osenmer
23-04-2007, 10:32
http://www.ensonhaber.com/images/author/417_b.jpg
Ayşe ARMAN
Dünya bomboş ben de yapayalnızım
23 Nisan 2007 Pazartesi 06:11
İnsanın, izlemeye, dinlemeye doyamayacağı bir kadın. Dün başlayan Yıldız Kenter söyleşisi, bugün de devam ediyor...
Sanat alanında müthiş hizmetler verdiniz bu ülkeye. Karşılığını aldığınızı düşünüyor musunuz? Yoksa bir kırgınlığınız var mı?
- Değişiyor. Bazen içim rahat oluyor, bazen bir çocuk gibi kırılıyorum. Seyirci gelmediği zamanlarda mesela. Bir dönemler, 6-9 ful oynardık. Artık tiyatro bir gün doluyor, bir sonraki gün bakıyorsun, sadece üç sıra. Çabuk bozulduk...
Sizce sebep...
- Ooooo sebep çok! Televizyon, televizyon kanalları, kolayın, ucuzun, yüzeyselin hákim olması, trafik, tinerci çocuklar, sokaklardaki güvensizlik... Bunların hepsi, insanları evlerine soktu. "Ah ben öğrenciyken, sizi ne kadar çok http://www.hurriyet.com.tr/_newsimages/3247087.jpgseyrederdim" diyor mesela karşımdaki. "E şimdi niye seyretmiyorsunuz" diyorum, "Ben aynı benim!.." "Ama ben değilim Yıldız Hanım" diyor, "Bütün gün çalışıyorum ve insanı yutan bir şehirde yaşıyorum. Tiyatroya gidecek hal mi kalıyor bu İstanbul’da?" Kızıyorum ama inanır mısınız, hak da veriyorum. Kardeşim Müşfik, "Ben bile, bu trafikte tiyatroya gitmem!" diye beyanat vermiş bir gazeteye. E haklı. Hepimiz bu şehirde, yüreğimiz ağzımızda yaşıyoruz. 3’teki oyun için, yola 1’e çeyrek kala çıkıyorum, nefes nefese gidiyorum ve hálá endişeliyim: Ya yetişemezsem?
Dünyanın başka yerinde, sizin kadar ün yapmış oyuncular nasıl yaşıyor, siz nasıl yaşıyorsunuz?
- Bazılarından daha iyi yaşıyorum, bazılarından daha kötü. Zaten para mara değil mesele, Türkiye bana paradan çok daha kıymetli bir şey verdi...
Nedir o?
- İtibar. Othello’da Rodrigo, "Reputation" (itibar) der ya, o hesap. Bu tabii, yorucu bir şey aynı zamanda. Sürekli sırtınızda yumurta küfesi gibi bir şeyle dolaşıyorsunuz. Aman kırılmasın, aman bir kazaya uğramasın. Belli bir süre onu taşıdıktan sonra, düşürmek istemiyorsunuz...
78, nasıl bir yaş?
- Öbür yaşlar gibi. Farklı değil. Bir şeylerin sonuna yaklaştığının daha bir bilincinde oluyorsun ama korkmuyorsun. Biraz belim ağrıyor. Dizlerimde sorun var. Ama yürüyorum, sporumu yapıyorum. Bir yere çakılıp kalmadan, ayakta ölmeye çalışıyorum. Bu da bir maharet. Miş. Kolay değil yani...
Yeni projeler?
- Olmaz mı? Hep var. Bu hafta İngiltere’ye gidiyorum mesela oyun için. Kafamda bir sürü şey var. Ama ne yazık ki, bazı projelerimin tekerine çomak sokuluyor. Beni çok heyecanlandıran bir oyun vardı mesela. Oyunun yönetmenliğini yapacak kişi, "Hakkını aldım" dedi. Ben de oyunu nasıl oynayacağımı düşündüm, rolümü çalıştım, saçımı, kostümümü hazırladım. En önemlisi ruhumu hazırladım. Meğer ne hakkını almış, ne de bir şey. Oyunu başkası almış, oynuyor. Birdenbire açıkta kalıverdim. Üzüldüm tabii.
En çok neyi yaptığınız için seviniyorsunuz?
- Bilmem. Hayatta, çok daha iyi, çok daha güzel şeyler yapabilmeliydim. Bir tiyatrocu aslında yalnız bir insandır. Ben de öyleyim. Bazen şöyle düşünüyorum: Dünya bomboş, ben de yapayalnızım. Üstelik, etrafımdaki kalabalığa rağmen öyleyim. Benim kalabalığımda Maria Callas’lar, Martı’daki kadınlar, Hürrem Sultan’lar, Kösem Sultan’lar, daha nice kadınlar var. Baktığın zaman, ne roller ne roller. Böyle bir kalabalıkla yaşıyorum, yalnız olmamam lazım, ama işte kalabalık içindeki o yalnızlığı, pek çok insan gibi ben de yaşıyorum. E tabii Şükran’ı kaybettikten sonra, hayat daha da zor oldu. O dosttu, arkadaştı, sevgiliydi, babaydı. Çok özlüyorum onu...
HAMİŞ: Herkesin 23 Nisan’ını kutluyorum.
Ayşe ARMAN
Dünya bomboş ben de yapayalnızım
23 Nisan 2007 Pazartesi 06:11
İnsanın, izlemeye, dinlemeye doyamayacağı bir kadın. Dün başlayan Yıldız Kenter söyleşisi, bugün de devam ediyor...
Sanat alanında müthiş hizmetler verdiniz bu ülkeye. Karşılığını aldığınızı düşünüyor musunuz? Yoksa bir kırgınlığınız var mı?
- Değişiyor. Bazen içim rahat oluyor, bazen bir çocuk gibi kırılıyorum. Seyirci gelmediği zamanlarda mesela. Bir dönemler, 6-9 ful oynardık. Artık tiyatro bir gün doluyor, bir sonraki gün bakıyorsun, sadece üç sıra. Çabuk bozulduk...
Sizce sebep...
- Ooooo sebep çok! Televizyon, televizyon kanalları, kolayın, ucuzun, yüzeyselin hákim olması, trafik, tinerci çocuklar, sokaklardaki güvensizlik... Bunların hepsi, insanları evlerine soktu. "Ah ben öğrenciyken, sizi ne kadar çok http://www.hurriyet.com.tr/_newsimages/3247087.jpgseyrederdim" diyor mesela karşımdaki. "E şimdi niye seyretmiyorsunuz" diyorum, "Ben aynı benim!.." "Ama ben değilim Yıldız Hanım" diyor, "Bütün gün çalışıyorum ve insanı yutan bir şehirde yaşıyorum. Tiyatroya gidecek hal mi kalıyor bu İstanbul’da?" Kızıyorum ama inanır mısınız, hak da veriyorum. Kardeşim Müşfik, "Ben bile, bu trafikte tiyatroya gitmem!" diye beyanat vermiş bir gazeteye. E haklı. Hepimiz bu şehirde, yüreğimiz ağzımızda yaşıyoruz. 3’teki oyun için, yola 1’e çeyrek kala çıkıyorum, nefes nefese gidiyorum ve hálá endişeliyim: Ya yetişemezsem?
Dünyanın başka yerinde, sizin kadar ün yapmış oyuncular nasıl yaşıyor, siz nasıl yaşıyorsunuz?
- Bazılarından daha iyi yaşıyorum, bazılarından daha kötü. Zaten para mara değil mesele, Türkiye bana paradan çok daha kıymetli bir şey verdi...
Nedir o?
- İtibar. Othello’da Rodrigo, "Reputation" (itibar) der ya, o hesap. Bu tabii, yorucu bir şey aynı zamanda. Sürekli sırtınızda yumurta küfesi gibi bir şeyle dolaşıyorsunuz. Aman kırılmasın, aman bir kazaya uğramasın. Belli bir süre onu taşıdıktan sonra, düşürmek istemiyorsunuz...
78, nasıl bir yaş?
- Öbür yaşlar gibi. Farklı değil. Bir şeylerin sonuna yaklaştığının daha bir bilincinde oluyorsun ama korkmuyorsun. Biraz belim ağrıyor. Dizlerimde sorun var. Ama yürüyorum, sporumu yapıyorum. Bir yere çakılıp kalmadan, ayakta ölmeye çalışıyorum. Bu da bir maharet. Miş. Kolay değil yani...
Yeni projeler?
- Olmaz mı? Hep var. Bu hafta İngiltere’ye gidiyorum mesela oyun için. Kafamda bir sürü şey var. Ama ne yazık ki, bazı projelerimin tekerine çomak sokuluyor. Beni çok heyecanlandıran bir oyun vardı mesela. Oyunun yönetmenliğini yapacak kişi, "Hakkını aldım" dedi. Ben de oyunu nasıl oynayacağımı düşündüm, rolümü çalıştım, saçımı, kostümümü hazırladım. En önemlisi ruhumu hazırladım. Meğer ne hakkını almış, ne de bir şey. Oyunu başkası almış, oynuyor. Birdenbire açıkta kalıverdim. Üzüldüm tabii.
En çok neyi yaptığınız için seviniyorsunuz?
- Bilmem. Hayatta, çok daha iyi, çok daha güzel şeyler yapabilmeliydim. Bir tiyatrocu aslında yalnız bir insandır. Ben de öyleyim. Bazen şöyle düşünüyorum: Dünya bomboş, ben de yapayalnızım. Üstelik, etrafımdaki kalabalığa rağmen öyleyim. Benim kalabalığımda Maria Callas’lar, Martı’daki kadınlar, Hürrem Sultan’lar, Kösem Sultan’lar, daha nice kadınlar var. Baktığın zaman, ne roller ne roller. Böyle bir kalabalıkla yaşıyorum, yalnız olmamam lazım, ama işte kalabalık içindeki o yalnızlığı, pek çok insan gibi ben de yaşıyorum. E tabii Şükran’ı kaybettikten sonra, hayat daha da zor oldu. O dosttu, arkadaştı, sevgiliydi, babaydı. Çok özlüyorum onu...
HAMİŞ: Herkesin 23 Nisan’ını kutluyorum.