osenmer
23-04-2007, 10:31
http://www.ensonhaber.com/images/author/351_b.jpg
Taha AKYOL
'Hâkimiyet milletindir'
23 Nisan 2007 Pazartesi 06:21
KURTULUŞ Savaşı'nı Devrim Komite Konseyi, Halk Kurtuluş Cephesi falan gibi 'komite' örgütlenmeleriyle değil, Millet Meclisi ile yapan ve öyle kurulan tek ülke Türkiye'dir. Bunun tek sebebi, kongreler yapıp, meclis açmaya müsait, işgal edilmemiş yerlerin bulunması değildir.
"Uluslaşma" ve "demokrasi" tarihimizden gelen köklü sebepleri vardır.
Kimse savaşta Irak'ı, Suriye'yi, Filistin'i kaybettik diye üzülmüyor. Zaten Misak-ı Milli'de bu açıkça belirtiliyor.
Ama Doğu'da Ermenistan kurulması, Batı'da Yunan işgali tehlikeleri herkesi ayağa kaldırıyor. Demek ki hem "vatan" bilinci, hem cemiyetler kurup kongreler yapacak bir demokrasi pratiği oluşmuştu. Merhum Prof. Bülent Tanör "Türkiye'de Kongre İktidarları" adlı değerli eserinde bu köklü süreci çok iyi anlatır.
İlk milli kurtuluşçu cemiyet "Kars Milli İslam Şûrası" 5 Kasım 1918'de kuruluyor. Ermeni tehlikesine karşı ikinci cemiyet, 2 Aralık 1928'de kurulan Doğu Vilayetleri Müdafaa-i Hukuk-u Milliye Cemiyeti'dir; Erzurum Kongresi'ni toplayacaktır.
Yunan tehlikesine karşı ilk milli cemiyet ise, 6 Kasım 1918'de kurulan İzmir Müdafaa-i Hukuk-u Osmaniye Cemiyeti'dir.
Kongrelerden Meclis'e
Bülent Tanör'ün tespitlerine göre, 5 Kasım 1918 ile Eylül 1919'daki Sivas Kongresi'ne kadar olan dönemde bu tür milli yerel kongrelerin sayısı 15'tir. Sivas Kongresi dahil, Ekim 1920'ye kadar kongrelerin sayısı 30'a çıkıyor. Okumuşlar, din adamları, tüccar ve eşraf kongrelerin sosyal öncüleridir. Bazı kongreler silahlı direniş teşkilatları da kuruyor.
Askeri kadro, Cihan Savaşı'nın kahramanlarıdır, generallerden binbaşılara, yüzbaşı ve teğmenlere kadar.
Baş lazım, hem askeri komutan, hem siyasi lider. Bu, tartışmasız Mustafa Kemal'dir. Mustafa Kemal de bu zeminde, kongrelerden Meclis'e uzanan, meşruiyetini "milletin temsili"nden alan bir zemine dayanarak Milli Mücadele'yi askeri ve siyasi zafere götürecektir.
Öyle hakiki bir Meclis ki Gazi ve Mareşal unvanı vererek kutladığı Sakarya kahramanına meşhur Başkumandanlık Kanunu ile "fevkalade selahiyetler" vermeyi bir türlü içine sindiremiyor, verince de sıkı sürelere bağlıyor.
Meşruluğun temeli
Bunaldığı bir sırada Gazi Paşa, en yakın arkadaşı, Garp Cephesi Kumandanı İsmet Paşa'ya özel bir mektupla soruyor: Bu Meclis'le çalışamıyorum, kapatacağım, ne dersin?
İsmet Paşa'nın cevabı:
"Bilmek gerekir ki şimdiye kadar bir Millet Meclisi'ne dayanarak millet namına savaşmanın bu mücadelede bize çok itimat veren tarafı vardır. Şimdiye kadar buna dayanarak bu mücadeleye devam edebildik. İstanbul Hükümeti, padişah, bunların hepsi düşman elindedir. Meclis dağıtılırsa millet namına, milletin kararıyla mücadele ediyoruz tezi, elimizden gitmiş olacaktır..." (İsmet İnönü, Hatıralar, Bilgi Yay. sf. 378)
Milli Mücadele elbette Kars, İnönü, Sakarya ve Büyük Taarruz zaferleriyle kazanıldı. Fakat askeri zaferlerin de meşruiyet zemini Türkiye Büyük Millet Meclisi idi.
Askeri yetkiler Meclis kararlarına, kanunlara dayanıyordu.
Meclis 'atanmış' değil, 'seçilmiş' üyelerden oluşuyordu, fikir yelpazesi genişti. Samet Ağaoğlu'nun deyimiyle, "Bizim Konvansiyon'umuz"du.
Bugün o şanlı Meclis'in açılışını kutluyoruz.
"Hâkimiyet milletindir."
Taha AKYOL
'Hâkimiyet milletindir'
23 Nisan 2007 Pazartesi 06:21
KURTULUŞ Savaşı'nı Devrim Komite Konseyi, Halk Kurtuluş Cephesi falan gibi 'komite' örgütlenmeleriyle değil, Millet Meclisi ile yapan ve öyle kurulan tek ülke Türkiye'dir. Bunun tek sebebi, kongreler yapıp, meclis açmaya müsait, işgal edilmemiş yerlerin bulunması değildir.
"Uluslaşma" ve "demokrasi" tarihimizden gelen köklü sebepleri vardır.
Kimse savaşta Irak'ı, Suriye'yi, Filistin'i kaybettik diye üzülmüyor. Zaten Misak-ı Milli'de bu açıkça belirtiliyor.
Ama Doğu'da Ermenistan kurulması, Batı'da Yunan işgali tehlikeleri herkesi ayağa kaldırıyor. Demek ki hem "vatan" bilinci, hem cemiyetler kurup kongreler yapacak bir demokrasi pratiği oluşmuştu. Merhum Prof. Bülent Tanör "Türkiye'de Kongre İktidarları" adlı değerli eserinde bu köklü süreci çok iyi anlatır.
İlk milli kurtuluşçu cemiyet "Kars Milli İslam Şûrası" 5 Kasım 1918'de kuruluyor. Ermeni tehlikesine karşı ikinci cemiyet, 2 Aralık 1928'de kurulan Doğu Vilayetleri Müdafaa-i Hukuk-u Milliye Cemiyeti'dir; Erzurum Kongresi'ni toplayacaktır.
Yunan tehlikesine karşı ilk milli cemiyet ise, 6 Kasım 1918'de kurulan İzmir Müdafaa-i Hukuk-u Osmaniye Cemiyeti'dir.
Kongrelerden Meclis'e
Bülent Tanör'ün tespitlerine göre, 5 Kasım 1918 ile Eylül 1919'daki Sivas Kongresi'ne kadar olan dönemde bu tür milli yerel kongrelerin sayısı 15'tir. Sivas Kongresi dahil, Ekim 1920'ye kadar kongrelerin sayısı 30'a çıkıyor. Okumuşlar, din adamları, tüccar ve eşraf kongrelerin sosyal öncüleridir. Bazı kongreler silahlı direniş teşkilatları da kuruyor.
Askeri kadro, Cihan Savaşı'nın kahramanlarıdır, generallerden binbaşılara, yüzbaşı ve teğmenlere kadar.
Baş lazım, hem askeri komutan, hem siyasi lider. Bu, tartışmasız Mustafa Kemal'dir. Mustafa Kemal de bu zeminde, kongrelerden Meclis'e uzanan, meşruiyetini "milletin temsili"nden alan bir zemine dayanarak Milli Mücadele'yi askeri ve siyasi zafere götürecektir.
Öyle hakiki bir Meclis ki Gazi ve Mareşal unvanı vererek kutladığı Sakarya kahramanına meşhur Başkumandanlık Kanunu ile "fevkalade selahiyetler" vermeyi bir türlü içine sindiremiyor, verince de sıkı sürelere bağlıyor.
Meşruluğun temeli
Bunaldığı bir sırada Gazi Paşa, en yakın arkadaşı, Garp Cephesi Kumandanı İsmet Paşa'ya özel bir mektupla soruyor: Bu Meclis'le çalışamıyorum, kapatacağım, ne dersin?
İsmet Paşa'nın cevabı:
"Bilmek gerekir ki şimdiye kadar bir Millet Meclisi'ne dayanarak millet namına savaşmanın bu mücadelede bize çok itimat veren tarafı vardır. Şimdiye kadar buna dayanarak bu mücadeleye devam edebildik. İstanbul Hükümeti, padişah, bunların hepsi düşman elindedir. Meclis dağıtılırsa millet namına, milletin kararıyla mücadele ediyoruz tezi, elimizden gitmiş olacaktır..." (İsmet İnönü, Hatıralar, Bilgi Yay. sf. 378)
Milli Mücadele elbette Kars, İnönü, Sakarya ve Büyük Taarruz zaferleriyle kazanıldı. Fakat askeri zaferlerin de meşruiyet zemini Türkiye Büyük Millet Meclisi idi.
Askeri yetkiler Meclis kararlarına, kanunlara dayanıyordu.
Meclis 'atanmış' değil, 'seçilmiş' üyelerden oluşuyordu, fikir yelpazesi genişti. Samet Ağaoğlu'nun deyimiyle, "Bizim Konvansiyon'umuz"du.
Bugün o şanlı Meclis'in açılışını kutluyoruz.
"Hâkimiyet milletindir."