PDA

! FORUMDAN YARARLANMAK İÇİN ÜYE OLUN !
ÜYELİK İÇİN BURAYA TIKLAYARAK GEREKLİ ALANLARI DOLDURUN



FORUMA GİT : Özkök: Ecevit kendi cenazesinin provasını yapıyordu...


osenmer
06-11-2006, 09:24
Özkök: Ecevit kendi cenazesinin provasını yapıyordu...
Ertuğrul Özkök, merhum Bülent Ecevit'in ölümünden önce son katıldığı tören için, "Onu son defa Kocatepe'nin avlusunda gördük. Sanki kendi cenazesinin kostümlü provasını yapıyordu" diye yazdı.
http://image.haber7.com/haber/31576.jpg
"Siyasetçiler yuhalanıyordu. O ise kendi cenaze töreninin provasını yapıyordu. Sanki herkese, 'beni nasıl bilirdiniz?' diye sesleniyor, o kalabalık hep bir ağızdan, 'iyi bilirdik' diyordu" diye yazan Hürriyet Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök, "Bütün hakkımız, bize verdiğin bütün dürüstlükler, herşey sana helal olsun" dedi.

Ertuğrul Özkök'in bugünkü köşe yazısı şöyle: http://www.hurriyet.com.tr/_yazarlar/images/10b.jpg

Dengesi bozulmuş tabut


Benim gözümün önüne hep o fotoğraf gelir. Bir tabut...

Üç tarafındaki insanlar yere çömelmiş.

Bir tarafı ise dimdik ayakta duruyor.

Galiba Nevşehir’deydi.

CHP İl başkanı öldürülmüştü.

Cenaze taşınırken yolun iki tarafındaki binalardan ateş açılmış, tabutu taşıyanlar korkuyla yere çömelmiş, Ecevit ise dimdik ayakta kalmıştı.

* * *
Öteki ise bir görüntü.

1979 seçimlerinde Aşağı Çumra’ya giriyoruz.

Ben de genç bir öğretim üyesi olarak Ecevit’in seçim otobüsündeyim.

Yolun başında bir üsteğmen bizi durduruyor ve uyarıyor:

"Sayın Başbakanım, ilçenin girişinde ülkücüler vaziyet aldı. Kötü şeyler olabilir."

Ecevit bir saniye bile düşünmüyor.

"Siz görevinizi yapın" diyor ve otobüs hareket ediyor.

İlçenin tam girişinde yolun iki tarafından ateş açılıyor.

Herkes yerde.

Şoförün yanındaki Ecevit yine sakin biçimde oturuyor.

Bana Ecevit kim diye sorarsanız cevabım işte budur:

"Dengesi bozulmuş bir tabut fotoğrafı...."

Tabutun ayakta kalan kolu derseniz, işte o Ecevit’tir...

1980 yılının Eylül ayı.

Güniz Sokakta, rahmetli kayınpederim Hüdai Oral’ın evindeyiz.

12 Eylül askeri harekatı olmuş ve Ecevit Hamzakoy’a götürülmüştü.

Kayınpederim Hamzakoy’den onu telefonla aradı ve hatırını sordu.

Sonra telefonu bana verdi.

Bir süre konuştuk.

Sesinde en küçük bir umutsuzluk belirtisi yoktu.

* * *

İşte o ses beni, bir yıl sonra "Arayış" dergisine götürdü.

12 Eylül askeri yönetiminin en koyu günlerinde onunla birlikte çalıştım.

Bütün hayatımın belki de en çelişkili günleriydi.

Bir yandan hayatım kurtulduğu için Evren ve arkadaşlarına minnet duyuyordum.

Bir yandan da içimdeki demokrasi ruhu beni askerlere karşı dergi çıkarmaya zorluyordu.

İkisi de bendim.

* * *

Ve Ecevit deyince aklımda kalacak olan son fotoğraf.

Kocatepe Camii’ndeki o kalabalık içinde, bedeni iyice küçülmüş bir insan.

Tekerlekli sandalyeyi reddeden bir dimağ.

Ayaklarını ve bedenini sürükleye sürükleye cami avlusuna geliyor.

Kimbilir belki de kendi cenazesinin kostümsüz provasını yapıyor.

Herkes, bütün siyasiler yuhalanıyor.

Bir tek o...

İnsanlar kutsal bir emanete dokunmak istermiş gibi omuzuna, yanaklarını dokunmak istiyorlar.

Sanki kendi cenazesinin provasını yapıyor, ne bileyim, imam yerine bizzat kendisi "Hakkınızı helal edin" diye sesleniyor, bu ülkenin insanları da onun yüzüne, hem de canı gönülden, üç kere "Helal olsun" diye haykırıyor..

Daha hayatta iken vicahiye çevrilen bir son görev yerine getiriliyor.

* * *

Orada cami avlusu görüntülerinin karşısında küçük bir hesap yaptım.

Neredeyse 40 yıldan fazla süredir aktif siyasette.

Bu süreye üç başbakanlık, sayısız ana muhalefet liderliği, iki üç ara rejim sığmış.

Bırakıp gitmiş, sonra dönmüş.

Zaman, o insafsız seri katil, etraftaki siyasileri cellat gibi biçmiş.

Çoğu da bu ilahi cezayı sonuna kadar haketmiş.

Geriye birkaç iyi insan kalmış.

* * *

Bir Çin atasözü vardır.

"Uzun süre bir nehrin başında oturursanız, bütün düşmanlarınızın cesetlerinin önünüzden geçtiğini görürsünüz" der.

Bizim kuşağımız,bizden önceki ve sonrakiler hep bu hayat nehrinin başında oturuyoruz.

Ama hiç birimiz önümüzden geçen bir Ecevit cesedine tesadüf etmedik..

Çünkü onun en büyük hezimeti hiçbirimizin düşmanı olmayı başaramamaktı..

Nur içinde yatsın...

(Hürriyet)