osenmer
10-04-2007, 10:33
http://www.ensonhaber.com/images/author/362_b.jpg
Ertuğrul ÖZKÖK
Çankaya'da siyasi tatbikat
SORU 1: Rektörler Komitesi, Cumhurbaşkanlığı seçimi konusunda fikrini söyleme hakkına sahip midir?
Bence sahiptir.
Soru 2: Peki, Cumhurbaşkanlığı seçimi için 367 oy şart mıdır?
Bence hayır.
Bu ülkenin Meclis’i daha önce bu şartı aramadan Cumhurbaşkanlığı seçimi yapmışsa, şimdi suni şartlar yaratmak sadece yanlış değil, aynı zamanda derin bir haksızlık olur.
Bunlar benim şahsi görüşlerim.
Bir şahsi görüşüm daha var.
Cumhurbaşkanlığı seçimi konusunda, tehlikeli ve gereksiz bir gerginlik ortamı yaratıyoruz.
Bu gerginlik en büyük zararı, onu yaratanlara verecektir.
* * *
Gerginlik mimarlarına küçük bir "siyasi tatbikat" öneriyorum.
Bir an için şu ihtimali düşünün.
Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı’na adaylığını koymuş ve 16 Mayıs günü, TBMM tarihinde az görülür bir ekseriyetle cumhurbaşkanı seçilmiş.
O gün için bir "Exit (çıkış) stratejiniz" var mı?
O gün kendinizi nasıl hissedeceksiniz? Mesela, "Rejim elden gitmiş" diye mi düşüneceksiniz?
Bu duyguyla sokağa mı döküleceksiniz?
Askeri, göreve mi davet edeceksiniz?
Ben size söyleyeyim. Bunların hiçbiri olmayacak.
Yapabileceğiniz tek şey, rahmetli Özal’a yaptığınız olacaktır.
Ona en fazla 6 ay içinde alışırsınız.
Yani bu gerginlik stratejisinden kazanacağınız bir şey yok.
Ama kaybedeceğiniz çok şey var. Bakın size anlatayım.
Bunun sonunda, çok daha güçlü bir Erdoğan’ı Çankaya’ya göndermiş olacaksınız.
Bu da, gerginlik mimarlarının tarihi bir "hezimeti" olarak algılanacaktır.
İkinci bir senaryo daha var.
Gerginlik stratejisini uygulayanların galip geldiği bir senaryo.
Diyelim ki, Erdoğan, bu baskılar karşısında aday olmaktan vazgeçti ve Çankaya’ya başkası çıktı.
Yine 16 Mayıs’a dönelim.
O takdirde siz mi kazanmış olacaksınız?
Yoksa sadece "egonuz" ve "dar görüşlülüğünüz mü?"
Bu seçimden geriye "içi buruk", "mağdur" bir Erdoğan bırakmak sizce bir zafer mi olacaktır?
* * *
Şu tabloyu da düşünün.
Çankaya’da Erdoğan’ın sözünden çıkmayacak bir cumhurbaşkanı.
Tam karşıda Başbakanlık Konutu’nda daha öfkelenmiş, bilenmiş bir Erdoğan.
Türkiye bu iki felaket senaryosuna mecbur mu?
O yüzden diyorum ki, bırakın Erdoğan kararını özgürce, hiçbir baskı altında kalmadan versin.
Çankaya’ya çıksa da bu rahatlıkla, vazgeçse de bu rahatlıkla hissetsin kendini.
Emin olun, bu hepimiz için en iyi psikolojik yönetim olacaktır.
Yine emin olun ki, bu hepimizin yararınadır.
* * *
Geçen gün bir arkadaşım çok ilginç bir tahlil yaptı.
"Türkiye en büyük atılımlarını, halkının çeşitli kanatları arasında bir mutabakat sağladığı zaman yapmıştır."
Hangi dönemler mi?
Kurtuluş Savaşı.
1950’lerin başındaki demokrasi ve ekonomi hamleleri. 1960’larda Demirel’in ilk dönemi.
1980’lerde Özal’ın dört eğilimi birleştirdiği dönem.
Benim Cumhurbaşkanlığı seçimi konusunda bir sorunum yok.
Ama önümüzdeki dönemle ilgili çok ciddi bir beklentim var.
AKP’nin, adaylarını belirlerken, bu tarihi gerçeği göz önünde tutarak daha birleştirici bir kadroyla seçime girmesi.
Yoksa Çankaya’ya çıkacak Erdoğan’ın, hepimizi şaşırtacak bir siyaset izleyeceğine eminim.
Prada ve Ralph Lauren de türbana girdi
BUNDAN bir süre önce Madonna’nın H&M zinciri için bir türban tasarladığını yazmıştım.
Ünlü modacıların türban işine girme trendi yayılıyor. Dünkü Newsweek Dergisi’nde iki ünlü modacının daha türban tasarladığını okudum.
Bunlardan biri Prada...
Öteki de Ralph Lauren. Fakat onlarınki Madonna’nın H&M için tasarladığına göre oldukça pahalı.
Prada’nın koyu kestane, neon yeşili ve pembe renklerde tasarladığı saten türbanın üzerinde mücevhere benzeyen bir takı da var.
Fiyatı 700 dolar. Ralph Lauren’inki ise 475 dolar.
Hatırlatayım, Madonna’nın tasarladığı türban 19 dolardı.
Cumhurbaşkanlığı tartışmasının yapıldığı bugünler için ilginç bir trend diye düşündüm.
10 Nisan 2007 Salı
Ertuğrul ÖZKÖK
Çankaya'da siyasi tatbikat
SORU 1: Rektörler Komitesi, Cumhurbaşkanlığı seçimi konusunda fikrini söyleme hakkına sahip midir?
Bence sahiptir.
Soru 2: Peki, Cumhurbaşkanlığı seçimi için 367 oy şart mıdır?
Bence hayır.
Bu ülkenin Meclis’i daha önce bu şartı aramadan Cumhurbaşkanlığı seçimi yapmışsa, şimdi suni şartlar yaratmak sadece yanlış değil, aynı zamanda derin bir haksızlık olur.
Bunlar benim şahsi görüşlerim.
Bir şahsi görüşüm daha var.
Cumhurbaşkanlığı seçimi konusunda, tehlikeli ve gereksiz bir gerginlik ortamı yaratıyoruz.
Bu gerginlik en büyük zararı, onu yaratanlara verecektir.
* * *
Gerginlik mimarlarına küçük bir "siyasi tatbikat" öneriyorum.
Bir an için şu ihtimali düşünün.
Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı’na adaylığını koymuş ve 16 Mayıs günü, TBMM tarihinde az görülür bir ekseriyetle cumhurbaşkanı seçilmiş.
O gün için bir "Exit (çıkış) stratejiniz" var mı?
O gün kendinizi nasıl hissedeceksiniz? Mesela, "Rejim elden gitmiş" diye mi düşüneceksiniz?
Bu duyguyla sokağa mı döküleceksiniz?
Askeri, göreve mi davet edeceksiniz?
Ben size söyleyeyim. Bunların hiçbiri olmayacak.
Yapabileceğiniz tek şey, rahmetli Özal’a yaptığınız olacaktır.
Ona en fazla 6 ay içinde alışırsınız.
Yani bu gerginlik stratejisinden kazanacağınız bir şey yok.
Ama kaybedeceğiniz çok şey var. Bakın size anlatayım.
Bunun sonunda, çok daha güçlü bir Erdoğan’ı Çankaya’ya göndermiş olacaksınız.
Bu da, gerginlik mimarlarının tarihi bir "hezimeti" olarak algılanacaktır.
İkinci bir senaryo daha var.
Gerginlik stratejisini uygulayanların galip geldiği bir senaryo.
Diyelim ki, Erdoğan, bu baskılar karşısında aday olmaktan vazgeçti ve Çankaya’ya başkası çıktı.
Yine 16 Mayıs’a dönelim.
O takdirde siz mi kazanmış olacaksınız?
Yoksa sadece "egonuz" ve "dar görüşlülüğünüz mü?"
Bu seçimden geriye "içi buruk", "mağdur" bir Erdoğan bırakmak sizce bir zafer mi olacaktır?
* * *
Şu tabloyu da düşünün.
Çankaya’da Erdoğan’ın sözünden çıkmayacak bir cumhurbaşkanı.
Tam karşıda Başbakanlık Konutu’nda daha öfkelenmiş, bilenmiş bir Erdoğan.
Türkiye bu iki felaket senaryosuna mecbur mu?
O yüzden diyorum ki, bırakın Erdoğan kararını özgürce, hiçbir baskı altında kalmadan versin.
Çankaya’ya çıksa da bu rahatlıkla, vazgeçse de bu rahatlıkla hissetsin kendini.
Emin olun, bu hepimiz için en iyi psikolojik yönetim olacaktır.
Yine emin olun ki, bu hepimizin yararınadır.
* * *
Geçen gün bir arkadaşım çok ilginç bir tahlil yaptı.
"Türkiye en büyük atılımlarını, halkının çeşitli kanatları arasında bir mutabakat sağladığı zaman yapmıştır."
Hangi dönemler mi?
Kurtuluş Savaşı.
1950’lerin başındaki demokrasi ve ekonomi hamleleri. 1960’larda Demirel’in ilk dönemi.
1980’lerde Özal’ın dört eğilimi birleştirdiği dönem.
Benim Cumhurbaşkanlığı seçimi konusunda bir sorunum yok.
Ama önümüzdeki dönemle ilgili çok ciddi bir beklentim var.
AKP’nin, adaylarını belirlerken, bu tarihi gerçeği göz önünde tutarak daha birleştirici bir kadroyla seçime girmesi.
Yoksa Çankaya’ya çıkacak Erdoğan’ın, hepimizi şaşırtacak bir siyaset izleyeceğine eminim.
Prada ve Ralph Lauren de türbana girdi
BUNDAN bir süre önce Madonna’nın H&M zinciri için bir türban tasarladığını yazmıştım.
Ünlü modacıların türban işine girme trendi yayılıyor. Dünkü Newsweek Dergisi’nde iki ünlü modacının daha türban tasarladığını okudum.
Bunlardan biri Prada...
Öteki de Ralph Lauren. Fakat onlarınki Madonna’nın H&M için tasarladığına göre oldukça pahalı.
Prada’nın koyu kestane, neon yeşili ve pembe renklerde tasarladığı saten türbanın üzerinde mücevhere benzeyen bir takı da var.
Fiyatı 700 dolar. Ralph Lauren’inki ise 475 dolar.
Hatırlatayım, Madonna’nın tasarladığı türban 19 dolardı.
Cumhurbaşkanlığı tartışmasının yapıldığı bugünler için ilginç bir trend diye düşündüm.
10 Nisan 2007 Salı