osenmer
06-04-2007, 09:54
http://www.ensonhaber.com/images/author/225_b.jpg
M. Ali BİRAND
“TSK, kapıkulu değil”
Türk Silahlı Kuvvetleri’ni müdahaleye zorlayan çevreler bu ülkeye büyük zarar veriyorlar. Oysa bugünün dünyasında ve bu bölgede en fazla ihtiyaç duyduğumuz kurum TSK’dır.
Birkaç kesim var ki, Türk Silahlı Kuvvetleri’ni rejimin jandarması olarak görür. Kendi kafalarında, kendileri gibi düşünenler veya bizzat kendileri iktidar olmadıkları takdirde, çeşitli gerekçelerle TSK’yı müdahaleye teşvik ederler.
Askeri müdahaleden çıkar sağlayacak olan, emekliler, politikacılar, iş çevreleri ve bunların uzantısı medya, hep darbe peşinden koşar. Bazen ordu içinde kendileri gibi düşünen bazı subaylar da bulurlar, ancak TSK genelinde darbeler defterini artık kapandı. Bunun farkında değiller.
Başta Genelkurmay Başkanlığı olmak üzere, TSK bugünkü dünya ve bölgesel koşullarda darbe yapılamayacağını herkesten iyi bilmektedir.
Genelkurmay Başkanı Büyükanıt’ın Akademiler’de yaptığı son konuşmada “Asker, Kapıkulu olamaz” demesinin altında bu gerçekler de yatmaktadır. Bu, TSK her şeye göz yumar ve rejim altüst olsa, ülke bölünse dahi kılını kıpırdatmaz, demek değildir.
Her şey bir yana, Türkiye’nin bugünkü dünya ve özellikle de bölge koşullarında en fazla ihtiyacı olan kurum Silahlı Kuvvetler’dir.
Bölünme noktasına gelmiş olan Irak, nereye gideceği bilinmeyen Kuzey Irak, nükleer güç konumuna yaklaşan İran ile çevrili durumdaki Türkiye, birçok açıdan saat gibi çalışan bir TSK’ya muhtaçtır. Bu kurumu sürekli şekilde siyasetin içinde tutar, sürekli politik görevler yükler ve beceremediğimiz işlerin içine itersek, ordumuzu asıl o zaman yıpratmış oluruz.
TSK’yı kapıkulumuz gibi görmeyelim, gereksiz biçimde siyasete sokmayalım. Siyasete bulayan bir ordu, gerçek görevini yeterince yapamaz. Zamanının önemli bölümünü siyasete ayıran bir komuta kademesi, askeriyle yeterince ilgilenemez.
* * *
İRAN KAZANDI, TÜRKİYE RAHAT BİR NEFES ALDI
İranlılar hepimizi şaşırttılar.
15 İngiliz askerinin tutuklanmasının daha çok uzun süreceği sanılıyordu. Hatta Londra’dan kaynaklanan haberler, kimsenin çabuk bir çözüm beklemediğini gösteriyordu.
Tam tersi oldu.
Bazılarımız İran’ı küçümser. Oysa tam tersine, küçümsememek gerekiyor. İşte yaşanan son krizi incelediğimizde, kazançlı çıkan tarafının İranlılar olduğunu hemen görüveriyoruz. Her ne kadar BM’den kınama aldılar ise de, iç kamuoyu açısından, kazançlı çıktılar.
15 İngiliz askerinin tutuklanması ardından bugüne kadar geçen süre içinde yaşananlar, İran hükümetinin uluslararası kamuoyunu etkilemekte ne kadar usta olduğunu gösterdi. Doğrusu, kriz yarattıktan sonra, bunun üzerinde tepinmeyi ve ardından da kendilerini haklı gösterip işin içinden çıkmasını çok iyi biliyorlar.
Krizi belirli bir düzeyde tuttular, İngilizler ve Amerikalılar’dan korkmadıklarını, gerektiğinde onlara zarar verdirebileceklerini gösterdiler ve olayı uzatmadan, 15 askeri affettiklerini açıkladılar.
İletişim oyununu kazandılar.
Sadece bununla kalmadı, Irak’ta tutuklanan vatandaşlarının serbest bırakılmasını da sağladılar.
İranlılar herkesi şaşırttılar.
Kimse bu krizin bu kadar çabuk bitebileceğini beklemiyordu. Hala da, bu kadar çabuk bitmesinin nedeni tam olarak açıklığa kavuşmuş değil. İngiltere ile kapalı kapılar ardında nasıl bir pazarlık yapıldığı bilinmiyor. En büyük merak konusu bu…
İngiltere de, İran’ın istediği gibi “özür dilemedi”. Bütün kriz boyunca, sadece “konuyu tartışmaya hazır oldukları” söylediler. Hiçbir zaman “müzakereye” yanaşmadılar.
Bu mini kriz herkese önemli dersler verdi.
İran’ın gözünün kara olduğu bir defa daha anlaşıldı.
İngiltere de, hemen teslim olmayacağını gösterdi.
Krizin bu şekilde bitişi en çok Türkiye’yi rahatlattı. Eğer devam etse ve gerilim artsaydı, İngiltere ile Amerika, Ankara’nın kapısını çalacak ve “Hadi bakalım, İran ile yakınlığınızı gösterin” diyeceklerdi.
O zaman, yine iki cami arasında bir namaz kalacaktık.
06 Nisan 2007 Cuma
M. Ali BİRAND
“TSK, kapıkulu değil”
Türk Silahlı Kuvvetleri’ni müdahaleye zorlayan çevreler bu ülkeye büyük zarar veriyorlar. Oysa bugünün dünyasında ve bu bölgede en fazla ihtiyaç duyduğumuz kurum TSK’dır.
Birkaç kesim var ki, Türk Silahlı Kuvvetleri’ni rejimin jandarması olarak görür. Kendi kafalarında, kendileri gibi düşünenler veya bizzat kendileri iktidar olmadıkları takdirde, çeşitli gerekçelerle TSK’yı müdahaleye teşvik ederler.
Askeri müdahaleden çıkar sağlayacak olan, emekliler, politikacılar, iş çevreleri ve bunların uzantısı medya, hep darbe peşinden koşar. Bazen ordu içinde kendileri gibi düşünen bazı subaylar da bulurlar, ancak TSK genelinde darbeler defterini artık kapandı. Bunun farkında değiller.
Başta Genelkurmay Başkanlığı olmak üzere, TSK bugünkü dünya ve bölgesel koşullarda darbe yapılamayacağını herkesten iyi bilmektedir.
Genelkurmay Başkanı Büyükanıt’ın Akademiler’de yaptığı son konuşmada “Asker, Kapıkulu olamaz” demesinin altında bu gerçekler de yatmaktadır. Bu, TSK her şeye göz yumar ve rejim altüst olsa, ülke bölünse dahi kılını kıpırdatmaz, demek değildir.
Her şey bir yana, Türkiye’nin bugünkü dünya ve özellikle de bölge koşullarında en fazla ihtiyacı olan kurum Silahlı Kuvvetler’dir.
Bölünme noktasına gelmiş olan Irak, nereye gideceği bilinmeyen Kuzey Irak, nükleer güç konumuna yaklaşan İran ile çevrili durumdaki Türkiye, birçok açıdan saat gibi çalışan bir TSK’ya muhtaçtır. Bu kurumu sürekli şekilde siyasetin içinde tutar, sürekli politik görevler yükler ve beceremediğimiz işlerin içine itersek, ordumuzu asıl o zaman yıpratmış oluruz.
TSK’yı kapıkulumuz gibi görmeyelim, gereksiz biçimde siyasete sokmayalım. Siyasete bulayan bir ordu, gerçek görevini yeterince yapamaz. Zamanının önemli bölümünü siyasete ayıran bir komuta kademesi, askeriyle yeterince ilgilenemez.
* * *
İRAN KAZANDI, TÜRKİYE RAHAT BİR NEFES ALDI
İranlılar hepimizi şaşırttılar.
15 İngiliz askerinin tutuklanmasının daha çok uzun süreceği sanılıyordu. Hatta Londra’dan kaynaklanan haberler, kimsenin çabuk bir çözüm beklemediğini gösteriyordu.
Tam tersi oldu.
Bazılarımız İran’ı küçümser. Oysa tam tersine, küçümsememek gerekiyor. İşte yaşanan son krizi incelediğimizde, kazançlı çıkan tarafının İranlılar olduğunu hemen görüveriyoruz. Her ne kadar BM’den kınama aldılar ise de, iç kamuoyu açısından, kazançlı çıktılar.
15 İngiliz askerinin tutuklanması ardından bugüne kadar geçen süre içinde yaşananlar, İran hükümetinin uluslararası kamuoyunu etkilemekte ne kadar usta olduğunu gösterdi. Doğrusu, kriz yarattıktan sonra, bunun üzerinde tepinmeyi ve ardından da kendilerini haklı gösterip işin içinden çıkmasını çok iyi biliyorlar.
Krizi belirli bir düzeyde tuttular, İngilizler ve Amerikalılar’dan korkmadıklarını, gerektiğinde onlara zarar verdirebileceklerini gösterdiler ve olayı uzatmadan, 15 askeri affettiklerini açıkladılar.
İletişim oyununu kazandılar.
Sadece bununla kalmadı, Irak’ta tutuklanan vatandaşlarının serbest bırakılmasını da sağladılar.
İranlılar herkesi şaşırttılar.
Kimse bu krizin bu kadar çabuk bitebileceğini beklemiyordu. Hala da, bu kadar çabuk bitmesinin nedeni tam olarak açıklığa kavuşmuş değil. İngiltere ile kapalı kapılar ardında nasıl bir pazarlık yapıldığı bilinmiyor. En büyük merak konusu bu…
İngiltere de, İran’ın istediği gibi “özür dilemedi”. Bütün kriz boyunca, sadece “konuyu tartışmaya hazır oldukları” söylediler. Hiçbir zaman “müzakereye” yanaşmadılar.
Bu mini kriz herkese önemli dersler verdi.
İran’ın gözünün kara olduğu bir defa daha anlaşıldı.
İngiltere de, hemen teslim olmayacağını gösterdi.
Krizin bu şekilde bitişi en çok Türkiye’yi rahatlattı. Eğer devam etse ve gerilim artsaydı, İngiltere ile Amerika, Ankara’nın kapısını çalacak ve “Hadi bakalım, İran ile yakınlığınızı gösterin” diyeceklerdi.
O zaman, yine iki cami arasında bir namaz kalacaktık.
06 Nisan 2007 Cuma
