osenmer
09-04-2007, 09:46
http://www.ensonhaber.com/images/author/378_b.jpg
Şansal BÜYÜKA
Kendinizi kandırmayın
İlk sözüm Kezman'ı savunanlara: Dakika beş. Dahay oyunun başı. Gerilim yok sinir yok. Taça çıkan bir top yüzünden sarı kart görüyor. Kardemiş hakem tacı sana verse ne olacak, vermese ne olacak. Altı üstü bir taç atışı. Bu yüzden sarı kart görülür mü? Hadi ondan da vazgeçtik. İlk yarının son uzatma dakikası. Oyun 1-1 olmuş. Alex öyle bir pas veriyor ki, en zor işi golü atamamak. Topu ağlarla buluşturamamak. Kolayı bırakıp zoru yapıyor Kezman. Doksan dakikada tek adam geçemiyor, tek hava topu alamıyor, o hava toplarında sürekli rakibin arkasına saklanıyor. Bu adam Fenerbahçe'nin en pahalı transferi. Hayırlı olsun.
Bir başkası Lugano; Allahaşkına doksan dakikayı lütfen dikkatli hatırlayın. Özellikle ikinci yarının başını. Yerden, havadan her topta başı döndü. İkinci Kayseri golünde havaya çıktı topu ıskaladı, Kemal'e boş kaleye golü atmak düştü.
Edu deseniz, kırmızıyı görse ne olur, görmese ne olur. Her maçta ne kadar iyi iş yapıyorsa, bir o kadar da kötü iş yapıyor.
Dönelim Kayseri'ye. Hiç ağlamasın. Bu kadar baskılı oynadığın, savunmanın arkasına bu kadar rahat sarktığın bir maçta kazanacak golleri atamıyorsan, kusura bakma, zirveyi zorlayamazsın. Büyük maç kazanılmadan büyük hedeflere varılamaz. Kayseri bunu kafasına soksun.
Savunma dedik. Fenerbahçe savunması gerçekten "Yol geçen hanı" gibiydi. 40 metrelik-50 metrelik her uzun top Kayseri forvetlerinin kaleci Serdar'la burun buruna bıraktı. Bu kadar para harcayıp bu kadar kötü bir savunma nasıl kurulur. İnanılır gibi değil.
Bakıyorsunuz Fenerbahçe savunması ile ilerideki son adamı Kezman arasında tam 70 metrelik bir mesafe var. Fenerbahçe savunması kalecisinin önüne dayanmış bir türlü o savunmayı ileride kurmayı düşünmüyor. Zico'da bu konuda uyarmıyor. İş kaleci Serdar'a düştü. Maç boyu "Çık... Çık..." diye bağırmaktan sesi kısıldı. Ama dinleyen kim? Savunma bu kadar geride kurulunca orta alanda iki hamal Tuncay ile Aurelio'nun anası ağlıyor. Bu kadar yükü depreme dayanıklı beton bile kaldıramaz, gene Tuncay ve Aurelio iyi kaldırıyor.
Tabelada beraberlik var. Fenerbahçe'nin gol bulması gerekiyor. Ama bakıyorsunuz, rakip ceza alanı içinde ya bir adamla, ya iki adamla görüyorsunuz. Nerede hızlı hücum, nerede savunmayı az adamla yakalamak? Nerede hücumda çoğalmak? Bunların hiçbiri Fenerbahçe'nin oyun anlayışında yok.
Diyeceksiniz ki, bu kadar yazdın, Kayseri'nin ilk golündeki Uğur'un o inanılmaz hatasından niye sözetmiyorsun? Etmeye gerek yok. Uğur bu kadar. Uğur'un hatasından çok Fenerbahçe'de oynar mı oynamaz mı o tartışılmalı? Bir takım intihar etse, ancak Uğur'un yaptığı hatayı yapar.
Daha yazsam ki yazacak çok şey var, ayrılan köşe değil, koca bir sayfa dolar. Onun için kesmeye çalışayım. Maçın iyileri olarak Mehmet Topuz ile Tayfun Cora'yı gördüm. Tümer'e yapılan hareket "devam" kararından çok "penaltıya" yakındı bana göre.
Sonuç şu: Bu savunma, bu santrafor. Kalan yedi haftada Fenerbahçe seyircisine Allah sabır versin...
09 Nisan 2007 Pazartesi
Şansal BÜYÜKA
Kendinizi kandırmayın
İlk sözüm Kezman'ı savunanlara: Dakika beş. Dahay oyunun başı. Gerilim yok sinir yok. Taça çıkan bir top yüzünden sarı kart görüyor. Kardemiş hakem tacı sana verse ne olacak, vermese ne olacak. Altı üstü bir taç atışı. Bu yüzden sarı kart görülür mü? Hadi ondan da vazgeçtik. İlk yarının son uzatma dakikası. Oyun 1-1 olmuş. Alex öyle bir pas veriyor ki, en zor işi golü atamamak. Topu ağlarla buluşturamamak. Kolayı bırakıp zoru yapıyor Kezman. Doksan dakikada tek adam geçemiyor, tek hava topu alamıyor, o hava toplarında sürekli rakibin arkasına saklanıyor. Bu adam Fenerbahçe'nin en pahalı transferi. Hayırlı olsun.
Bir başkası Lugano; Allahaşkına doksan dakikayı lütfen dikkatli hatırlayın. Özellikle ikinci yarının başını. Yerden, havadan her topta başı döndü. İkinci Kayseri golünde havaya çıktı topu ıskaladı, Kemal'e boş kaleye golü atmak düştü.
Edu deseniz, kırmızıyı görse ne olur, görmese ne olur. Her maçta ne kadar iyi iş yapıyorsa, bir o kadar da kötü iş yapıyor.
Dönelim Kayseri'ye. Hiç ağlamasın. Bu kadar baskılı oynadığın, savunmanın arkasına bu kadar rahat sarktığın bir maçta kazanacak golleri atamıyorsan, kusura bakma, zirveyi zorlayamazsın. Büyük maç kazanılmadan büyük hedeflere varılamaz. Kayseri bunu kafasına soksun.
Savunma dedik. Fenerbahçe savunması gerçekten "Yol geçen hanı" gibiydi. 40 metrelik-50 metrelik her uzun top Kayseri forvetlerinin kaleci Serdar'la burun buruna bıraktı. Bu kadar para harcayıp bu kadar kötü bir savunma nasıl kurulur. İnanılır gibi değil.
Bakıyorsunuz Fenerbahçe savunması ile ilerideki son adamı Kezman arasında tam 70 metrelik bir mesafe var. Fenerbahçe savunması kalecisinin önüne dayanmış bir türlü o savunmayı ileride kurmayı düşünmüyor. Zico'da bu konuda uyarmıyor. İş kaleci Serdar'a düştü. Maç boyu "Çık... Çık..." diye bağırmaktan sesi kısıldı. Ama dinleyen kim? Savunma bu kadar geride kurulunca orta alanda iki hamal Tuncay ile Aurelio'nun anası ağlıyor. Bu kadar yükü depreme dayanıklı beton bile kaldıramaz, gene Tuncay ve Aurelio iyi kaldırıyor.
Tabelada beraberlik var. Fenerbahçe'nin gol bulması gerekiyor. Ama bakıyorsunuz, rakip ceza alanı içinde ya bir adamla, ya iki adamla görüyorsunuz. Nerede hızlı hücum, nerede savunmayı az adamla yakalamak? Nerede hücumda çoğalmak? Bunların hiçbiri Fenerbahçe'nin oyun anlayışında yok.
Diyeceksiniz ki, bu kadar yazdın, Kayseri'nin ilk golündeki Uğur'un o inanılmaz hatasından niye sözetmiyorsun? Etmeye gerek yok. Uğur bu kadar. Uğur'un hatasından çok Fenerbahçe'de oynar mı oynamaz mı o tartışılmalı? Bir takım intihar etse, ancak Uğur'un yaptığı hatayı yapar.
Daha yazsam ki yazacak çok şey var, ayrılan köşe değil, koca bir sayfa dolar. Onun için kesmeye çalışayım. Maçın iyileri olarak Mehmet Topuz ile Tayfun Cora'yı gördüm. Tümer'e yapılan hareket "devam" kararından çok "penaltıya" yakındı bana göre.
Sonuç şu: Bu savunma, bu santrafor. Kalan yedi haftada Fenerbahçe seyircisine Allah sabır versin...
09 Nisan 2007 Pazartesi