PDA

! FORUMDAN YARARLANMAK İÇİN ÜYE OLUN !
ÜYELİK İÇİN BURAYA TIKLAYARAK GEREKLİ ALANLARI DOLDURUN



FORUMA GİT : Cengiz ÇANDAR - Barzani’ye ağır ve ölçülü cevap


osenmer
10-04-2007, 10:38
http://www.ensonhaber.com/images/author/338_b.jpg
Cengiz ÇANDAR
Barzani’ye ağır ve ölçülü cevap






Mesut Barzani’nin el-Arabiyye televizyonuna yaptığı açıklamada Türkiye’ye ilişkin sarf ettiği sözler ağırdı ve kabulü mümkün olamazdı. Barzani’ye, yaptığı açıklamayla orantılı ağırlıkta ve gayet sert bir tepki Başbakan Tayyip Erdoğan’dan geldi.

Başbakan, “Geçenlerde Arap Ligi Riyad Zirvesi’ne davetliydik. Orada Irak Cumhurbaşkanı Talabani ile bu konulara yönelik bir görüşmemiz olmuştu ve 'Medya üzerinden konuşmasak çok isabetli olur' demiştik. Ben kendilerine orada bazı şeyler izah ettim fakat görülen o ki bu sözlerinde yine duramadılar, duramayacaklar” dedi ve şöyle devam etti:
“Ben şunu tavsiye ederim: Altından kalkamayacakları sözler söylemesinler. Yerlerini, konumlarını çok iyi tespit etmeleri gerekir. Sonra bu sözlerin altında ezilirler ve Türkiye ile sınırdaş olan bir Kuzey Irak, şu anda attığı bu adımlarla çok ciddi yanlışlar yapmakta ve bunun bedeli onlar için çok ağır olur. Biz tabii bir devletiz. Tarihi çok eski asırlara dayalı bir devletiz. Bırakın Kuzey Irak’ı, Bağdat’a kadar nasıl bir tarih geçirmişiz, bunu tüm tarih bilir. Bu bakımdan bu ifadeleri kullanırken çok dikkatli kullanmak lazım. Barzani burada ne yazık ki yine haddine tecavüz etmiştir, haddi aşmıştır. Bu ifadelerle eğer kendini tatmin ediyorsa onu bilemem ama Türkiye Cumhuriyeti’nin bu tür tatminlere ihtiyacı yok. Bu sözlerin altında kalmamaları gerekir. Buraya dikkat etmelerinde büyük fayda var.”
Tepki ağır ama yine de “ölçülü”.

*** *** ***

Barzani ne demişti?
Öncelikle Barzani’nin el-Arabiyye televizyonunun “İçtenlikle Konuşmak” başlıklı yeni başlatılan programına yaptığı açıklamaların özellikle Türkiye ile ilgili olmadığını; televizyon röportajının İran'a ve İsrail’e bakış açısı, Irak’ın iç durumu gibi geniş bir alanı kapsadığını belirtelim. El-Arabiyye muhabirinin röportajda “Türkler, Kürtlere Kerkük’ün Irak Kürdistanı’na bağlanmasına izin vermeyeceklerini söylüyorlar” demesi üzerine, Barzani şöyle karşılık veriyor:
“Türklerin Kerkük konusuna karışmasına izin vermeyeceğiz.”
Bunun üzerine el-Arabiyye muhabiri, “Türklerin büyük bir ordusu olduğunu” hatırlatıyor, Barzani devam ediyor:
“Askeri güçlerinden korkmuyorum. Askeri güçleri ne kadar güçlü olursa olsun, Saddam’ınkinden daha güçlü olmayacak. Askeri ve diplomatik güçlerinden korkmuyorum, çünkü kendileriyle ilgili olmayan bir işe karışıyorlar. Bir başka ülkenin iç meselesine karışıyorlar. Kerkük, Kürt kimlikli bir Irak şehridir. Tarih, coğrafya ve tüm gerçekler, Kerkük’ün Irak Kürdistanı’nın bir parçası olduğunu kanıtlıyor ve Kürdistan da Irak’ın bir parçasıdır. Dolayısıyla Kerkük, Kürt kimlikli bir Irak şehridir ve Türkiye’nin Kerkük konusuna karışmaya hiçbir hakkı yoktur. Eğer, karışırsa biz de Diyarbakır ve diğer şehirlere karışırız.”
Bu sözler üzerine, el-Arabiyye muhabiri kendisine “Bu, bir tehdit mi?” diye sormak zorunda hissediyor. Barzani’nin cevabı:
“Bu bir tehdit değildir ama müdahaleye karşı bir cevaptır. Türkiye’nin Kerkük konusuna karışmaya ne hakkı var? Eğer, oradaki birkaç bin Türkmen namına Kerkük konusuna karışma hakkını kendilerinde görüyorlarsa, o takdirde biz de Türkiye’deki 30 milyon Kürtle ilgili karışırız.”
Muhabir, “İşler buraya kadar dayanır mı” diye sorduğunda ise “Umarım dayanmaz. Eğer Türkler Kerkük konusuna karışmakta ısrar ederlerse tüm sonuçlarına katlanmaya ve Kerkük’e ilişkin planlarını uygulamalarına izin vermemeye hazırım” diyor.
Bir başka soruya cevabında ise “Rahatlamamıza ve özgür yaşamamıza izin verilmezse Allah adına yemin ederim ki, başkalarının güvenlik ve istikrar içinde yaşamasına izin vermeyeceğiz. Özgürlüğümüzü ve davamızı sonuna kadar savunmaya hazırız.”
Bu sözler, “Irak Kürtlerinin, Türkiye ve İran Kürtlerine yardım edip etmediği” sorusunu beraberinde getiriyor. Barzani, “İçtenlikle söyleyeyim ki, onların haklarını destekliyoruz” diyor, “Onların işlerine karışmıyoruz; haklarını talep etme veya hakları için mücadele etme yolunu onlar seçiyorlar.”
Türkiye ve İran Kürtlerine parasal ve silah yardımı yaptıklarını reddediyor ve ekliyor: “Bize sormuyorlar, biz de onların işlerine karışmaya niyetli değiliz. Ama onları manevi ve siyasi olarak destekliyoruz. Şiddet yoluna başvurulmasına karşıyız. Onları silahla desteklememiz imkânsız, fakat diğer her yolla onlara yardım etmeye hazırız.”

*** *** ***

Bu “akıllı” bir konuşma değil. Ayrıca, bir sürü “yanlış”la dolu. Türkiye’de Kürt sayısını 30 milyon olarak telaffuz ederek amiyane tabiriyle “işkembeden atması” bir yana, Kerkük için söyledikleri de tam bir “totoloji.” Kerkük’ün “Kürt kimlikli” bir şehir olduğunu, “tarih, coğrafya ve tüm gerçekler”in “Kerkük’ün Irak Kürdistanı’nın bir parçası” olduğunu söylerken “kerameti kendinden menkul” bir iddiada bulunup, siyaset inşa etmeye kalkıyor. Totoloji üzerine strateji kurulmaz.
Aynı yanlışı, babası da 1974’te yapmıştı ve “hesap hatası” Kürtlerin mahvına ve büyük acılarına mal olmuştu. Celal Talabani’nin, kopup ayrı bir örgütlenmeye gitmesi, baba Barzani’nin ağır hatasının sonucudur. O nedenle, Türkiye’nin karar vericilerinin Talabani ile Barzani’yi “aynı şey” görmemesinde yarar var.
Nitekim, bu “söylem”in Talabani nezdinde “olumlu” karşılanmadığı da göz önüne alınmalı. Bundan iki hafta önce, bir toplantı için Türkiye’de bulunan Bağdat hükümetinin bir Kürt bakanı, Barzani’den “ortalığı kızıştıran açıklamaları” nedeniyle şikâyet etmişti.
Niye böyle yapıyor?
1. Kişiliğiyle ilgili. Mesut Barzani, “rijid” bir kişiliğe sahip. Ayrıca, Erbil’in 20 kilometre kuzeyinde, Selahaddin’de bir dağın tepesinde dünyaya kapalı yaşıyor. Ufkunun çok geniş olduğu söylenemez.
2. Tümüyle “hesapsız” da sayılamaz. Türkiye’nin seçim atmosferinde bulunduğunu, iç dengeleri nedeniyle elinin kolunun çok serbest olmadığını düşünüyor. Türkiye’de kendilerine yönelik söylemin, daha ziyade Türkiye’nin iç politikasından kaynaklandığını ve iktidar mücadelesiyle ilgili olduğu kanısında. ABD’nin hem kendi iç politikasında ve hem de Irak’ta sıkıştığının farkında. Böylece, Kerkük için kritik bir karar yılında, kendi “manevra imkânı”nın hayli genişlediğine hükmediyor.
Bunlara bir de Mesut Barzani’nin, Türkiye’nin asıl meselesinin PKK falan değil, Irak Kürdistanı’ndaki oluşuma karşı olduğu ve bunu tanımamakta kararlı olduğuna inandığını ekleyelim. Bize, kısa süre önce “Barzani’nin hayal kırıklığı” diye anlatılan bu kanaati, Barzani’yi, kişiliğinden gelen özelliklerle de birleşerek daha da “katılaşma”ya sevk ediyor. “Uzlaşma noktası”na önce işleri “tırmandırarak” ulaşmak gibi Ortadoğu’da genelgeçer bir “diplomatik çizgi” izlediği de düşünülebilir.
Ancak yanlış yapıyor. Türkiye’nin Kuzey Irak’a “eli kulağında” bir askeri müdahalesi elbette söz konusu değil. Türkiye’nin ulusal çıkarı, Irak’taki durum, ABD, bölgesel ve uluslararası dengeler, vs buna izin vermiyor. Türkiye ile Irak Kürt liderlerinin ilişkilerinin bir süre daha karşılıklı “haşin demeçler”le devam etmesi bekleniyor. Mesut Barzani, böylece bir “taktik avantaj” elde ettiği düşüncesine kapılabilir.
Bu durumdan bir “stratejik avantaj” sağladığı pek kuşkulu. Türklerle Kürtlerin husumet biriktirmesi, her ikisine de yaramaz ama “güç dengeleri”ne bakıldığında Kürtlere hiç yaramaz.
Tayyip Erdoğan’ın ölçülü ama ağır tepkisinde gönderdiği “mesaj”ı böyle anlamak gerek...



10 Nisan 2007 Salı