Kamuoyunun çok da ilgili olmadığı askeri sanayiideki teknik bilgileri yayımlayan bu dergi, halkın rahatça ulaşabildiği gazete bayiilerindeki standlarda yerini alır.
Peki o zaman, bu kadar teknik bilginin yer aldığı bir dergiye oluk oluk bilgiler aktarılırken ve de kamuoyu bu bilgilere rahatça ulaşırken, diğer pek çok gazeteciden benzer bilgilerin saklanmasındaki amaç nedir? Amaçlardan biri tabii ki kontrollü bir şekilde bilgilerin kamuoyu ile paylaşılması. İstersen uydur uydur, yazdır, nasıl olsa hesap soran yok.
Bu yaptığınız, hem etik değil hem de yasal değil.
Bir dergiye kıyak geçip diğerlerinden bilgi saklayacağınıza, milletin vergileriyle silahlar için harcadığınız paraların, doğru bir harcama olup olmadığının önce hesabını verin siz. Hesabını verin, bunca paranın harcandığı silah sektöründe halen niye yüzde 80'ler oranında askeri teknolojide dışa bağımlı olduğumuzun? Sıkar tabi hesap vermek.
Beyler, bayanlar; aklınızı başınıza alıp, işinizi doğru dürüst yapın. Aksi takdirde Türkiye'de bile demokratik hukuk devletinin çalıştığını ve bilgi verme yasasını ihlal etmekten mahkeme önüne çıkabileceğinizi unutmayın.
Mardin’den muhteşem görüntüler ve Sıla
1994 yılıydı zannediyorum... Kalabalık bir gazeteci grubu, Kuzey Irak'a, Diyarbakır üzerinden kara yoluyla gittik. Dönüşümüz ise sabah erken saatlere rastlamıştı. Bu vesileyle, güneş doğarken Mardin'i görme imkânı buldum. O ne muhteşem güzellikti, arkadan güneş vurmuş ve Mardin teras evleriyle rüya gibi bir manzara oluşturmuştu.
Gazeteci Adnan Avuka'nın, "Hoşgörülerin Diyarı, Mardin" adlı, bu güzel kenti resmettiği kitabına bakınca, Kuzey Irak dönüşü, gün doğarken giriş yaptığım muhteşem Mardin'i hatırladım. Ne acıdır ki, bu güzelim cennet şehir, töre uygulamaları yüzünden, içinde yaşayanlara cehennem hayatı yaşatıyor, bu bölgedeki diğer yörelerde yaşattığı gibi.
Her hafta ekranlarımıza gelen Sıla dizisi, bize bu güzel kenti tanıtırken, töre gibi baş belasını kamuoyu ile paylaşması açısından da büyük önem taşıyor. Öğretici özelliği nedeniyle, dizide rol alan herkese teşekkür ediyorum...
Tabii bu güzel kenti fotoğraflarıyla ölümsüz kılan meslektaşım Adnan Avuka'ya da...
Bugün
